Dünya genelinde ortaya atılan “Hantavirüs” haberleri, ister istemez “Yeni bir pandemi mi geliyor?” sorusunu akla getiriyor. Bu haberlerden etkilenmememiz mümkün değil.
COVID-19 pandemisinin yarattığı büyük kırılma henüz zihinlerden silinmedi. Ekonomik etkileriyle, neden olduğu sosyal sorunlarla hâlâ her daim yüz yüzeyiz.
Peki, yeni salgının adı Hantavirüs mü?
Bu sorunun cevabını kesin olarak bilemiyorum. Ancak bunun üzerinden ciddi bir gürültü koparılmaya çalışıldığı kaçınılmaz bir gerçek. Ya sağ gösterip sol vuracaklar ya da bodoslama, göstere göstere gelecekler.
Hantavirüs neden şimdi gündemde?
Aşı sektörü yine devrede mi?
Bu soruları sormak haksızlık değil. Asıl önemli olan, cevapları nerede ve nasıl aradığımız. Öncelikle şu gerçeği net olarak ortaya koymak gerekiyor: Hantavirüs yeni bir virüs değil.
Bilim dünyası bu virüsü 1950’li yıllardan bu yana tanıyor. Kore Savaşı sırasında binlerce askerde görülen ve o dönem “Kore Kanamalı Ateşi” olarak adlandırılan vakalar, daha sonra Hantavirüs ailesiyle ilişkilendirildi.
Türkiye’de de bu virüsle ilk kez karşılaşmıyoruz. 2009’dan bu yana özellikle kırsal bölgelerde, kemirgen temasıyla ilişkili vakalar resmi kayıtlara girdi. Yani toplumun sezgisel olarak dile getirdiği “Bu virüs dün de vardı” tespiti bilimsel olarak doğru.
Peki o hâlde neden bugün yeniden “tehlikeli” gibi sunuluyor? Virüs daha öldürücü hale geldiği için mi? Bu sorunun cevabı normal şartlarda nettir: Hayır. Aslında değişen şey virüs değil, algı.
Geçtiğimiz aylarda Hollanda bandıralı MV Hondius adlı bir yolcu gemisinde, nadir görülen Andes tipi Hantavirüs vakaları ortaya çıktı. Birkaç ölüm yaşandı, temaslılar farklı ülkelere dağıldı ve Dünya Sağlık Örgütü süreci izlemeye başladı. Bu gelişme, COVID sonrası hassaslaşmış küresel kamuoyunda güçlü bir yankı yarattı.
Peki ya bu virüsü güçlendirip bulaşıcı hale getirip dünyaya yayılmasını sağlarlarsa? Birileri bunu yapabilir mi? Bence yapabilirler.
ABD Başkanı’nın açıklamalarını bir delinin saçmalaması olarak görürsek, dünyaya kör bakarız. Bana göre bu açıklamalar, bir şeylerin çığlığı gibi duruyor. Uzun süredir dünyamız büyük bir değişimin sancısını yaşıyor. Dünya nüfusuna dair planlamalar, küreselciler, stratejiler…
Bu noktada şu soru ister istemez rahatsız edici bir hal alıyor: Hantavirüs bir plan dahilinde pandemi yapılabilir mi? Aslında bilimsel incelemelere göre Hantavirüs’ün pandemi olmasının önünde ciddi engeller var. Pandemi dediğimiz şey, kolay ve hızlı şekilde insandan insana bulaşan, toplum içinde fark edilmeden yayılabilen hastalıklarla olur. Hantavirüslerin büyük çoğunluğu bu şekilde davranmıyor.
Kaynaklar esas bulaş yolunun fare ve kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salgılarıyla kirlenmiş tozların solunması olduğunu söylüyor. Sokakta yürürken, toplu taşımada ya da markette yayılması söz konusu değil.
Gelelim en çok sorulan ve en çok endişe yaratan meseleye: Bir pandemi planı mı var?
Bu tür iddialar, açıkçası COVID sonrası oluşan güven bunalımının doğal bir sonucudur.
Aşı sektörü devrede mi?
Bu sorunun cevabını zamanla göreceğiz. Ancak COVID sürecinin “ekran süsü” beyefendisi şimdiden ekranlara düşmüş durumda. Erken mi davrandı, yoksa insanlar bu kez oyuna gelmeyecek mi, bunu da göreceğiz.
Bugün için dünya genelinde Hantavirüs’e karşı onaylı ve yaygın kullanılan bir aşı olmadığı söyleniyor. Buna rağmen, 2025 yılında patent alındığına dair iddialar da ortada dolaşıyor.
İşin özü şudur: Dünya genelindeki iyi insanların, iyi niyetli yetkililerin, insanları yeni oyunların içine sürüklemesine izin vermemeleri gerekir.
Eğer algılara kapılırsak, COVID sürecinde yaşananların aynısına yeniden düşeriz. O süreçte “ekran süsü” beyefendiyi dinleyenler, “Alman aşısı olalım” diye yarışa girdiler. Bugün ise birçoğu “Neden aşı olduk?” diye soruyor.
Bu nedenle Sağlık Bakanlığımızın yetkililerine kulak verelim. Birilerinin algı mekanizmasını çalıştırmasına karşı da uyanık olalım.