Pazar sabahları ailecek kahvaltı yaparız…

Kahvaltı genellikle uzun sürer çünkü haftada bir, bir araya geldiğimiz biri işsiz, diğeri çevre mühendisi olan iki oğlumla hemen her konuda sohbet ederiz.

Her ikisi de televizyon izlemez, zamanlarını kitap okuyarak ya da internette bir konuyu araştırmakla geçirirler…

Kıskandığım sayıda kitapları olan bir kitaplığa sahipler…

Bu nedenle sohbetlerimiz genellikle keyifli ve sorgulamalı geçer…

Genellikle benim bir konuyu ortaya atmamla birlikte süreç içinde daldan dala atlayarak sohbeti geliştiririz…

Böylece siyasetten başlayarak tarih ve tarihi geçmişe uzanır sohbetlerimiz…

Bu hafta sonu da aynı şey oldu ve ben “24 Nisan 1915 tarihi size neyi hatırlatır” diye lafı ortaya attım…

Bir süre düşündükten sonra çevre mühendisi olan oğlum şöyle dedi…

  • İki olayı hatırlatıyor bana bu tarih, birisi Çanakkale kara savaşlarının başlangıcını, diğeri de Ermenilerin tehcir olayını…

Ve ben hemen arkasından ekledim…

  • Peki, Osmanlı hemen her cephede hele de Çanakkale’de amansız bir savaşa girmişken içerde iki Ermeni çetesinin Türk ve Kürt köylerine saldırısı en çok asayiş konusu olacakken bu olayı “güvenlik” gerekçesi yapıp milyonlarca Ermeni’nin sürgün edilmesine kalkışması doğru bir karar mıydı?

İki oğlumun da hiç beklemedikleri bir soruydu bu…

Bir süre düşündüler ve işsiz oğlum,

  • Bir devlet savaşa girmişken en büyük ihtiyacı arkasında milli bir birlik olduğunu bilmesi ve buna dayanmasıdır. Böyle bir dönemde iki Ermeni çetesinin köy baskınları asayiş sorunu olsa da Ermeni halkı üzerinde gayri milli bir etki bırakır. Bu da savaşan ordu üzerinde olumsuz etki yapar. Bu nedenle tehcir kararı bana çok yanlış gelmiyor, Osmanlı Devleti’nin bu kararında haklı gerekçeleri var…

Çevre Mühendisi olan oğlum, kardeşini dikkatle dinledikten sonra bir süre düşündü ve konuya şöyle bir bakış açısı getirdi.

  • Ben bu görüşe katılmıyorum. 500 yıl devletin yönetiminde etkin olmuş ve millet-i sadık diye anılan bir halktan söz ediyoruz. Yüzlerce yıl Devletle ve Anadolu halkıyla barış içinde iç içe yaşamış bir halk, iki Ermeni çetesinin yaptığı baskınlardan dolayı milliyetçi bir etkiye kapılıp hem beraber yaşadığı halklara hem de yönetiminde asırlar boyu etkili olduğu devletine karşı isyan etmez. Kaldı ki seferberlik ilan edilince binlerce Ermeni genci silah altına alınmış ve cephelerde Osmanlı askeri olarak savaşmıştır. Bu nedenle alınan Tehcir kararı haklı değildir. Bunun bana göre başka gerekçeleri olmalıdır…

İşte tam isabet diye düşündüm ve can alıcı soruyu hemen peşi sıra sordum.

  • Peki sence güvenlik gerekçesi gerçekçi değilse asıl gerekçe ne olabilir bu kararda?

Dikkatli gözlerle bana baktı…

Bu soruyu sen cevapla der gibi bir bakıştı bu…

Ben de senin görüşünü merak ediyorum, dercesine gülümsemeyle karşılık verince önce gözlerini yere indirdi ve sonra bana bakarak şöyle cevapladı.

  • Bana göre bu karar “İttihat ve Terakki’nin Türkçü kanadının icraatıdır.” Anadolu’nun Türkleştirilmesi projesinin ilk adımı denebilir. Bu düşünce geriye doğru Jön Türklere kadar uzanır. Zamanlama açısından da ilginç bir dönem seçilmiştir. Bu türden kitlesel kaydırmalar barış zamanında dünyanın dikkatini ve tepkisini çekeceğinden savaşın hengamesi içerisinde kendi dertlerine düşen ne Batılıların ne de Rusya’nın tepki veremeyeceği hesaplanmıştır. Nitekim öyle de olmuştur.

Bu cevaptan sonra sohbet, Ruanda’da yaşanan katliamlar ve Kızılderililerin yok edilişleri üzerinde devam etti.