İslam’ın Allah inancı tevhit merkezlidir. Bizim inandığımız Allah bir ve tekdir. Onun özelliklerinde bir zafiyet bulunamaz.
Allah her konuda güç ve kudret sahibidir. Kimseye ihtiyacı yoktur. Zafiyetten bahsedilemez. Bilme, görme ve duyma gibi konularda engeli ve sınırı yoktur.
Kural koyma yetkisi kendisinde olduğundan hiçbir şekilde şerik-ortak kabul etmez.
Kâinatı her boyutta ve halde çok ayrıntılı yaratmış ve işleyişi birbiriyle tezat olmayan kurallara bağlamış. İnsanoğlu için anlamsız, ters ve gereksiz gibi görünen bazı durumlar zaman içinde anlamlarını insanlığa göstermektedir.
Kolay sayılabilecek kadar yasakları çok açık beyan etmiş. Bunların yanında temel prensiplerle oluşturduğu ve Farz diye isimlendirilen emirleri de emir kipi fiillerle duyurmuştur.
Yani Farz isimli emir ve Haram isimli yasakları net olan bir dinin iman konusundan bahsetmekteyim. Allah bu emir ve yasaklar yani Farz ve Haramlar konusunda tek yetkilidir. Hiç ama hiç kimse onun bu yetkisini kullanamaz.
Allah için böyle bir durum zafiyettir ve bizim inandığımız Allah’ın hiçbir konuda zafiyeti yoktur.
Tarihin her döneminde dinden çıkar sağlama amaçlı oluşumlar olmuştur. Allaha ait olan yetkileri kullanmak suretiyle çıkar elde edenler, insanları korkutarak onları etki altına sokanlar ve benzeri tezgâhları kuranlar hep olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Bu tipler de bir imtihanın içindedirler. İnandıklarını iddia ettikleri dinin açık emirlerine rağmen bu yaratıcıya ait olan yetki cümlelerini hoyratça kullanmaktadırlar.
İstediklerini cehenneme atmakta hiç tereddüt göstermezler. Yine istediklerini cennetin en prestijli mekanlarıyla ödüllendirmektedirler.
Hatalı ya da günahkâr birisi öldüğünde derhal ona cehennem biletini keserler. Ne ahiret ne hesap hiçbir disiplin onların umurlarında bile olmaz.
Bir insanı yüceltmek için ona yaptıkları yakıştırmalardan her türlü hesap kitap işini halletmiş ve cenneti garantilemiş bir duruma getirirler.
İtikadımızın en temel prensibinin üstünü ara sıra örterek rütbe ve mekân tahsisini zevkle ve korkusuzca yaparlar.
Hıristiyanlığı ve Yahudiliği kendi müntesibi olan çıkar gurupları tanrısal yetkileri olduğunu iddia ettikleri ve ruhbanlık dediğimiz kutsallık elbisesi giydirdikleri kişilerle yozlaşmayı başlattılar ve bugün itibarıyla İsa Peygamberi Oğul, Tanrıyı Baba ve Meryem validemizi de Hz. İsa’yı doğuran kutsal ruh olarak ilan ettiler ve tanrısal gücü kullanmayı dini bir kurala dönüştürdüler.
Yargılama, affetme, cennete gönderme, cehenneme atma, cezalandırma, ödüllendirme, doğum ve ölüm gibi yetkilerde Allah kimseye yetki devri yapmaz.
Bu tür yetki gaspının adı ŞİRKTİR. Ve Rabbimiz bu konuda şöyle buyurur;
Nisâ Suresi, 48. Ayet: "Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise dilediği kimse için affeder. Kim Allah'a şirk koşarsa, hiç şüphesiz pek büyük bir günah işlemiş olur."
Bu konuda onlarca ayet mevcut Kuran-ı Kerimde. Ayrıca Sevgili Peygamberimizin de bu konudaki Hadisleri bizi çok ciddi bir konu olan şirke karşı uyarmaktadır.
Unutmayalım ki haramları Allah belirledi ve de değişmez. Yasakları ise insanlar belirler. Şartlar değişince yasaklar da değişir. O yüzden; ‘’Her haram yasaktır ama her yasak haram değildir.’’
Kim hangi cehalet seviyesiyle kendi sonunu bilmeden başkaları hakkında Allah’ın yetkisini kullanır ki? Bu nasıl bir dengesizliktir?
Allah bu tür cahillerden ve cehaletlerden bizleri korusun.
Allah’a emanet olunuz.