Eğitim, bir toplumun geleceğini inşa eden en hassas alanlardan biridir. Özellikle Türkiye gibi bir ülkede eğitimin önemini ne kadar yazsak azdır. Çünkü sorunlarımızın temelinde eğitim vardır.
Bu alanda yaşanan her olumsuzluk (İster ağır ve travmatik olaylar olsun ister daha sınırlı idari sorunlar olsun…), yalnızca bugünü değil, yarını da etkiler. Ne var ki son yıllarda eğitim çalışanlarını ilgilendiren her kriz anında ilk başvurulan yöntemin grev olması, artık ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Grev, çalışanların anayasal bir hakkıdır. Bunu yok saymak ne gerçekçidir ne de adildir. Ancak haklı olmak, her zaman doğru yöntemi seçmek anlamına gelmiyor. Özellikle eğitim gibi doğrudan çocukları ve aileleri etkileyen bir alanda, grevin sonuçları çoğu zaman amacını aşabiliyor.
Derslerin aksaması, öğrencilerin psikolojik olarak daha da güvensiz hissetmesi ve toplumun kutuplaşması, sorunun çözümünden çok derinleşmesine yol açar. Örneğin ilk olumsuzlukta öğrencileri bırakıp gitmek anlamına geliyor. Ve grev anında nerede olduğunu öğrenciler biliyorsa ya da tahmin ediyorsa meslek algısı zedelenebiliyor.
Bu tür sorunlara karşı sorulması gereken soru net: Grev, gerçekten son çare mi? Ve çözüm getiriyor mu?
Bana göre tepki göstermek ile çözüm üretmek arasındaki nüansları fark edebilmek gerekiyor. Kriz anlarında öfke ile hareket etmek doğaldır. İnsani reflekslerle hızlı ve sert tepkiler verilmesi anlaşılabilir. Ancak bazı olaylar karşısında duygularımızla değil sağduyuyla hareket etmemiz gerekiyor.
Grev, güçlü bir sembol olabilir. Ancak her sembol gibi içi doldurulmadığında etkisini yitiriyor. Sıradanlaşıyor. Sık tekrarlanan grevler toplumsal desteği de zedeliyor.
Özellikle eğitimle ilgili olan konularda bizler yaşanan olumsuzlukların çözülmesini istiyoruz. Çocukların eğitim hakkının askıya alınması cezanın yavrularımıza kesilmesi anlamına geliyor. Bu noktada eğitim çalışanlarının haklı talepleri, yöntemin gölgesinde kalıyor. Bana göre grev dışında yapılması gerekenleri zorlamak gerekiyor. Örnekler verecek olursak:
1. Bağımsız ve şeffaf soruşturma mekanizmaları oluşturulmalı. Olayların niteliğine göre, sendikaların da dahil olduğu bağımsız komisyonlar kurulabilir. Sonuçlar kamuoyuyla açıkça paylaşılmalıdır. Soruşturmaların takipçisi olunmalıdır. Şeffaflık, güveni beraberinde getirir.
2. Sürekli iletişim halinde kalmak gerekir. Kriz dönemlerinde tek seferlik görüşmeler değil, takvimi ve yöntemi belli olan sürekli iletişim mekanizmaları oluşturulmalıdır. Arabuluculuk, tarafların pozisyonlarını yumuşatır ve kalıcı çözümler üretir.
3. İş bırakma yerine hizmeti aksatmayan protestolar yapılmalıdır. Basın açıklamaları, sembolik dersler, siyah kurdele uygulamaları ya da toplumu bilgilendirmeye yönelik açık dersler gibi yöntemler hem mesajı verir hem de öğrencileri mağdur etmez. Örneğin son yaşanan olaylarda öğrencileri bilgilendirmek, duyarlı hale getirmek, gözlemler yapmak ve tespit edilen olumsuzlukları yetkililere bildirtmek daha kıymetlidir.
4. Somut talepler, ölçülebilir hedefler koyulabilir. “Güvenlik istiyoruz” gibi genel çağrılar yerine; kamera sistemleri, rehberlik kadroları, kriz eğitimi gibi net ve ölçülebilir talepler dile getirilmelidir. Çözüm, belirsizlikten değil somutluktan doğar.
Eğitim sendikalarının grev kararlarının Şanlıurfa ve Kahramanmaraş olaylarıyla sınırlı olmadığını biliyoruz ve yazı da bu şekilde değerlendirilmelidir. Eğitim sendikalarının aldığı son grev kararlarına katılan öğretmen sayıları ortadadır.
Yani öğretmenlerin çok önemli bir kısmı okullarına gitmedi ancak meydanlara gitti mi? Bu olaylar karşısında gösterilen tepkilere bazı sendika üyelerinin siyasi tepkilerinin olaylarla ne ilgisi var? Okullardaki güvenlik sorunu hep vardı. Daha önceden bunlarla ilgili çözüm önerileriniz var mıydı?
Bazı ortaokul ve liselerde sorunlu görülen öğrenciler var ve bunlar diğer öğrencileri rahatsız ederken çözüm önerileri getirdiniz mi? Kendi üyelerinizin bazıları okul idarelerine ve öğrencilere haksızlıklar yapabiliyor. Aynı duyarlılıkları bunlara gösterebildiniz mi?
Son grev sırasında okula gidip cansiperane öğrencilerinize olumsuzlukları anlatmak yerine özel ders vermeye gittiniz mi? Tatil gibi düşünüp özel işlerinizle ilgilendiniz mi?
Hepimiz bu hayatın içerisindeyiz, bildiklerimiz, gördüklerimiz var. Kolayı seçmeyelim.
Eğitim çalışanlarının hak arayışı meşrudur. Ancak bu arayışın yöntemi, toplumun tamamını özellikle de çocukları koruyacak bir olgunlukta olmalıdır. Mesleğimizin itibarını da düşünelim. Eğitim camiası sorunlarının üstesinden gelebilecek güce ve birikime fazlasıyla sahiptir. Önemli olan, onu doğru biçimde harekete geçirebilmektir.