COP 31 programının yaklaştığı şu günlerde Antalya’nın çevre sorunlarını konuşmak için Çevre Mühendisi ve çevre konusundaki donanımı ve birikimi ile Türkiye’de söz sahibi olabilecek “Cem Arüv” ile bir sohbet ettik.

Antalya’nın çevre sorunlarını öyle bir anlattı ki gerçekten şaşırmamak mümkün değil.

Bakıp da göremediğimiz birçok meseleyi yalın ve çarpıcı bir şekilde anlatınca kendisine “bu anlattıklarını yazıya dökerek bana gönderir misin” dedim ve sağ olsun yazdı ve gönderdi.

Gelin birlikte Cem Arüv’ün tespitlerini kendi kaleminden okuyalım.

***

İlk söz; bir şehir çöp kokuyorsa, kokan sadece çöp değildir!

Babamın görevi için Antalya’ya geldiğimiz 1978 yılını hatırlıyorum. Uçaktan indiğimizde, bindiğimiz bir taksi ile Işıklar Caddesi’ndeki evimize gitmiştik. Yol boyunca taksimiz şehre doğru gelirken, geçtiğimiz yollardaki yemyeşil görüntüyü izliyor ve daha sonra öğrendiğimiz portakal çiçeği kokusunu, büyülenmiş gibi içimize çekiyorduk. Aman Allah’ım bu nasıl bir ambiyansmış! Ne kadar kutsi bir karşılama imiş.

Bir şehir portakal çiçeği kokusundan, çöp kokusuna nasıl kötü bir şekilde evriliyor, bizler şehirlerimizi nasıl bu hale getirebiliyoruz inanılır gibi değil!

Her şey aslında 1982 yılında Turizm Teşvik kanununun yayımlanması ile başladı! Antalya ve çevresini turizme açan bu kanun, öncelikle kıyılarımızda olmak üzere, turizm ikinci konutları ile birlikte yapılaşmaya açtı. Ekonomik kalkınma için turizm sektörünün ülkede gelişmesini önemseyen devletimiz başlangıçta gerek alt yapı, gerekse üst yapısı ile birlikte olağanüstü bir seferberliğe girişti ve ilan ettiği Turizm Bölgelerinde doğa ve çevre ile uyumlu tesislerin ülkemize kazandırılmasını sağladı. Haksızlık etmemek gerekir ki turizm yatırımcısı da başka ülkelerde benzerine az rastlanır bir refleksle, kıyılarımıza, yüksek kalitede turistik tesisler kazandırdı.

Devletimiz turizm alt yapısı götüremediği yerlerde ise yine bu heyecanlı yatırımcının önünü açtı ve kendi alt yapısını yapması, çevre ve doğa ile uyumlu yatırımların gerçekleştirilmesi adına Turizm Bakanlığı denetiminde konaklama tesislerinin yapılmasına imkan verdi. Özellikle 1990’lı yıllardan sonra Antalya’mızdaki turizm yatırım hızı her yıl eklenen yatak sayısı ile birlikte inanılmaz boyutlara ulaştı. 1980’li yıllarda 20 bin olan yatak sayısı, günümüzde bir milyonun üzerine çıktı.

Peki bu kadar yatırım yapılırken çevresel boyutta neler yaşandı sıralayalım isterseniz,

1- Turizm sektörünün yapılaşma ihtiyacı için beton lazımdı. Betonun temel bileşeni olan agrega için önce dere yataklarından sonra dağlardan vahşice milyonlarca ton malzeme alındı. Dere yatakları mahvoldu! Bazıları kayboldu, yer değiştirdi. Geçmişte var olan bazı tepeler taş ocağı faaliyetleri neticesinde yok oldu!

2- Devletin ilan ettiği Turizm Bölgeleri ve diğer turistik tesis alanlarında legal ya da illegal su kullanımı neticesinde yer altı su seviyesi inanılmaz derecede düştü. Geçmişte sürekli akış gösteren ve denize dökülen çaylar kurudu!

3- Antalya il merkezi turizm sektörünün hizmet ihtiyacını karşılamak için gelen insanımızın konut ihtiyacının karşılanabilmesi için yapılaşmaya açıldı. Kent her yıl üst üstü konacak şekilde olağanüstü sayılarda göç aldı. Yerel yönetimler turizm sektörünün tetiklediği konut ihtiyacını karşılamaya yönelik yeni imar planları yapımında, gelişme bölgelerinin imara açımında, imarlı arsa üretiminde geç kaldı ve Antalya bir dönem gecekondulaşmaya teslim oldu.

4- Kentin kontrolsüz büyümesi ister istemez mevcut alt yapı sistemlerinin yetersiz hale gelmesine yol açtı ve çok büyük bedeller ödenerek kentimize alt yapı yapılmaya çalışıldı.

5- Kentin kontrolsüz ve plansız büyümesi neticesinde Antalya ismi ile yan yana gelmemesi gereken hava kirliliği gibi bir sorun kış aylarının rutini haline geldi.

6- Yine plansız yapılaşma neticesinde turizm bölgeleri ve eğlence merkezleri ile evsel yerleşimler bir arada inşa edildi ve gürültü gibi anakronik bir sorun yaşanmaya başladı.

7- Denizlerimize yapılan kontrolsüz atıksu deşarjları bir dönem denizin kirlenmesine yol açtı. Şükür ki zamanında yapılan alt yapı yatırımları ile kontrolsüz deşarjın önüne geçilmeye çalışıldı.

