Sözlükte “ruh, can, hayat, hayatın ilkesi, nefes, varlık, zat, insan, kişi, hevâ ve heves, kan, beden, bedenden kaynaklanan süflî arzular” gibi manalara gelen nefs kelimesi (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, ) Kur’an’da “ruh” anlamında kullanıldığı gibi (En‘âm 6/93) “zat ve öz varlık” manasında da kullanılmıştır.
Yani içimdeki ben gibi anlayabiliriz. Hatta insanı tanıyıp tarif etmek için nefsin detaylı tarifinin de bilinmesi şarttır. Aksi takdirde yüzeysel ve basit bir tarif olur.
Bu yazıyı neden yazıyorum? Çünkü insanoğlu yaşadığımız yüzyılda normal tariflere sığmayan yönleriyle arz-ı endam etmeye başladı.
İnsanoğlu kendisini ve neslini iki dalda eğitme ilkesine sahipti yakın zamana kadar.
-Maddi-Dünyevi- Meslek eğitimi
-Manevi- Dini – Ahlak eğitimi
Mesleki eğitim bilimsel ve teknolojik kalkınmayı ve idareyi hedef alırken dini ve ahlaki eğitim se insanoğlunun iç dünyasını, tercihlerini ve sosyal ilişkilerini düzenlemeyi hedef alıyordu.
Yani insanoğlu bir açıdan manevi olarak kendine güvenemiyordu ki dini-ahlaki eğitimi kendisine şart koşuyordu.
Haklıydı da. Size Kuran’dan üç ayeti aktarıyorum bu gerçeği ifade eden.
-
Yusuf Suresi 53. Ayet: ‘’Yine de ben nefsimi temize çıkarmıyorum. Çünkü nefis, rabbimin acıyıp koruması dışında, daima kötülüğü emreder; şüphesiz rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.”
-
Furkan Suresi 43.Ayet: ‘’Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilâh edineni gördün mü? Ona sen mi vekil olacaksın?’’
-
Şems Suresi 7-10. Ayetler: "Nefse ve onu şekillendirip düzenleyene; ona kötü ve iyi olma kabiliyeti verene yemin olsun ki, nefsini arındıran elbette kurtuluşa ermiştir. Onu arzularıyla baş başa bırakan da ziyana uğramıştır."
Hatta bir ayeti daha eklemem lazım ki yazının çerçevesini tam belirlemiş olayım.
Kur'an-ı Kerim'de nefsini eğitemeyenler, onu kendisine ilah edinenler ve ona esir olanlar için Araf Suresi 179. Ayette: "İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir." Böyle nitelendirildi.
Sevgili Peygamberimizin İnsanın yaratılış itibarıyla hayvanlardan daha aşağı veya meleklerden daha muazzez olma aralığını şu hadis-i şerifinden daha iyi anlayabiliriz:
"Şüphesiz Allah melekleri yarattı, onlara akıl verdi. Hayvanları yarattı, onlara da nefis verdi. İnsanı yarattı, insana hem akıl hem de nefis verdi. İnsanlardan kimin aklı nefsine galip gelirse, meleklerden daha yüksektir. Kimin de nefsi aklına galip gelirse o da hayvanlardan aşağıdır." (Müslim, Zikir ve dua ve tövbe ve istiğfar, 73.)
Yine Peygamberimizin şu duasını da sizlerin ilgisine sunuyorum ki bu iki duanın insanın olgunlaşmasının en büyük engeline karşı Rabbimizden yardım talebimizin gerekliliğini öğreniyoruz;
1-"Allah'ım! Beni bir an bile nefsimle baş başa bırakma!"
2-"Allah'ım! Nefsime takvayı ver. Nefsimi arındır; onu en iyi arındıracak olan sensin. Onu koruyan da onun sahibi de sensin. Allah'ım! Faydasız ilimden, huşu duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım." Müslim, Zikir ve dua ve tövbe ve istiğfar, 73.
Yazımın başındaki hedefimin ne olduğunu anlatmış bulunuyorum. Dünyayı nefs ve hevalarını kendilerine tanrı yapmış kitlelerin zulmü kaplamış durumdadır. Kötülükten beslenenlerin insanlık ailesini manen terk ettiği aşikâr olmuştur.
Bu duruma karşı her zaman olduğu gibi iyiler bilinçlenip hak ve adalet kümesinde birleşecekler ve özünde korkak olan kötülere biz de varız diye haykıracaklar.
İyilere kolay gelsin.