Sanatçının dediği gibi;
“Güzel ve yalnız ülkem…”
Vah ki sana vah…
İçeride şahin, dışarıda serçe olan ülkem…
Sana hiç yakışıyor mu?
Kan kırmızıya boyanmış Ortadoğu haritasında yaşamak sana da utanç vermiyor mu?
İsrail’in, Gazze’de yakıp yıkmasına, İran’a binlerce roket atarak katliam yapılmasına ağıtlar yakıp bolca gürültü yaparken; Gülistan’ın, Narin’in ve binlerce faili meçhul(!) katledilenlerin faillerini bir türlü ortaya çıkaramaman “şanlı tarihinin” hangi sayfasına sığıyor?
Myanmar’da yapılan katliamlara gözyaşı dökerken, kendi ülkende canlı bombaların hedefinde can verenler için usulden de olsa yas ilan etmemek, faillerini adalete teslim edememek tarihindeki hangi merhamet ve aidiyet duygusuna denk düşüyor…
Ey halkım, ne çabuk unutuyorsun…
Geçmişte Mısır Adeviye’de faşist Sisi’nin ordusunun yaptığı katliamda ölen kadınlar için meydanlarda Rabia selamı verip yemin ederken, Madımak ’ta, Roboski’de Ankara’da, Diyarbakır’da, Suruç’ta ve İstanbul Atatürk Havaalanında katledilenler için bırakın yemin etmeyi “rahmet” bile dilememek, olayların üzerine gidilmesi için baskı yapmamak inancınızın hangi ilkesine uyuyor?
Hiçbir yandaşlığı kabul etmeyip demokrasi onurunu koruyanlara açlık, yoksulluk ve her türlü ceza reva görürken; yandaşlara ve kendisine servet transfer etmek için her türlü yolsuzluğu, rüşveti ve skandalları utanmadan yapmak hangi tür dik duruşluluktur?
Vah ülkem vah…
“Güzel ve yalnız ülkem…”
Ne oldu sana böyle?
Sen ki, “dağlarında tek tek ateşlerin yakıldığı” ülkeydin…
Senin bağrından “gözleri çakmak çakmak, Sarışın bir Kurt” çıkmış, baş eğdirmişti yedi düvele…
O Sarışın Kurt ki, Saray uşaklarını kuyruklarından tuttuğu gibi silkelemiş, dizlerinin bağlarını çözmüştü…
“Yaşasın bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi, kahrolsun emperyalizm” diyerek idam sehpasına tekme atan özgürlük savaşçısı, yiğit devrimcilerin vardı senin…
15-16 Haziran 1970 günlerinde üretimden gelen gücünü kullanarak iktidarları titreten işçi sınıfın vardı bir zamanlar…
Ne oldu sana böyle ey halkım?
Senin özgürlüğün için dağlarda, enkaz altlarında, kimsesizler mezarlığında kefensiz yatan binlerce yiğit insanın onurundan da mı utanmıyorsun artık?
Vah ki vah…
Bir dön de kendine bakıver…
Nasıl parçalanmışsın, nasıl kan revan içerisindesin, nasıl açlıktan nefesin kokar hale gelmiş, nasıl gözlerine bir umutsuzluk oturmuş bir gör, bir gör kendini be…
Nasıl kandırıldığını, nasıl aldatıldığını, nasıl soyulduğunu artık gör…
“Kör olasın demiyorum…
“Kör olma da gör halini…”
Güzel ve yalnız ülkem…
Vah ki sana vah…