· Muratpaşa’da bir restoran önünde oturan 3 kişiye silahlı saldırı…
· Cumhuriyet Meydanında yaşanan büyük bir kavga paniğe neden oldu.
· Aksu ilçesinde bir işletmede iki taraf arasında taşlı sopalı kavgada çok sayıda yaralı var.
· Muratpaşa İlçesinde evinin önünde oturan bir kişi kimliği belirsiz birinin silahlı saldırısına uğradı.
· Muratpaşa ilçesinde çıkan silahlı kavgada pompalı tüfekle 3 kişi yaralandı.
· Alanya’da oto yıkamacıda çıkan kavgada bir kişi silahla vurularak hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı.
· Kepez İlçesinde bir kişi alacaklısı olduğu birini “bu sana ders olsun” diyerek pompalı tüfekle yaraladı…
· Serik İlçesinde bir emlakçı ofisinde çıkan kavgada iki kişi silahla vurularak hayatını kaybetti, bir kişi de yaralandı.
Bunlar sadece Antalya’da son 24 saatte meydana gelen ve emniyet kayıtlarına giren şiddet olayları…
Kayıtlara geçmemiş (özellikle kadınlara, çocuklara ve engellilere yönelik) daha onlarca buna benzer şiddet olayları yaşanmaktadır Antalya’da…
Hele bütün ülkede yaşanan günlük şiddet olaylarını inanın hiç düşünmek bile istemiyorum.
Gazetelerde ve televizyonlarda yer alan şiddet olayları, ülkemizde ve kentimizde insanların giderek gerildiğini, giderek öfke patlamasına dönüştüğünün açık resmidir.
Türkiye’de neredeyse her gün yeni bir şiddet haberiyle karşılaşıyoruz.
Sokak ortasında işlenen cinayetler, kadınlara yönelik saldırılar, çocuklara uygulanan şiddet, okul çevrelerinde yaşanan kavgalar, trafikte bir tartışma yüzünden çekilen silahlar…
İnsan hayatının bu kadar kolay harcanabildiği bir ortamda sormamız gereken soru şudur:
“Ne oldu da şiddet, hayatımızın sıradan bir parçası hâline gelmeye başladı?”
Basitçe söylersek şöyle bir şeyler oldu…
Geçim sıkıntısı, işsizlik, yargı başta olmak üzere hayatın her alanında ve gelir dağılımındaki adaletsizlik, özellikle siyasi iktidardan yana olanların işledikleri suçlarda yaşanan “cezasızlık,” geleceğe ilişkin belirsizlik ve toplumsal güvensizlik, haram ve kara parayla yaşanan lüks hayata karşı yoksullarda biriken öfke insanların üzerindeki baskıyı artırabiliyor.
İnsanlar kendilerini çaresiz hissettiklerinde, sorunlarını konuşarak çözme becerilerini kaybettiklerinde veya çevrelerinden destek göremediklerinde öfke daha kolay saldırganlığa dönüşebiliyor.
Bir ülkenin gerçek gücü, insanlarının birbirini ne kadar şiddetle korkuttuğuyla değil, birbirine ne kadar güvenebildiğiyle ölçülür.
Sokakta yürüyen bir kadın, okuluna giden bir çocuk, trafikte direksiyon başındaki bir sürücü veya düşüncesini, inancını, kültürünü açıklayan bir yurttaş kendisini güvende hissetmiyorsa burada hepimizin düşünmesi gereken ciddi bir mesele vardır.
Şiddeti yalnızca başkalarının sorunu olarak görmek kolaydır.
Oysa her hakaret, her tehdit, her zorbalık ve her haksızlık karşısında sessiz kalmak, şiddetin normalleşmesine zemin hazırlar.
Şunu asla unutmamak gerekir…
“Şiddetin kazandığı yerde yalnızca bir insan kaybetmez; insanlık, vicdan ve birlikte yaşama umudu da yara alır.”