Çarşamba günkü yazımda aracımın arızalandığını ve Halit Usta isimli birinin yardımıyla onun tamirhanesine aracımı çektirdiğimi anlatmıştım…
Halit Usta’nın sanayide rastlayacağınız bir ustadan daha ötede biri olduğunu sizlerle aktarmak istedim.
Aracımı lift denilen kaldıraca yükleyip havaya kaldırdıktan sonra Halit Usta’yı izlemeye başladım.
Tavırları, konuşmaları tamirhaneye geldikten sonra çok başkalaştı.
Yanında çalışanlara kısa ve net konuşuyor, onlar da anında söylenenleri yerine getiriyordu.
Çalışanların hem Halit Usta’ya hem de diğer ustalara karşı müthiş bir saygı duyduğunu gördüm.
Asla laçkalık, vurdumduymazlık içinde bir tek kişiyi görmedim.
Sanayide görmeye alışkın olduğumuz pas, yağ, kir ne yerlerde ne de kullandıkları aletlerde vardı.
Her şey, her yer hastane acil servisi gibi tertemizdi.
Halit Usta, gereken talimatları verdikten sonra yanıma geldi ve karşıma oturdu.
Kaşlarının arası derin bir vadi gibiydi.
Gözlerinde önceleri gördüğüm sıcaklık yerini sert bir ifadeye bırakmıştı.
Yanında çalışan biri elinde tepsiyle çayları getirdi ve bir yudum çay içtikten sonra,
“Ya Usta daha önce soracaktım ama fırsat olmadı. Uzunca bir zamandır Antalya’dasın, arada bir köyüne gidip babanı ananı ziyaret ediyor musun?”
Sorum karşısında çay bardağını sıkıca elinde tutup dikkatlice bana baktı.
Cevap verip vermeme arasında bir süre tereddüt geçirdi, o arada çalışanlardan birinin elindeki aletin yere düşmesiyle birlikte yerinden kalkıp o elemanın yanına gitti.
Frekansı çok düşük, yumuşak bir sesle onu uyardı ve geri döndü.
Tekrar çay bardağını eline aldı ve
“Abi bak ne diyeceğim sana. Köyde anam da babam da ırgatlık yapardı. Pancar toplamaya gittikleri bir gün onları taşıyan traktörün devrilmesiyle hayatlarını kaybettiler. Ben daha 5 yaşındaydım. Fakirdik, toprağımız, hayvanımız yoktu. Amcalarım ve dayım da bizim gibi olduklarından bana bir süre baktılar sonra da Antalya Çocuk Esirgeme Kurumu’na bıraktılar.
Ben orada büyüdüm. İlkokulu, ortaokulu orada okudum…”
Sustu bir süre, çayından bir yudum aldı, elini tıraşlı yüzünde gezdirdikten sonra bana döndü, gözleri buğulanmıştı.
“Liseyi yatılı okudum. Daha lise birinci sınıftayken kendime iş aradım ve şu gördüğün tamirhaneye çırak olarak aldı beni Kerim Usta. Liseyi bitirene kadar tamirciliği epey öğrenmiştim ve liseyi bitirdiğimde bir motoru söküp yeniden toplayacak kadar öğrenmiş, kalfa olmuştum. Yatılı okul bittiğinden ustam şu oturduğumuz yazıhaneye bir yatak koydu ve ben burada yaşamaya başladım. 2 sene bu mekânda yaşadıktan sonra askere gittim. Ustam askerde de beni yalnız bırakmadı. Asker dönüşü yine ustamın yanına geldim. Bir süre sonra beni çağırdı ve bana, seni oğlum gibi severim. İşini sağlam tutuyorsun, burayı sahiplenmişsin. Eğer kabul edersen seni kızımla evlendirip evimin evladı yapmak isterim, dedi. Ağlayıp ellerine sarıldım. Bir süre sonra da evlendik. Bize ev aldı, eşyalarımızı düzenledi.”
Başını önüne eğdi ve sustu.
Başını kaldırıp yazıhane olarak kullanılan yerin köşesindeki masanın arkasında çerçeveli birinin resmine baktı.
Ben de baktım o resme…
Ağız uçları hizasında kısa bıyıklı, kısa ve sert telleri olan fırça saçlı, kısmen çekik gözlü ve göz çukurlarıyla tezatlı dolgun yüzü olan, orta yaşlı biriydi.
“Kerim Usta bu mu?” dedim…
Başını salladı ve
“Onu hastanede ziyarete gittiğimde size o zaman rastlamıştım” dediğinde tamirhaneye bir araç girdi, yerinden kalktı ve aracın yanına gitti Halit Usta.
Ve benim aracın işlemleri bitene kadar da yanıma bir daha gelmedi.
Aracım yeniden çalışır vaziyete gelince ödemeyi yapıp tam ayrılacaktım, hikayesinden etkilendiğimi fark etmiş olacak ki iki eliyle elimi tutup
“Abi sen güzel bir insansın. Boş vakitlerinde gel, sohbet ederiz. Haa unutmadan söyleyeyim. 5 yaşımdan beri köyüme gitmedim.”
Başımla tamam dedim ve tamirhaneden ayrıldım…