Öyle bir zamana geldik ki, dünyanın öbür ucunda havai fişek patlasa diğer ülkelerde herkes duymaktadır. Dijital teknolojinin iletişim tekniklerini getirdiği boyut budur. Bundan sonraki zaman diliminde daha neler olacak bilmemiz mümkün görünmüyor.
Ya yeni bir çağ ya da yeniden ilkel ve doğal hayata dönüş gelecek gibi.
Bu devrin dindarları da yeni bazı dini davranış modelleriyle yüzleştiler.
Bunların bir kısmı bireysel kabul ve uygulamalarken bir kısmı da yarı kurumsal yapılar şeklinde bilinir ve görünür oldular.
Bilinen İtikadi ve ameli mezhepler yaklaşık 12 yüzyıl Müslümanların dini hayatlarını yaşamalarına içtihatlarıyla, fetvalarıyla yardım ettiler.
Son iki yüz yılda dünya o kadar hızlı değişti ki bütün dinler yüz yılların kabul görmüş uygulamalarıyla zamana ayak uyduramamaya başladılar.
Bu durum bazı iyi niyetli çabaların doğmasına ve hayatı mütedeyyin bir şekilde yaşamaya katkı sağlayan çalışmaları da doğurdu.
Bunun yanında bazı art niyetli ve şuur noksanı kişiler de modernizim adına işi çok daha ileri götürmeye başladılar. Bazıları da öze dönüş propagandasıyla modernizme kafa tuttuklarını ifade etmeye başladılar.
Aslı ve özü itibarıyla mezhepler bölücü bir amaca hizmet etmezler. Mezhepler, İslam’ın hayata aktarımında Kuran merkezli ve Peygamberimizin sahih uygulamalarını esas alarak hayatı dini ilkelerle yaşama yollarını oluşturmuşlardır.
Yani yeni bir dinden ziyade dinimizin her çağın gereklerine cevap verebilecek bir tarzda taze tutma çalışmaları yapmak amacında olmuşlardır. Bu minvalde bugün de yapılan kurumsal içtihadi çalışmaların aynı ruhla yapıldığını biliriz.
Diğer taraftan İslam’ın ana caddesinden ayrılmış ve kendilerine göre bir yol ve tarz belirlemiş örgütlü gurupların varlığı, İslam’a ve Müslümanlara verdiği zararı da gün be gün bütün dünyada örneklerini görmekteyiz.
Bilhassa Haricilik diye bildiğimiz gurupların ruhuna bürünmüş radikal yapılar sevgi, merhamet ve hoş görüden uzak bir çehreyi İslam diye yaymak için yoğun bir çaba sarf etmekteler.
Bu organizasyonların en belirgin cümlesi kendilerinin gerçek İslam’ı yaşadıkları iddiasıdır. Bunlar gerçek İslam’ı yaşıyorlarsa diğerlerinin tamamı bu tanımın dışarısındadır iddiasındadırlar.
Bu tür iddiaların hiçbiri insanın ve dünyanın yaratılış gerçeklerine uymamaktadır. Farklılık yaratılışın tam da merkezindedir. Bunu yok sayan ya art niyetlidir ya da sızma bir cahildir.
Bunun yanında Hindistan ve Pakistan merkezli tasavvuf görünümlü cehalet odaklarının yaptıkları ise başlı başına her aklı ve şuuru olan insanı çok yormaktadır.
Bu ve benzeri gurupların tek tipçi bir kıyafet ya da görünüm seçmeleri, bir Alamet-i Farika belirlemeleri de bilinen bir gerçektir. Yani şekilci birtakım yaklaşımlar olmazsa ya olmaz ya da hiç iyi olmaz tarzında insanlara aktarılmaktadır.
Zararları sadece normal Müslümanlara değildir. Bunun yanında İslam’a aç milyarlarca insana İslam’ı böyle cani ya da çağdan uzak göstererek İslam’a katılmalarını engellemektedirler.
Radikal içerikli dini yaşamda insan her şeye hızla adapte olur ki birçok dini kuralı ve emri anlayamadan, özümseyemeden uygulamaya başlar. Ama insan zihni bu durumu onaylamaz çünkü tatmin olma çalışmasını yapmamıştır henüz. O yüzden hızlı başlayan dini yaşantı sahipler bir müddet sonra yine ani bir kararla bu yaşamı bırakmaktadırlar.
İslam, 23 senede vahiy desteğiyle oluştu. Bu süre çok önemli şeyleri bizlere anlatır. Bu durum Allah’ın iradesi olduğundan hikmetlerini anlamak inananların ana vazifelerinin başında olmalıdır.
Aksi takdirde doğru yoldan sapan bir sürü yan kollar bütün dinler gibi Müslümanlar ve İslam için de bir tehlike durumudur. Bilhassa gençleri uyanık olmaya davet ediyorum.
Allah’a Emanet olunuz.