Bir çocuk için okul, sadece ders demek değildir.
Arkadaş demektir, gülmek demektir, teneffüste oynanacak oyun demektir.
Ama bazı günler vardır…
Oyunlar yarım kalır.
Dünya defalarca tanık oldu buna. Okullarda yaşanan saldırılar, sadece haber bültenlerinde geçen rakamlardan ibaret değil. Her biri, yarıda kesilmiş bir çocukluk demek. Bir daha kurulamayan oyunlar, söylenemeyen sözler demek.
Biz çoğu zaman olayın büyüklüğüne bakıyoruz.
Ama biraz yakından bakınca, aslında küçük bir şey eksik gibi:
Bir çocuğun görülmemesi.
Çocuklar duygularını oyunla anlatır.
Konuşamadıklarını oynar, içlerinde birikenleri oyunla boşaltır.
Ama artık oyunların yerini çoğu zaman ekranlar alıyor. Sessiz, hareketsiz, içine kapanık çocuklar…
Aileler yorgun, hayat zor.
Bazen bir çocuğun sessizliği “iyi” sanılıyor.
Oysa bazen o sessizlik, duyulmak isteyen bir şeylerin işaretidir.
Bir çocuğun yanında gerçekten biri var mı?
Onu dinleyen, onunla oynayan, onu anlayan biri…
Belki de sormamız gereken en önemli soru bu.
Çünkü oyun oynayan çocuk hayata tutunur.
Ama içindeki oyun sessizce bitmiş bir çocuk…
İşte en çok orada durup düşünmek gerekir.
Belki de bazı acılar, çok daha önce fark edilebilirdi.
Belki de bazı oyunlar hiç yarım kalmazdı.