Kıbrıs adası meselesi özellikle son 50 yıl içinde bir türlü çözülemeyen ya da çözümü sürekli engellenen bir olay.
Bu konuda Türkiye’nin tutumu ve çözüm için öne sürdüğü argümanlar adada yaşayan Rumlar ve Yunanistan tarafından reddedilmekte ve Kıbrıs’ın tümünün kendilerinin yönetiminde olması gerektiğini, çünkü “adada Türklerin azınlık olduğunu ve Türkiye’nin orada işgalci konumunda olduğunu” öne sürmekteler ve maalesef başta AB ülkeleri olmak üzere batılı devletler Rumların tezlerini kabul etmektedirler.
Bu nedenle Türkiye’nin gerek AB ülkeleriyle ve gerekse uluslararası ilişkilerinde Kıbrıs meselesi bir engel teşkil etmektedir.
Geçen hafta ANSİAD, aylık toplantısına Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan’ı konuşmacı olarak davet etmişlerdi.
Konu, Kıbrıs’ın dünü, bugünü ve yarını meselesiydi ve Sağkan gerçekten Kıbrıs’ın dününü, bugünkü varılan noktayı ve yarın için Kıbrıs ‘ta, Türkiye’nin neler yapması gerektiğini doyurucu biçimde anlattı.
Sağkan’ın anlatımlarında dikkatimi çeken noktaları şöyle belirteyim:
1- 50 yıldır ANNAN Planı dahil uluslararası hukukun her türlü argümanını kullandık ama Rum yönetimini ve Yunanistan’ı bir çözüme yakınlaştıramadık.
2- Uzunca bir zamandır “iki toplumlu federatif yapıyı” teklif ettik ancak Rum yönetiminin sürekli olumsuzluğundan dolayı artık bu noktadan zorunlu olarak [H1] [H2] [H3] “iki devletli Kıbrıs” noktasına geldik.
3- Hem Türkiye’ye hem de KKTC baskı yapılarak adanın tümüyle Rum yönetimine bırakılması isteniyor. Bu mümkün değil. Çünkü Kıbrıs sadece orada yaşayan Türklerin meselesi değil, aynı zamanda “Türkiye’nin güvenliği meselesidir. Bu nedenle stratejik öneme sahiptir. Yani Türkiye’nin savunmasının vazgeçilmezidir. Ortadoğu’da yaşanan iç savaşlar, İsrail’in tehdit edici politikaları ve son olarak İran savaşı göstermiştir ki Türkiye Akdeniz merkezli savunmasının ana noktası Kıbrıs’tır.”
4- Adanın ve Türkiye’nin kıta sahanlığı alanına giren Doğu Akdeniz sahip olduğu doğalgaz ve hidrokarbon rezervleri ile enerji arzında önemli bir yere sahiptir. Keza İran savaşı sonrası dünya enerji arzının güvenliği bakımından Kıbrıs uluslararası önemdedir.
307 yıl Türklerin yönetiminde olan ve savaş nedeniyle 1878 yılından itibaren yapılan bir anlaşmayla geçici olarak İngiltere’nin yönetiminde kalan Kıbrıs, 1960 anayasası ile cumhurbaşkanının Rum, yardımcısının Türk olduğu bağımsız bir devlet haline gelmiş ve Rumlarla Türklerin birlikte yaşama iradesi ortaya konmuştu.
Ancak Yunanistan, Megali idea hülyası sonrası oluşturulan ENOSİS politikası ile adayı kendinin egemenlik alanına almak istemesi sonucu Kıbrıs sorunu denilen olay ortaya çıkmıştır.
ENOSİS politikasını sürdürmek için Yunanistan devleti tarafından kurulan, terör örgütü niteliği taşıyan EOKA isimli illegal, ırkçı ve faşist yapılanma sistemli olarak 1963’ten itibaren Türkleri adadan kaçırtmak için korku salan eylemler yapmış, çok sayıda Kıbrıs Türkü’nü katletmişlerdi.
1974 yılı 15 Temmuz’unda Yunanistan’da ki faşist askeri cuntanın desteği ile EOKA lideri Grivas önderliğinde bir darbe yapılarak Nikos Sampson isimli faşist birini devletin başına geçirince Türkiye garantörlük hakkını kullanarak 20 Temmuz’da Adaya çıkarma yaptı ve Sampson kaçmak zorunda kaldı.
Türkiye’nin bu askerî harekâtı sonucunda sadece adada faşist bir darbe önlenmekle kalmamış, aynı zamanda Yunanistan’daki Faşist cuntada yıkılmış ve demokratik yönetime geçilmiştir.
Bugün KKTC’nin adadaki sınırları o gün Türk ordusunun adada ilerleyip durduğu sınırlardır.