Rüşveti insan mı icat etti, yoksa boşluklar mı davet etti?

“Rüşveti alan da veren de suçlu.”

Peki… bu cümle neden yetmiyor?

Hiç teklif almayanın erdemi ne kadar gerçek?

Karanlıkla karşılaşmadan “ben yapmam” demek, bir değer midir yoksa bir varsayım mı? Erdem, seçenek olduğunda başlar mı?

Platon’un işaret ettiği gibi: Sistem yanlışsa, iyi insan ne kadar dayanabilir?

Sorun insan mı, zemin mi?

Bozuk bir sistem, iyi insanı koruyabilir mi?

Yoksa zamanla onu da kendine mi benzetir?

Rüşvet bir karakter mi, bir tasarım hatası mı?

Kolonları eksik bir binanın çökmesini ‘betonun ahlakıyla’ açıklayabilir miyiz?

Avrupa da yaşayan bir Türk vatandaşının Edirne’den ülkemize girdiğinde trafik kuralları konusunda davranışı hepimize örnektir doğru mu?

Sistem;

• Karmaşıksa,

• Keyfiyse,

• Şeffaf değilse… O boşluğu kim doldurur?

Rüşvetin büyüğü küçüğü var mı, yoksa sınırı sistem mi belirler?

200 TL’lik fırsat bulan 200 mü alır?

1 milyon dolarlık zeminde rakam değişir mi, yoksa sadece sıfırlar mı artar?

Çünkü rüşvetin panzehri sadece vicdan azabı değil, yakalanma riskinin kesinliğidir. İnsanı dürüst tutan şey sadece içindeki pusula değil, dışarıdaki radardır. Radarı olmayan bir sistemde, pusulası sapanları suçlamak sadece sonuca ağlamaktır.

Neden bazı yerlerde daha az, bazılarında daha çok?

Avrupa Birliği ihale düzenlerini neden istikrarlı tutar?

Biz neden sürekli değiştiririz?

Kural sık değişirse, güven kalır mı?

Çözüm nerede başlar?

İnsan yetiştirmekte mi, sistem kurmakta mı?

Siyasi etik olmadan güven olur mu?

Siyasetin finansman şeffaf değilse hesap sorulabilir mi?

Liyakat yoksa direnç mümkün mü?

Makam cazip oldukça sınır korunabilir mi?

Ne arıyoruz? İyi insan mı? Yoksa kötüye fırsat vermeyen sistem mi?

Çünkü gerçek şu: Ahlak, sistemin meyvesidir. Kök çürükse, meyve ne kadar dayanır?

Çözüm; niyetleri terbiye etmekte değil, imkanları denetleyen o ‘zor’ sistemi kurmakta saklıdır.