“Doğa, her şeyde olduğu gibi insan ömrüne de uygun sınırlar biçmiştir. Yaşlılık ise sonuçta yaşamı konu alan bu oyunun son sahnesidir. Bu sahne bizi yorduysa, bu sahneye doyduysak, gidelim o hâlde.”
Ünlü Romalı devlet adamı ve düşünür Cicero, hayatı işte böyle özetliyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile UNFPA’nın Dünya Nüfus Günü için hazırladığı infografiğe göre Türkiye, 85,7 milyonluk nüfusuyla 194 ülke arasında 18’inci sırada yer alıyor. Ancak dikkat çeken nokta şu; çocuk ve genç nüfus oranımız dünya ortalamasının altında kalırken, yaşlı nüfus oranımız dünya ortalamasının üzerine çıkmış durumda.
Dünya nüfusu 8 milyarı aşmış olsa da toplumlar giderek yaşlanıyor. Türkiye de bu değişimin dışında değil.
Geçen gün fotoğraf albümlerini karıştırırken zamanın ne kadar hızlı geçtiğini bir kez daha fark ettim. Kaybettiklerimiz, büyüyen çocuklar, gençliğini geride bırakan dostlar... Dün kucağımıza aldığımız bebekler bugün yetişkin oldu. Kimi evlendi, kimi anne baba oldu, kimi kendi hayat mücadelesini vermeye başladı.
Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder” dizelerini yazdığı kuşağın bugün bastonuyla yürüdüğünü görüyoruz. Saçlarına ak düşmüş büyüklerimizle sohbet ettiğinizde ise yılların biriktirdiği bilgelik ve derin bir huzurla karşılaşıyorsunuz. Zaman gerçekten su gibi akıp geçiyor.
Bir yandan da yaşam koşulları her geçen gün ağırlaşıyor. Hayat pahalılığı gençlerin omzundaki yükü artırıyor. Düğün masrafları, ev kurmanın maliyeti, eşyaların fiyatı adeta ateş pahası. Bu yüzden birçok genç, gösterişli düğünlerden vazgeçip yalnızca nikâh kıyarak yeni bir hayata başlamaya çalışıyor. Kimileri ise geliri yetmediği için evlenmeyi bile erteliyor. Çocuk sahibi olmak ise pek çok genç için artık bir hayalden öteye geçemiyor.
Belki de yaşlanan sadece nüfusumuz değil; umutlarımız, hayallerimiz ve geleceğe dair cesaretimiz de yavaş yavaş yaşlanıyor. Eğer gençlerimize güvenli bir gelecek sunamaz, aile kurmayı kolaylaştıracak sosyal ve ekonomik adımları atamazsak, yarının Türkiye’si daha yaşlı, daha yalnız ve daha kırılgan bir toplumla karşı karşıya kalabilir.
Çözüm aslında belli. Gençlerin eğitimden istihdama daha kolay geçişini sağlayacak politikalar geliştirilmeli, barınma ve ev kurma maliyetleri azaltılmalı, çalışan aileler çocuk sahibi olmaya teşvik edilmeli, kreş ve bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Aynı zamanda yaşlanan nüfusun sağlıklı, üretken ve sosyal hayatın içinde kalmasını sağlayacak uygulamalara da öncelik verilmelidir.
Çünkü güçlü bir gelecek; çocukların sesinin eksik olmadığı, gençlerin umutla yaşadığı ve yaşlıların saygıyla hayatını sürdürdüğü bir toplumla mümkündür.