Etrafımızda bulunan orta yaş ve üzerinde olanlar ile sebze ve meyveler hakkında konuşmaya başlayınca “nerede o eski domatesler, salatalıklar” dediklerini sık sık duyarız. Konuşmanın devamında yaz aylarında pazarlardan aldıkları salatalıkların nefis kokusu, pembe domateslerin mükemmel lezzetleri dile gelir.

Aslında haksız da sayılmazlar. Evet, çok eski zamanlara ithafen yapılan bu konuşmalar bizleri geçmişe götürür. Günümüzde market raflarında, pazarlarda gördüğümüz aynı şekil, aynı renk ve aynı büyüklükteki sebzeler ve meyvelerin tatları da neredeyse aynı gibi. Peki bu durum anormalliği mi gösteriyor? Elbette hayır.

Günümüz koşullarında klasik ve modern ıslah teknikleriyle geliştirilen yeni çeşitlerle bu gerçekleri yaşıyoruz. Bunların da sebepleri var. Ticaretin geldiği seviye dolayısıyla özellikle sebze çeşitlerinde bazı özellikler birleştirilmeye çalışılıyor. Bunlardan bazıları:

- Çeşidin raf ömrü ya da yola dayanım kazanması

- Bazı hastalıklara dayanıklı olması

- Bazı zararlılara ya da zararlıların bulaştırdığı virüs hastalıklarına dayanıklı olması

- Rengin talep edilen renk olması

- Şekil ve büyüklük açısından taleplerin karşılanmak istenmesi

- Farklı büyüklükte, renkte yeni çeşitlerin talep edilmesi

Saydığımız özellikler içerisinde, mevcut koşullarda tadı ve aroması çok harika olsun talebi maalesef yeterince yok. Çünkü eğer biz bir domates meyvesini yurt dışına göndermek istiyorsak ya da markette, pazarda bir hafta bozulmadan kalmasını istiyorsak meyvenin sert olmasını sağlamalıyız. Geliştirilen çeşitlerin sertlikleri arttıkça tat ve aromasında da azalmalar olmaktadır.

Hastalıklara dayanıklı bir çeşit geliştirmek istersek, dayanıklı bir materyali anne ve baba olarak kullanılır, tat ve aroma hiç önemsenmez. Bu koşulları da bizlere ticaret dayatmaktadır. Ticaretin oluşumunu da tüketici talepleri ortaya çıkarıyor.

Yukarıdaki satırlara göre piyasadaki çeşitlerin tamamının tatsız, aromasız olduğu düşünülmesin. Eski çeşitleri anımsatan çeşitler geliştirilmeye devam ediliyor. Geliştirilen bazı köy domatesi çeşitleri bunlara örneklerdir. Ve bazıları gerçekten mükemmel bir lezzete sahiptir. Yeni köy domatesi çeşitlerinin bazılarının eski tadı vermesi tüketicide artık lezzet odaklı talepler gelmeye başladığını da göstermektedir.

Lezzetli sebze ve meyve yemenin temeli tüketicilerin lezzeti ve aromayı aramasından geçmektedir. Bu da bu tür ürünlere daha fazla para ödemeyi göze almak demektir.

Eğer lezzeti ve aromayı talep ediyorsak bunun için de yerel çeşitlerin devamlılığını sağlamalıyız. Yerel çeşitlerin kullanımı sadece lezzet açısından değil bazı hastalıklara dayanım açısından da önem taşımaktadır. Bulunduğu bölgeye, yöreye adapte olabilen yerel çeşitlerin birçok özelliğinden faydalanılabilir.

Son yıllarda yerel tohum mirasımızın kaybolduğu ifade edilmektedir. Kısmen doğruluk payı da bulunmaktadır. Hatta “yerli tohumun yasaklandığı” yönünde yaygın bir kanaat oluştuğu da görülmektedir. Bu söylentilerin büyük kısmı yanlış anlaşılmalardan ibarettir.

Yerel tohumun yasaklanmasıyla ilgili konu 5553 sayılı Tohumculuk Kanunu ile ilgilidir. Bu Kanun sertifikasız tohumların ticari satışınısınırlandırıyor. Kanun açıkça, ticareti yapılacak tohumların bakanlık tarafından tescil edilmesi ve kayıt altına alınmasıgerektiğini söylüyor. Sertifikasız ise ticaretini yapamazsın diyor. Bana göre Kanun’un bu kısmı tartışmaya açılmalıdır. Yeniden gözden geçirilmelidir.

Bu Kanun, çiftçilerin kendi tohumlarını üretmesine, saklamasına, ekmesine hatta komşusuyla takas etmesine hiçbir engel oluşturmuyor. Ancak bir yerel tohumun pazara ulaşması için bürokratik bir eşikten geçmesi gerektiği de gerçek. Yani sorun bir yasak değil, tohumun kayıt altına alınarak ekonomik değer kazanabilmesi.

Tarım ve Orman Bakanlığıson yıllarda “Mirasımız Yerel Tohum”projesini bunun için hayata geçirmiştir. Yerel çeşitlerin tesciliyle ilgili yoğun bir çalışma temposu bulunmaktadır. Bu iyi niyetli çalışmaları iyi niyetsizleri sistem dışına iterek desteklememiz gerekmektedir.

Bu konuyla ilgili “ata tohumu” diye bir kavramda dilden dile dolaştırılmaya başlandı. Ata tohumu derken ne demek istenildiğini bilen de var bilmeyen de. Ata tohumuyla ilgili iyi niyetliler de var, kötüler de var. Ve anlam kaymaları da fazla. Bu konuyu dile getirenler tohumcuların da görüşlerine başvurmalıdır.

Sonuç olarak tohumculuk sektörümüzün gelişerek hem ihraç kapasitesini artırması, hem iç tüketimi karşılaması gerekmektedir. Bunlar yapılırken kalitenin de merkeze yerleştirilme zamanı gelmektedir. Bu konuda talep artışı olduğunu görebiliyoruz. Yerel tohumlarımızın da hem kullanılması hem de korunması elzemdir. Korunma işini de devlet kontrolünde yapılması son derece önemlidir.