Gün geçmiyor ki bir ya da birkaç kültürel değerimiz sokak tezgahlarında haraç mezat satışa çıkarılmasın. Artık kontrol edilemez bir zamana girdik.

Hangi değerlerimiz ne uğruna ve ne karşılığında takasa sokuldu ve değiştirildi? Cevapları istatiksel ya da başka bir başlıkta bile listeleyemiyoruz.

Dini ve kültürel değerlerimiz yüz yıllardır biriktirdiğimiz ve bizlerin kimlik kartı mesabesindeki alametlerimizdir. Milletimizin muhafızlarıdır. Korunaklı kalelerimizdir. Kimliğimizin miras değerleridir. Bir önceki ve bir sonraki neslimizle kurduğumuz bağlarımızdır.

Gel gör ki içinde yaşadığımız haz ve hız çağı dünya üzerindeki bütün yerel kültürleri yok etme konusunda tam hız çalışmaktadır.

Hayatlarımız, evlerimiz, yurtlarımız, ruhumuz, kalbimiz ve zihnimiz hızla değerlerini kaybederek asrın çöp kutularına benzemeye başlamıştır.

Neredeyse dini ve milli hiçbir kontrol mekanizması çalışmamaktadır. Ya da öyle güçlü bir akım ki engel olabilecek güç hiçbir birimde bulunmamaktadır.

Milli değerlerin bir el alem baskı aracı vardı. Şu an artık yok denecek bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Kültürel değerler ithal moda ürünleriyle önce değersizleştiriliyor, bu zamanda artık olmaz denilerek aşağılanıyor.

Ardından boşaltılan kültürel alanlara kaynağı belirsiz ve kullan at şeklinde oluşturulmuş anlayış ve uygulamalar yerleştiriliyor. Düğünlerimiz, bayramlarımız, aile yaşantımız ve sosyal hayatımız, hatta mutfak kültürümüz ciddi manada saldırı altındadır.

Bu saldırılar neticesinde her bir zaman diliminde bazen yavaş bazen de hızlı değer kayıplarını yaşıyoruz. Çoğuna direnemiyoruz bile. Kaybettiğimiz değerlerin artık geri kazanılması da imkânsız görünüyor.

Dini değerler de benzer usullerle yıpratılıp yok ediliyor. Dinlerin zamanın ruhuna uygun cümle kuramamaları neticesinde değer kaybı olasılığı ve hızı artmaktadır. Dini konuda yetkin ve etkin kişilerin sorumluluğu bu alandaki erozyonu önleyici yeni cümleler kurmaktır. Yeni cümleler aslı reddetmek değildir. Dilin eskimesi ve yıpranması neticesinde anlayışın azalmasına engel olmaktır.

Yeni problemlerin dini olarak hızla çözülmesiyle dine olan mesafenin açılması engellenecektir.

İnsanların insan olarak kültür ve hurafe üretmeleri gerçeğine göre bir din disiplini oluşturulup işlevsel halde tutulmalıdır ki art niyetli üretimler bu disiplinini çarklarına takılsın. Var olan disiplinler popüler üretimlerin gölgesinde etkisizleştiriliyor ve yok hükmünde algılanıyor.

Konuşulan sözler; ‘’Bu devirde nasıl olsun? Zaman başka. Şartlar değişti. Geriye mi gidelim? Artık mümkün değil. ‘’ Buna benzer bir sürü bahane insanın kendisiyle savaşmasının önündeki susturuculardır. İnsan önce kendisini pasifleştiriyor. Sonra da sosyal olarak akımların malzemesine dönüşüyor.

Bir olayla karşılaştığımızda sonuca göre değerlendirirsek başka, sebebe göre değerlendirirsek başka tespit konulacaktır. Şu an bizler sadece sonuçlarla oyalandırılıyoruz. Sebepleri ya görmüyoruz ya görmek istemiyoruz ya da görmezden geliyoruz. Her şekilde bu eylemin faili bizleriz.

Ama biz bütün sorumluluğu ya zamana ya da başkalarına atıyoruz ve rahatlıyoruz. Halbuki bu rahatlık hali sahte bir durumdur. Kişi kendisini suçsuz ve sorumsuz hissine alıştırdığında artık hiçbir şeyden rahatsız olmaz.

Değerli okurlarım, bize bazen azar azar bazen birden ve potansiyel olarak bir şeyler olmakta ve olanların en büyük tahribatı manevi ve kültürel değerlerin kaybıyla ya da bozulmasıyla sonuçlanmaktadır.

Artık uyanma vakti geldi de geçiyor bile. Daha da gecikirsek kurtaracak bir değerimiz kalmayacak. Bütün değerlerimizi her şehirde kurulan kent ve medeniyet müzelerinde göreceğiz.