Bugün adına müzik dediğimiz şeyin tarihi çok eskilere dayanır. MÖ 2500-3000 yıllarına kadar eskilere dayandığı tespit edilmiş.
Yani insan ruhunun ürünü bir icat. İnsana iyi gelen ve iç dünyasını etkileme gücüne sahip bir ses topluluğu.
Bazen bir rüzgâr sesi, bazen bir kuş sesi, bazen bir su sesi insan ruhuna şifa olmuş ve de olmaya devam etmektedir.
Zaman içerisinde kültürel olarak üretken bir varlık olan insanoğlu bu sesleri bazen nefesiyle, bazen vurma tekniğiyle bazen de telli aletler üreterek daha sistematik bir şekle büründürmüş.
Araştırdığımızda müziğin oluşum ve gelişim serüveninde en etkili argüman din olmuştur.
Bütün dinler daha nota bile icat edilip makam çeşitliliği oluşmamışken bile hem bazı ses çıkaran aletler yapılmış hem de makama benzer söylemlerle ilerleyen yıllardaki müziğin temellerini atmışlardır.
Bu girizgahtan sonra esas konuya biraz daha girelim. Müziğin bugün itibarıyla dini ve kültürel bakış açısıyla halini anlatmaya çalışacağım.
Son 50 yıl hariç müzik genelde sözleriyle ve ona uygun besteyle bazen düşündürmüş, bazen heyecanlandırmış, bazen eğitmiş, bazen de toplumu bilinçlendirip güçlendirme çalışmasına yoğun katkı sağlamış.
Son yıllarda ise bu amaçtan popüler dediğimiz köksüz ve kaynaksız söz ve besteyle uzaklaştığını görüyoruz. Sadece kulağa değil göze de hitap eden bir tarz ortaya çıktı.
Yakın zaman önce dini musiki dediğimiz makamlara ve müzik aletlerine yeni formlar ve aletler de eklendi. Elektronik olan org gibi enstrümanlar devreye girdiğinde sözlerden ve makamlardan ziyade müziğin ritmi ve tavrı yeni bir tarzı ortaya çıkarttı.
Türkülerimiz, Şarkılarımız, İlahilerimiz, Kasidelerimiz, Naatlarımız ve benzeri müzik kültürümüzün ana caddelerinin yanına bu kadim kültür parametrelerimizi etkileyen moda ürünü tarzlar da ortaya çıktı.
Hafif müzik, pop müziği, rep, caz, metal ve benzeri tavırlar bizim mahallelerimizde görünmeye başladı. Bu tarza uzak durmaya çalışan halkımız bir müddet sonra yadırgamamaya başladı. Hatta kadim müzik dallarını da etki altında bırakan bir manzarayla baş başa kaldık.
Artık din ve kültür filtresi yeteri kadar yardım etmemeye başladı. Hatta yeni tarz müzik formu kadim müzik kültürümüzü kendine benzetmeye başladı. Artık türküler, ilahiler ve şarkılar başkalaştı.
Dinimizin filtre ettiği iki temel müzik konusu ise sözler ve müziğin neye alet olduğu konusudur. Bazılarının sözleri, cinsel muhabbet ve şehveti dinleyenlerin işitme ve görme organları aracılığı ile beyinde ve kalpte ahlaki tahribata yol açmaktadır. Bu tahribat sosyal hayata yansımaktadır.
Bazı şarkı sözleri ise gevezelik türünden hadsiz ve seviyesiz cümlelerle günaha ve isyana yol açmaktadır.
Bunların çoğunu yoğun müzik ritmi ve enstrüman sesinden dolayı dikkat etmezsek anlamamız çok güçtür.
Bazı ilahiler ve kasidelerin de sözlerinde şirk ve benzeri ifadeler müziğin ritmine karışarak masum zannedilmektedir. Aslında dinleyicilerin ve seslendirenlerin büyük kısmı sözlerden ziyade müziğin ritmine yoğunlaşmış olmaktadırlar.
Değerli okurlarım, din ve kültür hanesinin bozulmasında müziğin kontrolsüz halinin ciddi bir etkisi vardır. Bunu hissetmek herkes için çok kolay değildir. Bizi öz kültürümüzden ve inanç merkezimizden uzaklaştırmaya aracı olan her etken madde ya da hal müzik içinde geçerlidir.
Son olarak sizlere tavsiyem en çok dinlediğiniz veya dinlemeye maruz kaldığınız müzik eserlerinin sözlerini analitik bir bakışla inceleyin bakalım ne göreceksiniz.
Kolay gelsin.