Hafta sonu uzun zamandır bir araya gelemediğim bir dostumla buluşup bir kafede sohbet ettik gündeme dair…
Elbette konu CHP’li belediyeler yapılan operasyonlar, iktidarın bu gelişmeler üzerindeki etkileri ve gelecek seçimlerde konjonktürel durumlar hariç neler olacağıydı…
Genel değerlendirme bir yana, sohbetimizin ağırlıklı konusu “Antalya ve Muhittin Başkan” oldu…
Dostum hukukçu olduğundan ona “Başkan ile ilgili iddianame ve yargı süreci sence nasıl bir seyir izler” diye sordum…
Verdiği cevabı şöyle özetleyebilirim…
Dedi ki;
“İşin hukuki ve siyasi boyutları var.
Savcılığın hazırladığı iddianamenin içi gerçekten boş.
Başkanı rüşvet gerekçesiyle gözaltına alıp tutukladılar ama iddianamede tek bir rüşvet suçlaması yoktur…
Tanık ve itirafçıların anlattıklarının delillerle desteklendiğini söylemek oldukça zor.
Yani senin sözlerine karşılık benim sözlerim…
Yargıçlar, savcılar gibi bakmazlar olaya, delillerle bakar ve ona göre değerlendirme yaparlar.
Bu anlamda Başkana ceza vermeleri oldukça zor.
Elbette bu dediklerim işin hukuki yanı, bir de siyasi yanı var.
İşte bu yanıyla baskı kurulması suretiyle başkana ceza verebilirler.
Böyle bir durumda da verilen ceza mutlaka üst mahkemelerde bozulur…”
Ben Muhittin Başkana siyaseten bir baskı kurulup ceza verilebileceğine inanmıyorum…
Çünkü Başkanın tutuklandığı ilk günden bu yana içerden verdiği mesajlarında AK Partiyi ve MHP’yi suçlayıcı, siyasi içerikli tek bir açıklaması olmadı.
Aksine tüm mesajlarında en sık vurguladığı cümle “ben ülkemin adaletine, yargıçlarına güveniyorum” oldu.
Hiçbir mesajında “bu savcılar AK Partinin savcıları, bu hakimler AK Partinin hakimleri” demediği gibi bu anlama gelecek tek bir imada bile bulunmadı.
İşte tam da bu noktada tutuklu yargılanan CHP’nin iki büyükşehir belediye başkanından bir diğeri olan “Ekrem İmamoğlu’ndan oldukça farklı bir tutum izledi.”
İmamoğlu, yargılandığı ilk duruşmadan itibaren mahkemede şov yapıp siyasi bir tutum ve söylem içinde olmasına karşılık;
Muhittin Başkandan tek bir siyasi söylem çıkmadığı gibi mahkemede ne şov yapmaya yöneldi ne de mahkeme salonunu sirk alanına çevirmeye kalkışmadı.
Son derece sakin, nezaket kuralları içinde, mahkemeye saygılı olarak yumuşak bir üslupla ifadesini verdi.
Bu noktada Muhittin Başkanı temsil eden avukatlarının da tutumları Başkandan farklı değildi.
Dostumla sohbetimiz bu minval üzerinde sürerken meğer yan masada oturan üniversiteli bir grup genç bizim konuşmalarımıza kulak misafiri olmuşlar…
Bir ara yanımıza gelerek şunları söylediler.
“Muhittin Başkana haksızlık ediliyor.
Mahkemenin Başkanımızı serbest bırakmasını istiyoruz…”
(Masamıza davet ettiğimiz gençlerle yaptığım sohbeti bir başka yazıda aktaracağım…)