Tarımın stratejik bir sektör olduğunu söylemek, yazmak artık klişeleşmiş durumda. Artık bu ifadeden gına geldi söylemlerini duymaya başlayacağız. Madem stratejik bir sektör, o zaman gereğini yapmalıyız.
Stratejik önemin içine bir de tarım sektörünün sigortalanmasını ekleyebiliriz. Açıkça söyleyelim: “Gelecek tarımsız olmaz. Tarım da sigortasız olmaz.”
Bu iki cümleye gelmemizin sebeplerini birçok konuya bağlayabiliriz. Kısacası da aslında iklim krizinin, artan doğal afetlerin ve kırılgan ekonomi koşullarının en kısa özetidir. Ancak ne yazık ki bugün tarım sigortaları, olması gereken güven ortamını üretici nezdinde tam anlamıyla sağlayamamaktadır. Oysa sigorta sistemi, çiftçiyi ayakta tutmak ve üretimin sürekliliğini sağlamak için vardır.
Üreticileri sigortaya yönlendirmek, sadece yasal düzenlemelerle ya da zorunluluklarla mümkün değildir. Asıl önemli olan, üreticiyi cesaretlendirecek, güven verecek uygulamaların ortaya konulmasıdır.
Bugün sahada karşılaşılan bazı yaşananlar ise tam tersine, üreticinin sigortaya olan isteğini ve talebini azaltmaktadır. Bu durum, tarım sigortalarının geleceği açısından ciddi bir risk taşımaktadır.
Özellikle sel, fırtına, hortum gibi ani ve yıkıcı doğal afetler sonrasında yapılan ekspertiz çalışmalarına yönelik şikâyetler her geçen gün artmaktadır. Son yaşanan sel olaylarında TARSİM ile ilgili dile getirilen sorunlar, üreticilerin isteksizliklerinin sebeplerini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Üreticiler uğradıkları zararın ekspertiz raporlarına tam olarak yansımadığını, yaşanılan afetlere karşı duyarsızlıklar sergilendiğini, tarım sektörünün ekspertizinin kaza geçiren arabaya benzemediğini dile getirmektedirler.
Doğal afetten çıkan bir üretici için en önemli beklenti, adil ve hızlı bir değerlendirmedir. Zarar görmüş tarlaya, seraya ya da bahçeye gelen ekspertizin yaklaşımı, kullanılan dil ve hazırlanan rapor doğrudan güven duygusunu belirlemektedir. Eğer üretici, “Nasıl olsa zararım karşılanmayacak” düşüncesine kapılırsa, bir sonraki yıl sigorta yaptırmaktan vazgeçmektedir. Bu durum yalnızca bireysel bir tercih değil, sistemin sürdürülebilirliğini tehdit eden zincirleme bir sorundur.
TARSİM kağıt üzerinde güçlü bir yapı olabilir. Ancak esas sınavını sahada verir. Afet sonrası süreçlerde daha şeffaf, daha denetlenebilir ve üreticiyi merkeze alan bir anlayışa ihtiyaç vardır. Ekspertiz raporlarının gerekçeli olması, üreticinin itiraz hakkının etkin bir şekilde işletilmesi ve değerlendirmelerde bölgesel şartların dikkate alınması artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Unutulmamalıdır ki tarım sigortası, sadece bir finansal enstrüman değildir. Aynı zamanda üretici ile devlet arasındaki güven ilişkisinin önemli bir parçasıdır. Bu güven zedelendiğinde, sadece sigorta sistemi zarar görmez; üretim düşer, gıda arzı riske girer ve kırsal kalkınma sekteye uğrar.
Bugün yapılması gereken bellidir: Üreticiyi küstüren değil, üreticiye sahip çıkan bir sigorta anlayışı. Tespitlerin doğru, ödemelerin adil olduğu bir sistem. Ancak bu şekilde tarım sigortaları gerçek amacına ulaşabilir. Çünkü gelecek gerçekten tarımsız olmaz ve tarım da güven olmadan ayakta kalamaz.
Not: Daha önce bu konuyla ilgili yazdığım yazı sonrası TARSİM Genel Müdürü iletişime geçmiş, kendisiyle verimli bir telefon görüşmesi yapmıştım. Samimiyetlerine, ellerinden geleni yapmaya çalıştıklarına inanıyorum. Hepimizin derdi Türk tarımının güçlü olması. Bizler de edindiğimiz bilgiler ve gözlemlerle uyarılarda bulunmaya çalışıyoruz.