Müslümanlar için on bir ayın sultanı olan Ramazan ayı geldi ve geçti bile. Ardından bayram kutlamaları da yaşandı.

Her sene yaşayanlar ve inanıp inandığını ispat için gerekli hassasiyetlere sahip olanlar için farkındalıklı bir aydı.

Bir kısım inananlar içinse sadece nostaljik bir zaman dilimidir.

Ramazan ayının ehemmiyet bilgisine sahip olanlar için bir fırsat ve yenilenme zamanıyken bu hassasiyete sahip olmayanlar içinse aynı duygu ve anlamı ifade etmemektedir.

Dinimizin insana dair en büyük fırsatlardan birisinin Ramazan ayı ve içindekiler olduğunu yazmıştık. Ardından gelen bayram günlerinin de kazanımlar için bir mutluluk, mutlulukları paylaşma ve bir sonraki nesle bu mirası aktarma ibadeti olduğunu da belirtmeden geçmemeliyim.

Şimdi yeni bir on bir aylık sürece girmiş bulunuyoruz. Yani Ramazan ayındaki manevi kazanımlarımızın devamlılığının ispat zamanı başlamış bulunmaktayız.

Hicr Suresi 99. Ayetteki emir şöyledir: ‘’Kesin olan şey gelinceye kadar rabbine kulluk et.’’

Bu emre göre Rabbimize karşı kulluk görevimize ara vermek gibi bir seçeneğimiz bulunmamaktadır.

Kulluk görevinin:

-Hayatın her aşamasında ahlaki ilkelerle yaşama zorunluluğu olduğu gerçeği ilk maddedir.

-Ardından samimi ve doğru bir imanla oluşan Allah İnancının geldiğini,

-Kesin emirle sabit olan ritüel ibadetleri usulüne uygun yapılışı,

-Hayatı helal ve meşru dairede yaşama bilincine sahip olunması durumu,

-Haramlardan, hadsizliklerden, ahlaksızlıktan, samimiyetsizlikten uzak bir hayatı yaşama ilkesi,

-Ölümü, Ahireti, hesabı, cezayı ve mükafatı düşünerek dünyevi tercihlerimizi belirleme,

-Her türlü hak ve adalet ilkelerine sadık olabilmeyi,

Ana hatlarıyla yazmaya çalıştığım kulluk ilkelerine uygunluğun bizim insani kalitemizi belirleyebileceğimizi tekrar hatırlatmalıyım.

Kulluğun hiçbir aşamasında tatil ya da ara vermek gibi bir seçeneğin olmadığını tekrar belirtmem gerekir.

Çünkü din hayatın nizamı, insan ruhunun besini, sosyal hayatın disiplinidir. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı din duygusu ve disiplini hayattaki akıllı ve ergen insanın yaşam felsefesidir.

Bu derin ve etkili hayat kaynağını yaşarken ölçülü kullanmak esastır. Her faydalı şeyin aşırısı zarar verirken eksik olanın da yeteri kadar fayda üretmediği bilinen bir gerçektir.

-Ölçü ve denge esastır.

-Orta yol esastır.

-Usül esastır.

-Samimiyet şarttır.

-Ahlak ise her alanın ilk ham maddesidir ki o olmazsa her şey aslından uzaktır.

İşte Ramazan ayını gerek iman tadilatı gerek amellerin yeniden düzenlenmesi, kişisel ve sosyal ahlakın tekrar analiz edilip tamiratların yapılması işleriyle geçirmişsek, bu çalışmaların kalıcı olabilmesi için on bir aylık sürecin doğru değerlendirilmesi elzemdir.

Aksi takdirde her sene yeniden başla tabiri gereği olduğumuz yerde sayarız ki zamana göre geride kalmış oluruz.

Çünkü hayat dinamiktir ve her anı canlı ve bir defa yaşanır. Zamanın telafisi yoktur. Dolayısıyla ömrün de telafisi yoktur.

Her birimize hayırlı uyanıklıklar diliyorum. Kolay gelsin.