Bu bayramda bayram yazısı yazmadım. Sadece sosyal medya hesabımdan bayramlaşma videosu yayınladım. Daha fazlası için yeterli enerjiyi bulamadım.

Bayramı yaşadıktan sonra bayramdan kalan gözlem ve duygularımı zamanın belgesine yazıyorum.

Bir kere gurbette bayramın olumlu ve olumsuz her halini yıllardır yaşarız. Her hâlükârda bir burukluk söz konusu insan yüreğinde. Bir problem olmasa da gurbetin garipliği Türk milleti için değişmez bir psikolojiye dönüşmüş durumda.

Gurbette yüreği hala inanç ve kültür kodlarıyla barışık olanlar bayram duygusunu canlı tutup sevdiklerine de hatırlatıyorlar.

Büyük zahmetlerle Kurban kesip bir kısmını paylaşıyorlar. Mutlu ederek mutlu oluyorlar.

Büyüklerini ziyaret ederek duyguları canlı tutuyorlar. Bütün camileri Bayram Namazı ve bayramlaşmak için dolduruyorlar. Kimisi bir gün izin almış, kimisi bir iki saat izin alıyor, kimisi gece mesaisini bitirmiş geliyor.

Bir kısım insanımızın da tek namaz ibadeti olan Bayram Namazına geliş halini de değerli buluyorum.

Memleketteki yakınlarını son teknolojik imkanlarla arayarak hasret acısını hafifletmeye çalışıyorlar. Bu arada resmî tatil olmadığı için bütün bu faaliyetleri yoğun iş hayatının içinde yaptıklarını unutmayalım.

Yani gurbetteki bayramın adı aynı ama tadı farklı değerli okurlarım.

Bu arada ülkemizdeki bayramlarda insanlar üç ana guruba ayrılmışlar.

1-Bayramı tatil olarak algılayıp turizm yerlerine güdenler,

2-Bayram kültürüne sahip çıkarak Kurban kesen, aile ziyaretlerini yapanlar ve tabi ki bunları memleketlerinde yapanlar.

3-Bu gurup ise ya maddi imkân kısıtlığından ya kültürel ve dini duyguların zayıflığından dolayı ikamet ettikleri şehirde tatil yaparak Bayram günlerini yaşayanlar.

Üç adet bayram günlerini anlama ve değerlendirme tarzı.

Bir tespitimi de üzülerek aktarmak durumundayım; Git gide öncelikle akrabalık bağlarının zayıfladığını, olan bağların da samimiyet ve içtenlik testinden iyi puan alamayacağı durumu telafisi mümkün olmayacak bir sürece girmiş bulunmaktadır.

Sebeplerin başında maddi imkanların kıyaslanması, kıskançlık, çekememezlik ve hasetçiliğin zihinleri işkal etmesi, dünyevileşme hastalığının ölümü ve inancımızın en önemli parametresi olan Ahiret ve hesap gününe olan inancı perdelediği gibi sebeplerden bahsedebiliriz.

Bir insanda bu hastalıklardan bir tanesinin olması bile yeterlidir. Bu hastalıklar insanın samimiyetini hızla yok eder.

Her izne gittiğimde bu hastalıkların hızla arttığını görüyoruz. Tuhaf bir konuşma tarzı çıkmış ortaya; Dilinin ucuyla, durumu idare edecek kadar, bıkkınlık halinde olma, sen de nereden çıktın der gibi, hangi maddi çıkarım var ki sorusunun baskıladığı duruş, bitse de gitsek tarzı bir beraberlik durumları.

Bu hastalıklı davranışları bilhassa yakın akrabalar arasındaki ilişkilerde hızla görmekteyiz. Birbirini dinlemeyen, halini hatırını kalpten bir cümleyle sormayan, çıkarsız muhabbeti tercih bile etmeyen insanların akrabalıkları olsa olsa akrep cinsinden olmaktadır.

Akrep kendisine iyilik yapıp nehirden geçmesine yardım eden kurbağayı söz vermesine rağmen zehirledikten sonra demiş ya; ’Huyum kurusun ben her hâlükârda sokarım.’’

Üzgünüm ama sizlere çok iç açıcı haberler veremedim.

Her şartta iyi olmak, iyi kalmak gibi bir seçenek de var zor olsa da.

Biz iyilerle ve iyilikle yaşayalım.

Daha güzel bayramlar ve günler dilerim değerli okurlarım.

Hoşça kalın.