Bir toplumun görünmeyen sermayesi güvendir.

Bir toplum neden gelişir?

Sadece para, teknoloji ya da hukuk sayesinde mi?

Hayır.

Bütün bunların altında görünmeyen bir kolon vardır: güven.

Güven nedir?

Güven, bilinenle bilinmeyen arasında geleceğe ait alandır. İnsan yarından korkmuyorsa üretir, paylaşır, plan yapar. Ama yarın belirsizleştiğinde içine kapanır; kendini, evini ve geleceğini koruma refleksiyle yaşamaya başlar.

Bu yüzden güvenin azaldığı toplumlarda insanlar önce birbirinden uzaklaşır.

Brezilya atasözü bunu çok net anlatır:

“Anne, ben biraz hamileyim” diyemezsin.

Ya hamilesindir ya değilsindir.

Güven de böyledir.

Bir topluma biraz güven olmaz.

Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerine baktığımızda ortak özellik yalnızca yüksek gelir değildir. İnsanların birbirine, hukuka ve devlete duyduğu güven duygusu da yüksektir.

Çünkü gelişmiş toplumlarda insanlar bilir:

Hastalandığında sistem onu koruyacaktır.

Yaşlandığında yalnız bırakılmayacaktır.

Çocuğu eğitim alabilecektir.

İşte sosyal devlet tam burada başlar.

Sosyal devlet yalnızca maaş dağıtan yapı değildir; insanın geleceğe dair korkusunu azaltan sistemdir.

Peki güven azalınca ne olur?

İnsan güveni ilişkilerde değil, nesnelerde aramaya başlar.

Bizde bunun adı çoğu zaman ‘tapu’dur.

Çünkü geleceğe güvenmeyen toplumlarda ev yalnızca barınak değildir; psikolojik sığınaktır.

Ancak ihtiyaç güvenlik arayışından çıkıp hırsa dönüşürse değerler aşınmaya başlar. İnsan biriktirdikçe huzur bulacağını sanır ama korkusu daha da büyür.

Toplum hafızasında dolaşan bazı sözler aslında büyük kırılmaların özetidir:

“Babana bile güvenmeyeceksin.”

“Ben yalnızca bastığım toprağa güvenirim.”

Sonra deprem olur…

Ve insan bastığı toprağın bile ikiye ayrıldığını görür.

Dinar depreminden sonra hemşerilerimden çok duydum:

“Onun kafası kırık…”

Aslında kırılan yalnızca binalar değildi.

İnsanların dünyayı güvenli görme biçimi kırılmıştı.

Çünkü güven cam gibidir.

Yıllarca birikir, birkaç saniyede kırılır.

Ruh gibidir; çıktığı bedene yeniden dönmesi zordur.

Bugün yaşadığımız rüşvet, yolsuzluk, şiddet ve toplumsal öfkenin merkezinde de bu güven kaybı vardır.

İnsan hukuka güvenmezse kısa yolu arar.

Sisteme güvenmezse yalnızca kendini kurtarmaya çalışır.

Geleceğe güvenmezse ortak hayat zayıflar.

Oysa toplumları ayakta tutan şey sadece kanunlar değildir.

Birbirine güvenebilen insanların görünmeyen sözleşmesidir.

Bu yüzden bugün en büyük ihtiyaç yeni binalar kadar yeni bir güven iklimidir.

Çünkü güvenin olduğu yerde insanlar yeniden birbirine yaklaşır.

Şiddet azalır.

Aidiyet artar.

Gençler yeniden hayal kurar.

Bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca kasasındaki para değil, insanlarının birbirine duyduğu güvendir.