Ermeni Tehcirinin 111. yıl dönümü nedeniyle merak ettim ve acaba Antalya’da o dönem yaşayan Ermeni halkı var mıydı ve ne yaparlardı, diye kısa bir araştırma yaptım…

Osmanlı Döneminde Antalya, bugünkü gibi çok katmalı ve çok kültürlü bir kentti.

Ve bu çokluğun içinde bin ile bin 500 kişilik çok küçük bir bölümü Ermeniler oluşturuyordu…

Bu nüfusun tamamı Kaleiçi’nde ikamet ettikleri gibi, liman ticaretinde Rum tacirlerle birlikte ekonomik hayatın ağırlıklı bir parçasıydılar.

Ermenilerin yoğun yaşadığı illerde ki gibi zanaat, taş işçiliği, kuyumculuk gibi alanlarda Ermeni ustalarına Antalya’da pek rastlamadım…

Zaten çok az olan Ermeni nüfusu tehcir uygulamasına tabi tutulmamalarına rağmen, bu olayın yarattığı algılardan sonra Antalya’dan göç ettiler…

Özellikle Cumhuriyet döneminde bu göç daha da arttı…

1927 yılında yapılan nüfus sayımında Antalya’da Ermeni nüfusun artık bir cemaat olamayacak kadar azaldığı tespit edilmişti…

Ermeni diasporası ve Ermenistan Devleti, 24 Nisan gününü, 1915 yılında Osmanlı Devleti’nin çıkardığı “Sevk ve İskân Kanunu (Tehcir Kanunu)” ile yerlerinden sürgün edilen ve bu sürgün sırasında binlerce Ermeni’nin katledildiği, binlerce Ermeni ailenin parçalandığı gün olarak kabul ettiğinden gerek Ermenistan’da ve gerekse batı dünyasında yaşanan acılar ve katliamların defteri yeniden açılır…

Doğu illerinden Suriye’de Deyril-zor şehrine gönderilen göç kafilelerinin yaşadıkları trajediler gerçekten içler acısıdır…

Batı illerinde yaşayan Ermeniler ise “Çankırı ve Ayaş’ta kurulan toplama kampına” getirildikten sonra çok az kısmı, Osmanlı Sarayına yakın olanların araya girmesiyle yeniden İstanbul’a gönderilirken geri kalanlar ya ölürler ya da göç halindeki kafilelere katılırlar…

Bu kamplara getirilen ve Anadolu kültürüne büyük değerler katan çok sayıda Ermeni aydını, sanatçısı, yazarı, gazetecisi ve siyasetçisi hayatını kaybetmişti.

Ve yaşanan katliamlar…

Özellikle tehcir sırasında Kürtlerden oluşturulan Hamidiye Alayları isimli yarı askeri birlik tarafından savunmasız Ermeni kafilelerine yapılan saldırılar nedeniyle geçtiğimiz günlerde “Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, Kürtler adına Ermenilerden özür diliyoruz” diye açıklama yapmıştı.

Birinci Dünya Savaşının, özellikle Çanakkale savunmasının en yoğun yaşandığı dönemde böyle bir iskân kanunu çıkarılması doğru muydu?

Millet-i Sadık diye anılan Ermeni halkına yapılanlar reva mıydı?

Bence tehcir kararı tarihsel bir yanlış ve Anadolu’nun bu kadim halkına yapılanlar adaletsiz ve haksızlıktı…

Bazı çevreler savaş sırasında Ermenilerin isyan ettiklerini, askerimize arkadan saldırdıklarını ve bu nedenle savaşta iç karışıklığa yol açacakları için tehcirin doğru olduğunu savunmaktadır…

Burada tarihsel bir yanılgı vardır…

O dönem isyan ederek Türk ve Kürt köylerini basıp köylüleri katledenler mazlum Ermeni halkı değil, Taşnaksütyun ve Hınçak Komitesi isimli kuruluşlardı ve bu kuruluşların Osmanlı Ordusuna zarar vermeleri söz konusu bile olamazdı.

Onlarca cephede yüzbinlerce askeriyle yedi düvelle savaşan Osmanlı Devleti’nin, iç güvenlik için bu iki örgütü jandarma güçleriyle izole edebilecek gücü elbette vardı.