Açıkçası baştan şunu söylemek gerekiyor: Çiftçinin sistem dışında kalması tarımın direncini kıracaktır.

Ülkemiz tarımının birçok sorunu bulunmaktadır. Ancak çiftçiyi sistem dışına iten/itecek sorunları ise üç başlık altında toplayabiliriz.

1- Artan girdi maliyetleri

2- Piyasalardaki fiyat belirsizlikleri

3-Çözülemeyen pazarlama sorunları

Türk tarımının kronikleşmiş bu üç temel sorunu küçük ve orta ölçekli üretim yapan çiftçileri her yıl biraz daha üretimden uzaklaştırmaktadır. Bu üç sorun iç içe girdiğinde çiftçiler illaki “devam mı, tamam mı” karmaşası içine düşmektedir. Bu kararı verenlerin sayısının da az olmadığını görmek gerekiyor. Hatta ülkemizde çiftçilerin yaş ortalamasının giderek artması ve gençlerin tarımdan uzaklaşmasını da bu denklem içerisinde görmek gerekiyor.

Örneğin, maliyet artışlarını ele aldığımızda sorun sadece girdilerin bir kısmı üzerine odaklanmıyor. Bütün tarımsal girdilerde maliyet artışları yaşanıyor. Gübrenin fiyatı da artıyor, tohumun ya da fidenin de fiyatı artıyor. Arazilerin işlenmesinde, lojistik sektöründe, enerji sektöründe ve petro kimya ürünlerinde doğrudan etkili olan petrol fiyatları bir diğer sorun. Zirai mücadele ilaçlarının fiyatları da durmak bilmiyor.

Son yıllarda bazı ülkelerdeki karışıklıklar, iç çatışmalar, savaşlar petrol fiyatlarını doğrudan etkiliyor. İçinde yaşadığımız şu günlerde ABD-İsrail’in saçma sapan bir savaş başlatmasının neticelerini, tarım sektörümüz çok derinden hissedecektir.

Artan girdi fiyatları karşısında üretimden elde edilecek kazancın giderek azalması, çiftçilerin üretime odaklanmasına büyük zarar veriyor. Çünkü çiftçi, sezona başlarken harcayacağı her kuruşun, hasat zamanı alacağı fiyatla telafi edilip edilmeyeceğini bilmiyor.

Tarım ürünlerinin çiftçi koşullarında yani daha tarlada iken fiyatlandırılmasındaki belirsizlikler, kısa sürede bütün planlamayı bozabilmektedir. Bu da “Ürettiğimin karşılığını alabilecek miyim?” sorusunu gündeme getiriyor. Bu koşullarda sürdürülebilir bir üretimden nasıl söz edebiliriz? Haliyle dirençli bir tarımdan da söz etmek zor olmaktadır.

Pazarlama sorunları sistemi tıkayan bir başka etmen. Çiftçinin ürettiği ürün ile tüketicinin ödediği fiyat arasındaki uçurum, pazarlama zincirindeki sorunları açıkça gösteriyor. Tarladan çıkan ürün çoğu zaman birden fazla aracı elinde dolaşıyor, her aşamada fiyat katlanıyor, ancak bu artış üreticiye yansımıyor. Çiftçiden çıkan bir ürün İstanbul’a ulaştığında tam 4-5 kat daha fazla fiyata satılıyor. Bu sefer tüketim azalıyor. Azalan tüketim azalan ya da zarar ettiren üretim haline dönebiliyor. Bir de tarım ürünlerinin fiyatının artacağının ön görüldüğü dönemlerde ihracatın da kısıtlandığı görülebiliyor. Peki çiftçi ne yapsın?

Türkiye’de her tarımsal ürünün sürdürülebilir olabilmesi, dolayısıyla tarımımızın her türlü zorluğa karşı dirençli olabilmesi, çiftçinin sistem içerisinde kalmasına göbekten bağlıdır. Çiftçilerin yerine firmaların ikame edilmeye çalışılması, tarımın sürdürülebilirliği açısından risk taşımaktadır. Hele hele yabancı firmalarla yola devam ederiz ya da ithalat ile ihtiyaçları karşılarız düşüncesi sorunludur.

Lütfen dikkat! ABD-İsrail zorbalığında bazı ülkeler bazı tarımsal ürünlerin ihracatına kısıtlama getirmiştir.

Tarım, stratejik bir sektör. Dışarıya bağımlı olduğu ölçüde risk artar; risk arttıkça da toplum en temel hakkı olan güvenli gıdaya erişimde sıkıntı yaşar. Çiftçi olmazsa tarım olmaz. Tarım olmazsa gıda olmaz. Bu kadar basit.

Peki tarımsal üretimimizin kesintisiz sürdürülebilirliği veya dirençli hale gelmesi için neler yapılmalıdır?

Bunun için çiftçiyi tarım içerisinde tutacak politikalar artık bir seçenek değil, zorunluluk haline gelmiştir. Özetlemek gerekirse:

- Girdi maliyetleri öngörülebilir seviyelere çekilmelidir.

- Tarımsal ürünlerin fiyatları sezon öncesinde açıklanmalı ve garanti altına alınmalıdır.

- Üretici örgütlenmesi sağlanmalıdır.

- Aracıların azaltıldığı, üreticinin pazarlık gücünün arttığı bir pazarlama modeline geçilmelidir.

- Tarımsal desteklerin zamanında, yeterli ve hedefe odaklı olması sağlanmalıdır.