Uzunca bir aradan sonra yeniden bir CHP yazısı yazmak vacip oldu.

Çünkü gün geçmiyor ki gerek Özgür Özel gerekse Kılıçdaroğlu cephesinden farklı ve beklenmedik gelişmeler olmasın...

Son olarak Kılıçdaroğlu, katıldığı bir televizyon programında çok ciddi bir tespit ve çağrı yaptı.

Şöyle dedi…

“Özgür Özel’i CHP’de kalmaya çağırıyorum.

Kurultay takvimiyle beraber daha önceleri yaptığı gibi ilçeleri, illeri dolaşır, kendine oy istersiniz bunlar olağandır.

Ama ayrı yapılar kurmak olağan değildir.

Bir partide paralel yapı olmaz, böyle bir yapı Erdoğan’a hizmet eder…”

Bu çağrıyı önemsiyorum…

CHP’de her zaman farklı düşünceler olmuştur ve bunlar parti içinde kıyasıya bir yarışa da dönüşmüştür ama hiçbir zaman paralel bir yapı oluşturulması düşünülmemiştir, olmamıştır da…

Keza, Özgür Özel’in siyasi ikbalini bağladığı ve meydana getirdiği “değişim(!)” organizasyonu ile de CHP’nin bugün gelinen “şaibe” noktaya savrulmasına neden olan İmamoğlu’nun ihracı içinde “Neden ihraç edelim? Yarın aklanır gelirse ne olacak?”diyerek zeytin dalı uzatmasını da önemsiyorum…

Ancak Kılıçdaroğlu’nun Özgür Özel ve İmamoğlu ile ilgili yaptığı bu “yumuşak ve barışçı” çağrının ne Kılıçdaroğlu’nun tabanında ne de Özel-İmamoğlu tabanında yeterli karşılığın olacağını düşünmüyorum…

Bunun için sadece sosyal medyadaki her iki tarafın paylaşımlarına yapılan ve hakarete/küfre varan yorumlara bakmanız yeterli olacaktır.

Kısacası gelinen nokta; CHP tabanında ve seçmeninde çok ciddi bir “duygusal yarılmanın” gerçekleştiğidir…

Bu süreç böyle devam ettikçe ve Özgür Özel ayrı parti kurmaktan vazgeçerek Kılıçdaroğlu’nun çağrısına uysa ve parti içi mücadeleyle yeniden genel başkan olsa da/olmazsa da bu “duygusal yarılma kurultaylarla kapanamaz noktadadır…

Buna rağmen Özgür Özel/İmamoğlu ikilisinin ayrı parti kurmak gibi bir dertlerinin olduğunu da sanmıyorum…”

Yaptıkları şey, kendilerince veremi gösterip sıtmaya razı etmek gibi çocukça bir siyasi stratejidir ki, Kılıçdaroğlu da zaten bunu iyi bildiğinden bu çağrıyı yaparak Özgür Özel/İmamoğlu ikilisinin “madem çağrı yapıldı hele bir kurultaya kadar CHP’de kalalım” diyerek çark etmelerinin yolunu açmış oldu.

Kaldı ki CHP içindeki aklı başında hiçbir siyasetçi de zaten “CHP gibi tarihsel bir markayı” terk edip maceraya atılmaz, nitekim geçmişte ayrılanların ne olduklarını biliyorlar…

Yani anlayacağınız durum CHP’de oldukça vahim…

Peki kurultaylar bu bütünleşmeyi sağlayamazsa bu vahametten nasıl çıkılacak?

Asıl soru bu…

Belki zaman içerisinde giderek bu yarılma azalabilir, yeni seçmenlerin ve kadroların katılımıyla CHP yine eski gücüne ve durumuna gelebilir ama CHP’nin bu durumu zamana yaymak gibi bir lüksü yok.

Olabilecek en kısa zamanda bunu gerçekleştirmek zorundadır.

Ve bunun da tek yolu, “her iki tarafın da üzerinde mutabakat sağlayacakları bir cumhurbaşkanı adayı üzerinde anlaşmalarıdır…”

Ortak cumhurbaşkanı adayı, her iki tarafından “ortak siyasi mücadele” yapmalarını sağlayacağından parti içi bu çatışmalara en azından ara verilip ülke gündemi ile birlikte çalışmaları parti için ileriye dönük bütünleşmenin umududur.

Cumhurbaşkanlığı seçimi kaybedilse bile CHP için yeniden birlikte hareket etmelerinin şu andaki tek çıkar yoludur. CHP içindeki tarafların ortak cumhurbaşkanı adayı aynı zamanda toplumsal muhalefetin ve diğer siyasi partilerin de adayı haline gelebilir…

Ve ortak cumhurbaşkanı adayı sadece CHP’nin değil, tüm muhalefetin bütünleşmesinin yolunu da açacaktır…

Ki, buna Türkiye’nin ekmek, su kadar ihtiyacı var…