Büyük oranda bu sorunun cevabı evet olacaktır. İnsanoğlu fıtraten bilmedikleriyle yüzleşince onu merak eder. Merakın çözümü ise merak ettiği şeyle yüzleşip anlamaktan geçer. Sizler de 15 Milyon Müslümanın yaşadığı Avrupa kıtasında Ramazan ayına dair nelerin olup bittiğinin merakını bu makalede vereceğim bilgilerle gidermeye çalışın.

Müslümanların içerisinde Türklerin hissedilebilir bir yoğunluğu var. Hele de Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya, Belçika ve İngiltere’de bu durum çok daha belirgin. Sizlere birkaç bin Caminin varlığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Avrupa’daki cami yapılanmaları bir külliye tarzındadır. Birçoğu kubbeli ve minarelidir. Bunun yanında camilerin çok amaçlı salonları, eğitim sınıfları, profesyonel mutfak bölümleri, ciddi manada geniş otopark ve bahçeleri, din görevlisi lojmanları bu yapıların ana unsurlarıdır.

Ramazan ayı dışında her cami derneği hafta sonları ve katılımcıların uygun zamanlarında her yaş gurubuna özel dini eğitimin yanında bazı kültürel faaliyetlerle katılımcıların dini ve milli reflekslerini canlı tutmaya çalışmaktadırlar.

Bunu yanında düğünler, nişanlar, nikah merasimleri, taziyeler, konferanslar düzenlenmektedir.

Her biri birer sığınak gibi, birer vatan parçası gibi, bayrağımızın dalgalandığı ve gölge yaptığı rehabilitasyon ve dinlenme tesisi gibidir.

Her bir tuğlasında isimleri bilinmeyen hayırseverlerin hisseleri vardır.

Barış Manço’nun bir şarkısında söylediği şekliyle tam bir dönence görürüz bu yapılarda. Bir taraftan taziyeler yaşanırken, diğer taraftan evlilik törenleri, bebeklere ait programlar yapılmakta.

Gönüllülerin bir dönem emeğini, parasını, kararını ve duruşunu bağışladığı bu mekanlar bir müddet sonra varlığından gurur duyduğu ve manen hizmet aldığı bir mekandır.

Bir taraftan vefat edenler için vefa adında anma programları yapılırken, diğer taraftan gençlerin bende üye olmak istiyorum diyen karar ve sözlerini duyuyoruz.

Yıllar önce gurbette ölüsünü bile bırakmak istemeyen büyüklerimizin, köydeki mezarlıklarda ebedi istirahat için kurdukları Cenaze ve Yardımlaşma fonuyla her gün onlarcasını uçağın kargo bölümünde öz vatanına uğurlayan milletimizin fertlerinden bahsediyorum.

İnancımızın mali ibadetlerini kurulan üst organizasyonlarla vatanında ve dünya ölçeğinde yoksullara ve ihtiyaç sahiplerini koruyup gözeten fedakâr ve cefakâr insanlardan bahsediyorum.

Yazımızın başlığı olan Ramazan ayında ise neredeyse her gün yüzlerce insanın katıldığı iftar sofraları üst düzey bir faaliyettir. Bu iftarların çoğunluğu halka açık gerçekleşir.

Toplu teravih namazları, evlerdeki Ramazan süslemeleri, Derneklerin Ramazan’a ait dekorları gibi görseller kıta Avrupa’sında Ramazan ayının herkesin bildiği bir ay haline gelmesini sağlayan faaliyetlerdir.

Ülkemizin kültürel erozyonundaki artış hızı ve şiddeti bizim geçmişle ve değerlerimizle olan bağımızı hızla koparmaktadır. Kopmayan bağlarımızın da gücünde ciddi zayıflamalar mevcuttur. Bu durum herkes tarafından görülmekte ama bir çoğumuz bu durumu kabul etmemeyi tercih eder durumdayız.

Batı Avrupa Türklerinin Cami Dernekleri etrafındaki bu gönüllü mücadelesinin anlamı belki de bu erozyona karşı direnerek ortaya çıkmaktadır.

Azınlık ruhu insanı daha fazla kendi özüne döndürür. İnsan bu durumlarda kaybolmaktan korkar. Korku insanı daha da özüne yaklaştırır. Gurbette bu durum çok iyi hissedilir ve anlaşılır.

Ülkemizdeki erozyona karşı neler ilaç olabilir diye sorular sormak lazım. Bir şey yokmuş gibi kendimizi kandırmanın hiçbir anlamı kalmadı. Sadece koskoca bir zaman kaybı.

İşte pek de bilmediğiniz bir dünyadan size birkaç cümle de olsa bilgiler aktardım. Ülkemiz dışında dünyanın dört bir yanında on milyonun üzerinde Türk varlığının ezan sesi duymadan, mezar taşı bile görmeden yaptığı bu sessiz mücadeleye biraz saygı duyulmalı ve gerekirse de ibret alınmalı. Hatta içten içe de sevinilmeli derim değerli okurlar.

Allaha emanet olunuz.