Orta Doğu içinden çıkılmaz bir savaşın gölgesinde yaşamaya devam ediyor. Neredeyse her ülke diken üstünde, savaşa maruz kalanlar ise kaosu yaşıyor. Gazze’de katliama uğrayanlar ise unutulmak üzere. Çünkü “savaş tam tamları”nı çalanların istedikleri gibi sessiz çığlıklar altında kayboluyorlar. Lübnan’daki İsrail işgali devam ediyor. Yemen’de ise bir karmaşa hakim.

Yaşanan katliamların, insani yıkımın sebebi ise İsrail. Sadece İsrail mi? Tabii ki ABD-İsrail ittifakı. Hatta onlara yancılık yapan bazı Avrupa ülkeleri.

Ortadoğu’da, Afrika’da yaşanan ABD-İsrail’in fütursuzca saldırıları sadece siyasi dengeleri değil, bölgenin ekonomik ve sosyal dokusunu da temelden sarsıyor. Bu sarsıntının en az konuşulan ancak en kritik etkilerinden biri ise tarım sektöründe yaşanıyor. Tarım ve dolayısıyla gıda sektörünü çok kötü günler bekliyor.

Mesele keşke sadece petrol fiyatlarıyla ilgili olsa. Artık konu petrolün çok çok ötesine geçmiş durumda. Sadece petrol açısından değerlendirildiğinde bile girdilerdeki fiyat patlamasına nasıl dur denilecek, konuşulamıyor bile.

Gübre ham maddesi ve gübre üretimi yapan fabrikalar bombalandı. Bombalanmayanlar ise tedbiren üretimlerini sınırlandırıyorlar. Bombalanan petro-kimya tesislerinin yeniden üretime başlaması uzun zaman alacak gibi. Zaten Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sadece petrolü değil diğer ürünlerin taşınmasının da önüne geçiyor.

Petrol fiyatlarının artması lojistik maliyetini aşırı şekilde arttırıyor. Petrole bağlı ürünlerin fiyatlarının artması tarım üzerinde bir kılıç gibi sallanıyor. Petrolün yanında doğalgaz üretimi ve taşınması da olumsuz etkilenmiş durumda.

Savaşın ve savaş etkisinin bulunduğu bölgelerdeki tarımsal üretimin durması hem o bölgedeki insanların beslenmesi ve ekonomik geliri üzerinde etkili oluyor hem de yakın bölgelerdeki ülkelere olumsuzluklar yansıtıyor.

Gazze’de ve çevresinde yaşanan yıkım, sadece evleri değil, tarım altyapısını da hedef almış durumda. Sulama sistemleri, seralar ve depolama alanları büyük zarar görüyor.

Tarımın zarar görmesi, yalnızca ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda bir gıda güvenliği meselesidir. Üretimdeki düşüş, ithalat bağımlılığını artırırken, savaş ortamı ithalatı da zorlaştırır. Bu ikili baskı özellikle düşük gelirli kesimleri doğrudan etkiler.

Orta Doğu’daki kriz, sadece bölgeyi değil, küresel gıda piyasalarını da etkiliyor. Buğday, arpa ve yağlı tohumlar gibi stratejik ürünlerin ticaretinde yaşanan aksaklıklar, dünya genelinde fiyat artışına neden olabiliyor.

Savaş sadece Ortadoğu’da değil ki! Ukrayna-Rusya savaşı da hızla devam ediyor. Birileri barış için devreye girdiği anda Ukrayna bir anda Rusya’ya saldırıyor. Sonra Rusya da Ukrayna’ya saldırıyor. Barış girişimlerine rağmen taraflar arasındaki çatışmalar yeniden tırmanıyor.

Bu ortamda gıda güvenliği nasıl sağlanacak?

Açıkçası çiftçilerin üretim motivasyonu bozuluyor. Para kazanıyor gibi görünseler de bu durum pamuk ipliğine bağlı bir iyilik hali yaratıyor.

Bu belirsizlik ortamı, çiftçinin yatırım yapma isteğini azaltıyor. “Yarın ne olacak?” sorusu, üretim kararlarının önüne geçiyor. Tarım, güven ve süreklilik ister. Oysa çatışma ortamı bu iki temel unsuru ortadan kaldırıyor.