Geçtiğimiz hafta sonu birçok gencimiz üniversite giriş sınavı için ter döktü. Kapıda veliler, gencecik pırıl pırıl çocuklar ve geleceğe adım atma heyecanı...

Bu sene üniversite sınavına 2 milyon 425 bin 628 kişi başvurmuştu. Herkes aynı sorularla sınandı. Peki adalet, gerçekten aynı soruları sorarak herkesi aynı konuda sınamak mıdır yoksa bu sorular için tüm çocuklarımıza aynı olanakları sağlamamız mıdır?

Hayalini kurduğu üniversiteyi ve bölümü düşleyerek sınava katılan çocuklarımız, gerçekten aynı koşullara mı sahip? Ya da örneğin; doğru düzgün ders göremeden hep çalışmış olan MESEM ‘Mesleki Eğitim Merkezi’ öğrencileri ve normal eğitim görmüş öğrencilerin aynı sınavla değerlendirilmesi ne kadar adil? Neden çocuklarımıza eşit davranan bir eğitim sistemi ile yaklaşmadığımız halde aynı ölçütlerle değerlendirmelerde bulunuyoruz? Yani aslında, bir balığı neden yüzüşüne göre değil de ağaca tırmanmasına göre değerlendiriyoruz?

Çocukların sadece haftada 1 gün ders görüp işten gelince ders çalışarak diğer yaşıtlarına yetişmesini beklememiz bana göre adaletsizliktir. Haftada 35-40 saatlik mesainin arkasından bir de ders çalışacak enerjiyi bulmak, hele 18 yaşından küçük gençlerimiz için pek de mantıklı bir beklenti değil. Belki puan yardımı, belki okudukları bölüme göre branş açılarak eğitim fırsatı sunulması, belki de daha farklı bir sınav... Hangisi bilemem ama bu çocukların değerlendirilmesinin değişmesi gerektiği su götürmez bir gerçek.

Bugün sınav sonuçlarını konuşuyoruz ama asıl konuşmamız gereken şey, çocuklarımızın sınava kadar geçen süreçte hangi koşullara sahip olduğudur. Çünkü başarı yalnızca çalışmayı değil, aynı zamanda eşit rekabet koşullarına da sahip olmayı gerektirir.

Haftanın beş gününü sınıfta geçiren bir öğrenci ile haftanın sadece bir gününü sınıfta geçiren bir öğrencinin aynı sınavla ve aynı sorularla değerlendirilmesiyle aynı yarışın bir parçası olduğunu söylemek pek de tutarlı değil. Beş gün işletmelerde çalış en az sekiz saat. Bu yorgunluğun üzerine eğitim görememek ne kadar adil.

Çocuklarımıza “başarısız” demeden önce, onlara eşit koşulları sunamayan biz mi başarısızız, yoksa onlar mı diye düşünmeden edemiyor insan.

Meslek lisesi ve teknik liselerde okuyan öğrenciler, mezuniyet sonrasında yüksekokul ile eğitimlerini tamamlayabilir. Böylece, mezun olduklarında hem kalifiye eleman eksikliği ortadan kalkar, hem de işsizlik sorununun çözülmesine katkı sağlanmış olur.

Eğitim sisteminde bu hususta gereken çalışmaların ve düzenlemelerin yapılması umuduyla...