Memlekette fiyatlar hızla yükseliyor ama insanların geliri yer seviyesinde.
Ekonomimiz uçuyor!
Lakin vatandaşın haberi yok; çünkü uçan ekonominin altında ezilmekle meşgul.
Eskiden sabah uyanınca insan önce yüzünü yıkar, sonra kahvaltı yapardı.
Şimdi gözünü açar açmaz telefona sarılıyor: “Acaba yumurtaya gece zam geldi mi?”
Yumurta dediğin nedir ki?
Normalde tavuktan çıkar, sofraya gelir.
Bizde ise tavuktan çıkıyor, aracıları dolaşıyor, lojistik masraflarını ödüyor, ekonomik gelişmeleri değerlendiriyor, piyasa koşullarını inceliyor; sofraya gelene kadar küçük bir yatırım aracına dönüşüyor.
Bir ara bahçede dolaşırken komşunun tavuğuyla göz göze geldik.
Utandı zahir ki başını öne eğdi.
Garibim o da duymuş olmalı Borsada iç edilen 173 milyar doları
Ekonomimiz uçuyor, vatandaş yerlerde sürünüyor diyor bazı ağzı karalar…
Bunlar fesat, kötü niyetli insanlar!
İnanın ekonomi yönetiminden yapılan açıklamaları dinleyince insanın içi açılıyor.
Büyüyoruz, gelişiyoruz, güçleniyoruz, hedeflere ilerliyoruz…
Yalnız bir türlü anlayamadığım bir şey var: Bu kadar büyüyen ekonominin içinde benim cüzdan neden küçülüyor?
Hadi bende iktisat literatürüne bir katkıda bulunayım…
Maaşın elimize geçmesiyle bitmesi arasında geçen süreye “emeklinin ekonomik ömrü” denir. Nasıl ama, fena bir tanımlama olmadı değil mi?...
Emeklinin pazara çıkması artık sıradan bir alışveriş değil, adeta uluslararası çapta bir istihbarat operasyonu.
Sabah erkenden pazara gidiyor.
Önce ilk tezgâhta domatesin fiyatını öğreniyor.
Sonra yan tezgâha geçiyor, üçüncü tezgâhta şüpheleniyor ve sonunda dayanamayıp dördüncüde fiyatın kaynağını araştırıyor.
“Evladım, domates neden geçen haftaya göre daha pahalı?”
Pazarcı cevap veriyor:
“Amca, bunlar seçme domates, tarla malı!”
Emekli dikkatle bakıyor:
“Ben de seçme emekliyim evladım.
Ama bana kimse ekstra maaş vermiyor!”
Bir kilo domates yerine yarım kilo alıyor.
Yarım kilo pahalı gelince üç tane seçiyor, o da pahalı gelince ikisini bırakıyor.
Eve geldiğinde torunu soruyor:
“Dede, pazardan ne aldın?”
“Tecrübe evladım. Domatesin fiyatıyla kendimin fiyatını yeniden değerlendirdim.”
Bunca pahalılık karşısında yöneticiler görevleri gereği son derece yaratıcı kısa ve öz tavsiyelerde bulunuyorlar…
Elektriği az kullan, suyu az tüket, dışarıda yemek yeme, gereksiz harcama yapma, tasarruf et…
Vatandaş bütün tavsiyelere uyuyor.
Akşam ışığı yakmıyor, karanlıkta oturuyor.
Kombiyi açmıyor, battaniyeye sarılıyor.
Dışarıda yemek yemiyor, evde tencerede dert kaynatıyor
Ama yine olmayınca bu kez aynaya bakıp kendi kendine soruyor:
“Ben ekonomiye bu kadar katkı sağlıyorum, yine açız, yine üşüyoruz…
Daha ne yapmalıyım?”