Ninelerimiz, halamız, teyzemiz, kız kardeşimiz, bizi doğuran ebemiz. Dünyanın bel kemiği kadınlarımız.

Tarlada ırgat, fabrikada işçi, hastanede doktor, gökyüzünde pilot, okulda eğitmen geleceğe ışık, sporcu, emekçi anne.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 19. ve 20. yüzyıldaki işçi hareketleriyle ortaya çıkmış bir gün. 1857'de ABD’nin New York şehrindeki bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler, daha iyi çalışma koşulları ve eşit ücret için greve çıktı. Ancak maalesef bu grevde ortaya çıkan yangın sebebiyle çok sayıda kadın işçi hayatını yitirdi. 1910'da Kopenhag’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda ise Alman aktivist Clara Zetkin kadınlar için uluslararası bir gün önerdi ve o gün de, bugün hala anlamını ve önemini koruyan 8 Mart olarak kabul edildi.

Maalesef kadınların ve kız çocuklarının, hayatın her alanında yaşadığı sorunları anlatmaya kalksam bu köşe yazısını bitiremem.

Türkiye'nin en büyük kanayan yarası kadın cinayetleri. Geçtiğimiz ay toplam 23 kadın erkekler tarafından öldürüldü ve 29 kadın cinayeti de şüpheli durumda. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun yayımladığı 2026 Şubat Raporu'na göre öldürülen 23 kadından 6'sı hayatına dair karar almak istediği için, 2'si ekonomik bahanelerle, 1'i ise diğer bahanelerle öldürüldü. 14'ünün hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi. Anıt Sayaç (Şiddetten Ölen Kadınlar için Dijital Anıt) verilerine göre de bu yıl 71 kadın cinayeti işlendi. Ben bu yazıyı yazarken dahi maalesef bir hemcinsim daha bu listelere eklenebilir.

Cinsel istismar ve şiddet ise bir başka kanayan yara. SAMER’in (Saha Araştırmaları Merkezi) düzenlediği basın taraması sonuçlarına göre, 1 Ocak – 5 Mart 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmada; en az 48 kadın ve 6 kız çocuğu katledilmiş, 47 kadın ve 11 çocuk şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiş, 17 kız çocuğu istismara, 68 kadın ve kız çocuğu fiziksel şiddet ve yaralamaya, 262 kadın seks işçiliğine zorlanmaya, 4 kadın ve kız çocuğu tacize, 2 kadın cinsel saldırıya maruz bırakılmıştır. Ve bunlar maalesef sadece bildiklerimiz.

İş hayatında erkeklerle aynı işi yapıp aynı maaşı alamama, sürekli duygusallık yaşadığına inanılıp ciddiye alınmama, uğranan mobbingler, tırnaklarıyla kazıya kazıya elde ettiği tüm başarıların bir başka erkek tarafından kendisine bahşedilmiş gibi sunulması veya asla yükselmelerine izin verilmemesi kadınların hala kaderi.

Toplumsal olarak ahlak beklentisinin sadece kadına yöneltilmesi, sürekli alttan almasının ve susmasının beklenmesi, sabreden ve affedici bir yapıyla kendisine yapılan tüm haksızlıklara karşı susmasının istenmesi kadınların hala kaderi.

Baş örtüsü, elbise, şort, etek dahil tüm kıyafetlerinin dahi hayatın tüm alanında kendilerine engel oluşturması da kadınların hala kaderi.

Kısacası, aklınıza gelebilecek her alanda maalesef ayrımcılık yaşamaya alıştırılmak istenmesi kadınların hala kaderi.

Bu kaderi değiştirmek zorundayız.

Gelen ihbarlara karşı hızlı bir müdahalede bulunmak, faili cezasız bırakmamak, daha fazla sığınma evi, daha fazla psikolojik destek hattı oluşturmak, içimizde bir mahkeme kurup en ufak bir ayrıştırma yapmadığımıza emin olmak, eğitim sistemimizle eşitliğin önemini aşılamak başlıca önlemler.

Kadınlar Günü'nün, tüm insanların eşit haklara sahip olduğu bir gün olarak kutlanmasını dört gözle bekliyorum. Canım kadınlar, canım kız çocukları, gününüz kutlu olsun! Çok daha aydınlık günlerde bugünü kutlayabilmemiz umuduyla, iyi ki varsınız.