Öyle bir zamanı yaşıyoruz ki şaşırma duygularımız bile kolay kolay harekete geçemiyor. Her şey normal gibi algılanıyor artık.
Bizim neslin algılayabileceği zulümlerin sayısı ve sıralaması belliydi. Bu günah listesinin en üst seviyede olanlar çok az kişinin işleyebileceği günahlardı. Yani herkes her günahı işleyemezdi. Kiminin parası yetmezdi, kiminin gücü yetmezdi, kiminin de aklı ve bilgisi yetmezdi.
Bir köyde, bir kasabada bir şehirde, bir ülkede ve dünyada günahların seviye dağılımı ve sahipleri de belliydi. Çok büyük günahlar çok gizli işlenirdi. Günahkarların makyajları, kostümleri ve etiketleri vardı. Hiçbiri öz kimlikleriyle yaşamıyordu. Bir tiyatro sahnesi gibiydi.
Savaşlar belirli dünya görüşleri arasında olurdu. Sömürgecilerin bile dillerinde insani hassasiyetler vardı. En azından zalimliklerinin ilk aşamalarında halkı ikna etme ve sempati toplama amaçlı söylemler çok meşhurdu.
Birinci ve ikinci Dünya savaşlarında Amerika’nın savaşa dahil olmasının gerekçesi zalimlere karşı durmak, zalimleri durdurmak içindi. Gerekçeler ve söylemler eylemlere uygun şekilde kurgulanmıştı.
2000’li yıllardan sonra bu düzen değişti. 20. Yüzyılın tiyatro senaryo ve sahneleri perdelerini kapattı. Yeni sezon için her şey değişti. Yeni senaryolar, yeni sahneler ve yeni kostümler tasarlandı. Bu sefer her şey çok daha saydamdı.
Oyun sahnelerinin adresleri yeniden belirlendi. Bu mekanların ortak özelliği enerji ve değerli maden kaynaklarının olduğu bölgelerdi. Bölge diyorum çünkü yeni dönem zalimlerinin ideolojisi küreselleşme ve global bir yapı oluşturmayı amaçlamaktadırlar.
Bu ideolojinin en temel hedefleri dinler ve milli devlet yapılarıdır. Yerel kültürleri değersizleştirme ve moda etkisiyle köpük cinsli akımlarla halkları oyalamaları en belirgin politikalarıydı. Dinleri de özünden koparıp tepkisiz ve etkisiz bir hale dönüştürme faaliyetleri de aynı ideolojinin en etkin uygulamalarıdır.
Bu zalimler hedefteki ülkelerin direnç merkezlerini bu tür moda propagandalarla etkisizleştirme, gözden düşürme, seçenek olmaktan uzaklaştırma çalışmaları çok hassas tekniklerle ve açık açık hissettirilmeden yapılmaktadır.
Şu an finale gelmiş bulunuyor zalimler ittifakı. Kötüler paylaşım anlaşmalarını yapmış görünüyorlar. Bu paylaşımın merkez üssü de Ortadoğu.
Eski valilerinin ömürleri dolduğu için avlanmaları kaçınılmaz oldu anlaşılan. Ve şimdi geniş çaplı av zamanı.
Bu dönemin en güçlü zihinsel inanç ise halkın birlik ve dirlik içerisinde olmaya inanmasıdır. Özgürlükler bedel ister. Biz Türk Milleti olarak çok iyi biliriz bu karakteristik duruşu. Bunun için tarihi geçmişte referansların olması şarttır.
Üç günde kurulan devletlerin sonu da üç günlük oluyor zaten.
-
Zâriyât Suresi, 59. Ayet: "Hiç şüphesiz, bugünkü zalimler de, geçmişte helâk edilmiş yoldaşları gibi, zamanı gelince azaptan paylarına düşeni alacaklardır...".
Ayette zikredildiği gibi Arkeoloji müzeleri, eski şehir kalıntıları ve tarihin tozlu raflarında bu döngü hep var olmuş. Zalimler oluşmuş. Mazlumlara zulmetmişler. İyice azıp tanrılık iddiasıyla hüküm sürmüşler. Ve sonunda hep aynı şeyler olmuş. Helak ve yok oluş.
Bu kaoslarda iyiler de yeterince iyi olamamanın cezasını çekmişler. Tek başına iyilik pek değerli bulunmuyor. Bunu biliyoruz. Dinimiz bu konuya defaten açıklık getiriyor.
İnsanoğlu biraz acelecidir fıtratı gereği. Ama Allah’ın takdiri kendi kuralları içerisinde çalışır vesselam.