Antalya’da sarı sıcakların baskın dönemi başladı.
Sadece insanlar değil kuşlar, sürüngenler, tek ya da çift toynaklı, tırnaklı hayvanlar gölge bir yere sığınma telaşındalar.
Hatta suya kavuşamayan tüm nebat ya kuruyor ya da boynunu büküp su bekliyor…
Böyle dönemlerde benim en çok dikkat ettiğim sokaklarda yaşayan canlardır.
Kalın kürklerinin altında sarı sıcağın olanca hararetini hisseden bu canların suya kavuşması için çevremizde bulunan en uygun yerlere bir kap su koymak sanırım en temel insanlık görevlerimizdendir.
Onların yaşam alanlarını ellerinden aldık.
Asfaltladık, betonladık, ağaçları/yeşili, yok ettik.
Doğal hayatlarını ellerinden almamız yetmezmiş gibi barınaklara hapsettik, kurşunladık, zehirledik, tekmeledik, yavrularını poşetlere koyup çöp konteynerlerine attık, ürememeleri için ya hadım ettik ya da yumurtalıklarını kazıdık.
İnsan için eşref-i mahluk denir.
Yani yaratılmışların en şereflisi…
İnsan kendisine emanet edilmiş doğal hayatı, diğer canlıları koruduğu kadar şereflidir.
Eğer bu emanete ihanet ediyorsa şerefine de ihanet ediyor demektir.
Bizim gazetenin çalışanlarını çok seviyorum.
İşlerini çok iyi yaptıkları, gazetemizi çok iyi hazırladıkları, çok başarılı habercilik yaptıkları için değil.
Elbette bunları başarıyla yürütüyorlar ama her gazeteye gittiğimde kapı önünde kedi ve köpekler için yiyecek ve bir kap su bulundurdukları, eşref-i mahluk olmanın gereğini yaptıkları için onları çok seviyorum.
Birkaç ay önceydi sabah erken kalkmış, kahvemi hazırlayıp verandaya çıkmıştım ki bahçenin arka tarafından ”tak tak” diye ses gelmiş ve ses devam etmişti.
Sanki birileri çivi çakıyordu.
Meraklanmış ve hiç ses çıkarmadan yavaşça ilerlemiştim sese doğru.
Ses arı kovanının üst yanındaki yaşlı armut ağacından geliyordu.
Çıt çıkarmadan otların arasına çömelip sesin geldiği yere baktığımda tepesi kırmızı, gövdesi duman rengi, siyah uzun gagası ile bir ağaçkakanın armut ağacının yarı kurumuş kalın dalına delik açmaya çalıştığını görmüştüm…
Ya bir ses duymuş ya da benim varlığımı hissetmiş olacak ki birden durmuş ve boynunu 180 derece çevirerek çevresini kolaçan etmişti.
Kısa süren bu moladan sonra bir tehlike hissetmemiş olduğundan delik açmaya kaldığı yerden devam etmişti.
Sonraki günlerde bu delik açma işi bir süre devam etmiş ve sonunda ses kesilmişti.
Kontrol ettiğimde ağaçkakanın kendisine bir yuva yaptığını tespit etmiştim.
Dün sabah erkenden kalktım yine…
Kahvemi içtikten sonra her zaman yaptığım gibi ağaçkakanın yuvasını uzaktan kontrol ettim…
Tam ayrılacaktım ki delikten iki tane küçücük kuş kafası göründü.
Hemen limon ağacının arkasına çömelerek saklandım…
Bir süre delikten çıkan tüysüz boyunlu küçücük kuş kafalarının sağa sola hareketini izledim.
Ve anne ağaçkakan gagasında yiyecekle hızla geldi, delikten içeri girdi.
Limon ağacının arkasından çıktım ve keyifle eve doğru yürümeye başladım.
Benim de bir ağaçkakan ailem olmuştu…