Bir hayatım olsun.

Sade.

İşim, eşyalarım, kıyafetlerim, ilişkilerim, zihnim, işlerim.

Mesela, etrafımda hiç kimse yalan konuşmasın.

Evetler sadece evet, hayırlar da açık bir şekilde hayır olsun.

Gülünce içten gülmeli insan. Ağlamaktan da çekinmemeli.

Kapris ve kompleks gibi sahte davranışlara ihtiyaç duymayacak kadar kendisiyle barışık olmalı.

Herkesin elinden gelenin sınırları olduğunu bilmeli, sınırsızlığın şımarıklık olduğunu unutmamalı.

Elalem ne der diye bir endişemin olmadığı bir çevrem olsun. Yargılanmadığım, yargılamadığım, hoş görülüp hoş gördüğüm bir ortam istiyorum.

Çevremdeki her şeyin doğal ve sade olmasını hayal ediyorum.

Gösterişten uzak, şımarıklığın giremediği, israfa mesafeli bir sosyal gurup içinde olmayı hayal ediyorum.

Hakkın ve adaletin değişmez bir ilke olarak kabul görüp uygulandığı bir toplum hayal ediyorum.

Hayatın her aşamasının muhasebesini yapan insanlarla beraber yaşamak istiyorum.

Sadece kişisel menfaat düşünen insanlardan uzak olmak istiyorum.

Şüphecilik hastalığına bulaşmamış insanlarla konuşmak istiyorum.

Kötü niyetli ve sözlü insanları tanımak dahi istemediğim bir dünya hayalim var.

Kişisel kontrolünü nefsine ve şehvetine terk etmiş aşağılık insan müsveddelerinden olabildiğince uzak kalabilmeyi, kendimi de bu ve benzeri hastalıklardan koruyabilmeyi hayal ediyorum.

Cahillerden ve cehaletin her çeşidine karşı savunma mekanizmamın güçlenmesini hayal ederim.

Neden yaşadığını bilmeyen şuur yoksunu biyolojik yaratıkların etki alanından her zaman uzak bir hayatı hayal ederim.

Bunlar mümkün mü diye soranlarınız olacaktır. Birçoğu mümkün. Bunun için iradeli olmak şart. Kararlı olmak şart. İlkelerin bilinmesi şart. Hayır demesini bilmek şart.

Şu an insanlığın büyük kısmı ezbere ve iradesiz hayatların mahkumudur. Ekonomik sebepler, sosyal sebepler, psikolojik sebepler ve dahi diğer etkenler insanı kendi istek ve iradesine bırakmamaktadır.

Hala umudum var. Bir gün sadece ilkelerim ve doğrularımın gösterdiği yoldan yürüyerek bir hayat yaşayacağım.

Çevreden şöyle sesler duyacaksınız; O bencil, yalnız, hasta gibi tanımlamalarla normal olmadığınız ifade edilecek ama aslında normal olmayan büyük çoğunluktur.

Mandıra Filozofu isimli filmde biraz yansıttılar bu dediklerimi. Böyle hayat var mıymış? Olur muymuş? Mümkün müymüş diyenlerin yanında öyle bir hayatın özlemini duyanların da varlığına şahit olmuştum.

Haydi biraz mücadele edelim. Ne istediğimizi öğrenelim. Sadece bizi mutlu eden işlerin ve birlikteliklerin peşine düşelim. Bakarsın tadına ulaşmış oluruz. Belki de tadına ulaşanların çokluğuyla hayatımız daha sade ve temiz olur. Bu hayata katkı sağlayanlardan oluruz.

Haydi kolay gelsin değerli okurlarım.