CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son günlerdeki tavrına baktıkça demokrat bir gazeteci ve vatandaş olarak gerçekten üzülüyorum…

Bu üzüntüm CHP’nin, solun kitlesel ana damarını bünyesinde tutmasından dolayı inanın ki kat kat artmıştır…

Sadece beni değil, sağduyu sahibi demokrat herkes de aynı duygular içerisindedir…

1993 yılında İSKİ skandalının patlamasından ve İstanbul başta olmak üzere tüm Türkiye’de SHP-CHP yönetimine olan büyük tepkilerden sonra o yıllarda sağ siyasi çizginin gazetesi “TERCÜMAN’ın baş yazarı Rauf Tamer,” yazdığı eleştiri yazısında aynen şunu yazmıştı.

“Biz solu Türkiye’nin namusu ve vicdanı olarak bilirdik…”

Rauf Tamer sağ-muhafazakâr yazar olarak doğru yazmıştı.

Nitekim 1994 yerel seçiminde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan “Nurettin Sözen” olayın siyasi sorumluluğunu üstlenerek kendi isteğiyle adaylıktan çekilmiş yerine “Zülfü Livaneli” aday gösterilmişti…

Livaneli, seçime 10 gün kala TRT ekranlarından tüm Türkiye’ye seslenerek “İSKİ Skandalından dolayı Türkiye’den özür diliyoruz” demek zorunda kalmıştı.

O günlerden bugünlere gelindiğinde görünen resim gerçekten çok berbat…

İSKİ skandalını binlerce kez katlayacak rüşvet, yolsuzluk, irtikap, haksız mal edinme, kara para aklama, siyasi nüfuz kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve siyasi nüfuz kullanılarak etik dışı davranışlar ve yaşam biçimi oluşturma gırla gidiyor CHP’li belediyelerde ve CHP Genel Merkezinde…

Bugüne kadar yapılması gereken ve bir türlü yapılmayanı 90’lı yılların CHP’si göstermişti

“Bu iddialara adı karışanları partiden ve görevlerinden ayırmak, Türkiye halklarından da özür dilemek…”

Siyasi etik bunu gerektirir ancak bu partiye oy vermiş milyonlarca seçmenin gözünün içine baka baka “hırsızlık yoktur, bu yapılanlar siyasi operasyondur” demek en hafifinden seçmenlerinin aklıyla ve duygularıyla alay etmektir…

Üyesi olmakla öğündüğünüz Sosyalist Enternasyonal’in, batılı demokrat siyasetçilerinin siyasi etik anlayışı bu değildir…

Sizlere birkaç örnek vereyim siyasi etik davranışlarıyla ilgili…

İsveç Başbakan Yardımcısı “Mona Sahlin” 1995 yılında Bakanlığının kredi kartını şahsi harcamalarında kullandığı için görevinden istifa etti…

Yine İsveç Ticaret Bakanı “Maria Borelius” 2006 yılında geçmişte vergi ödemeleri ve ev çalışanlarıyla ilgili kayıt dışı uygulamalar ortaya çıkınca istifa etti

Japon siyasetçi “Seiji Maehara,” 2010–2011 döneminde Japonya’nın dışişleri bakanı olarak görev yaptı. 2011’de, yabancı uyruklu bir kişiden siyasi bağış aldığı ortaya çıkınca istifa etti.

İngiliz siyasetçi “Priti Patel” Resmî prosedür dışında İsrail yetkilileriyle gizli temas yürüttüğü gerekçesiyle 2017’de uluslararası kalkınma bakanlığından ayrıldı.

Finlandiyalı siyasetçi “Sanna Marin” resmî konutta yapılan bazı özel harcamalar kamuoyunda tartışma yarattı; kamuoyu baskısına dayanamayarak istifa etti.

Daha birçok batılı ve demokrasiden yana siyasetçilerin bu türden örneklerini verebilirim…

Bu örneklerde ki küçük ihlaller bile siyasetçinin ayrılmasını gerektirirken, CHP’de yapıldığı iddia edilen yolsuzlukların olmadığı ve bununla ilgili yargılama süreçlerini siyasi oyun olduğu savunuluyor…

Hele en son Uşak Belediye Başkanı “Özkan Yalım’ın” iddiası dehşete düşürücü…

“Özgür Özel’in evinin bahçe duvarına 200 bin lira poşet içinde bıraktım…”

“Özgür Özel’in kullandığı VİP aracın iç düzenlemesini 176 bin euro vererek ben yaptırdım”

Gökhan Böcek’in ise “Babamın adaylığı karşılığında Özgür Özel’in talimatıyla Veli Ağbaba’ya 1 milyon euro verdim” sözleri yenilir yutulur sözler değildir…

CHP’nin tarihsel misyonu iddia düzeyinde bile olsa bu rezilce ifadeleri kaldıramaz…

“Bu nedenle CHP Türkiye’nin namusu ve vicdanı olacaksa Genel Başkan Özgür Özel, siyasi sorumluluk alarak ekibiyle birlikte derhal istifa etmeli…”