8- Son olarak yazımızın konusu olan çöpün toplanması, transferi ve bertarafı, halka yansıyan kısmı ile kokusu gibi bir sorunla kent merkezi ve turizm ilçeleri karşı karşıya kaldı. Antalya’da yapılan onca bertaraf tesisine rağmen çöpü problem olmayan maalesef hiçbir beldemiz kalmadı.

Turizm sektörü devlet eliyle gelişmeye açılırken yukarıda listelediğimiz pek çok konu atlandı ve sorunlar yaşandıktan sonra çözüm üretilmeye çalışıldı. Bunun başlıca nedeni alt yapı sorunlarının giderilmesi için gerekli ekonomik gücün, günün koşullarında yeterli olmaması ve devletimizin bütüncül görebilen ve bütüncül yönetme kabiliyetine sahip ‘teknik devlet’ olmamasıdır. Maalesef geçmişte devletin teknik kısmını oluşturan İller Bankası, DSİ, Karayolları, Köy Hizmetleri, Çevre İl Müdürlükleri, Bayındırlık İskan Müdürlükleri, İl Özel İdareleri gibi kamu kurumlarının işlevini değiştirip, proje üretmek yerine siyasilerin emrini yerine getiren ve ilde yapılan işleri sadece denetleyen bir konuma getirilmesi, kamu hafızasının körelmesine, izleme ve projeksiyon kabiliyetlerinin ortadan kalkmasına sebep olmuştur. Devlet kadrosu içerisinde yer alan pek çok nitelikli personel bu yönetim anlayışı sebebi ile ya özel sektöre geçmiş ya da görev aldığı kamu kurumu içerisinde emekliliğini bekler hale gelmiştir.

Aslında söylemek istediğim şudur; devletin her kademesi Antalya’nın gelişme süreci içerisinde verdiği izin ve ruhsatlardan kentin bu noktaya geleceğini önceden biliyordu! Ancak şehre kümülatif bakan bir göz olmadığı için, kentte meydana gelecek olan çevresel etkileri değerlendiremediler ve kentin kontrolsüz gelişmesini sadece aymaz bir şekilde izlediler. Yine belirtmek isterim ki bu sorun temel olarak yönetsel bir sorundur. Kişilere bağlı değildir. Devletin idari yönetim şekli bu anlamda revize edilmeli ve ‘teknik devlet’ haline dönüştürülmelidir.

Teknik devlet doğru alanda, doğru planlama ve alt yapı yapan devlettir! Plansız alanlardaki faaliyetleri de en iyi şekilde denetleyen devlettir.

Teknik Devlet bir bölgeyi turizme ya da farklı bir sektörel yatırıma açtığında;

1- İnşaat sektörünün malzeme ihtiyacını en az çevresel etkilerle nereden karşılayacağını düşünen, planlayan ve malzeme alınacak sahaları hazırlayan devlettir. Doğal kaynakların kullanımını koruma kullanma dengesi içerisinde en iyi yöneten devlettir.

2- Sektörlerin faaliyetleri sonucunda meydana gelecek olan evsel ve endüstriyel atıkların bertaraf yönetimini yapabilen devlettir.

3- Vereceği ciddi eğitim çalışmaları ile atıkların kaynağında ayrılması ve bertarafını gerek hanede gerekse iş yerinde sağlayan devlettir.

4- Çevre sektörünün gelişmesini sağlamak için gerekli finansman desteğini sağlayan devlettir.

5- Planladığı alanlarda, oluşacak çevresel parametrelerin bertarafı için zamanında karar alan ve alt yapı yatırımını uygulayan devlettir.

6- Halkın kent içerisinde yaşarken en az olumsuz çevresel etkiye maruz bırakan devlettir.

7- Doğal afetler için, acil durum ve yönetim planı olan, bununla birlikte acil durumlarda son derece aktif hareket edebilecek bilgili, tecrübeli, yetenekli, konusunda uzman kadroyu bünyesinde bulunduran devlettir.

8- İklimin inanılmaz değişkenlik gösterdiği günümüzde, Teknik Devlet sürekli teyakkuz halinde olan devlettir.

9- Aklı, bilgiyi, tecrübeyi, liyakati son derece önemseyen, yönetim organizasyonunu bu temeller üzerine kurmuş ve Palyatif çözümleri çöpe atmış devlettir.

Özetle: Evindeki çeşmesinden su içilebilen, tertemiz havası ciğerlerine çekilebilen, denizlerine güvenle girilebilen, tarlasında yetiştirdiği ürünleri korkusuzca tüketebilen, çöpleri kaynağında ayrılan, düzenli olarak zamanında toplanan, bertaraf edilen ve kokmayan devlettir.

Teknik olmayan devlette çöp kokar, dere yatakları talan edilir, akarsular kirlenir, deniz kirlenir, hava kirlenir, kuvvetli bir yağışta yolları, alt geçitleri su basar, insanlar ölür! Gerekli tedbirleri almadığınızda en basit bir hava olayı insanların öldüğü bir çevresel felakete dönüşür! Gün geçmiyor ki teknik devletin gereklerini yerine getirmediğimizden başımızı bir felaket gelmesin!

Bahsettiğimiz hiçbir konu takdiri ilahi değildir.! Devletimizin teknik devlet olmayışındandır! Devletimiz ne zaman teknik devlet olmaya karar verecek o zaman ülkemizde, şehrimizde huzur içinde yaşayacağız. Aksi takdirde daha çok insanımız, önceden düşünülerek alınmamış teknik devlet tedbirler sebebi ile mağdur olacak ve ölecek!

Sonuç olarak sizce Antalya sokakları sadece çöp mü kokuyor? Kokan başka şeyler de var mı?