Türkiye, dünyanın en önemli zeytin üreticisi ülkelerinden biridir. Sofralık zeytin üretiminde dünya liderleri arasında yer alırken, zeytinyağı üretiminde de İspanya’nın ardından üst sıralarda yer almaktadır. Ürettiğimiz zeytin ve zeytinyağının önemli bir bölümü ihraç edilmekte, bu durum hem üreticiye hem de ülke ekonomisine önemli katkılar sağlamaktadır. Son yıllarda zeytin ve zeytinyağı ihracatında elde edilen başarılar, sektörün stratejik önemini daha da artırmıştır.
Zeytinin öneminin yıldan yıla artmasıyla birlikte son 20 yılda zeytin ağacı varlığı yaklaşık iki katına çıkmış ve 200 milyon ağacın üzerine ulaşmış durumdadır. Geçmişte ağırlıklı olarak Ege, Marmara ve Akdeniz kıyılarında yoğunlaşan zeytin yetiştiriciliği, bugün daha geniş bir coğrafyaya yayılmış durumdadır. Destekleme politikaları, yeni bahçe tesisleri ve üreticilerin zeytine olan ilgisi sayesinde Türkiye'deki zeytinlik alanlar uzun vadede artış göstermektedir. Zeytinlik açısından yerel kayıplar yaşansa da toplam zeytin ağacı varlığı ve üretim kapasitesi artmaya devam etmektedir.
Ancak zeytin sektöründe her şey sadece ağaç sayısıyla açıklanamaz. Son yıllarda sıkça tartışılan konulardan biri de ihracata getirilen kısıtlamalar ve bunların piyasa üzerindeki etkileridir. Özellikle zeytinyağı üretiminin düşük olduğu yıllarda iç piyasada fiyatların yükselmesini önlemek amacıyla zaman zaman ihracata kota veya çeşitli sınırlamalar uygulanabilmektedir. Bu tür uygulamalar kısa vadede iç piyasayı rahatlatma amacı taşısa da üretici ve ihracatçı açısından farklı sonuçlar doğurabilmektedir. Çünkü üreticinin yüksek verim aldığı yıllarda dış pazarların açık olması, ürünün değerinde pazarlanabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Zeytin üretiminde bir diğer kritik konu ise periyodisitedir. Halk arasında “var yılı-yok yılı” olarak bilinen bu durum, zeytin ağacının biyolojik özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Ağaç bir yıl yoğun meyve verdiğinde enerjisinin büyük bölümünü meyve oluşturmaya harcar. Bu nedenle takip eden yılda daha az çiçek ve meyve oluşturabilir. Sonuç olarak bir yıl yüksek, ertesi yıl düşük verim alınması oldukça yaygın bir durumdur. Bu nedenle tek bir yılın üretim miktarına bakarak sektör hakkında kesin yargılara varmak doğru değildir. Zeytinde asıl değerlendirilmesi gereken unsur, uzun yıllar ortalamasındaki üretim trendidir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'nin üretim kapasitesinin belirgin şekilde yükseldiği görülmektedir.
Peki bu yıl zeytin dalında kalır mı?
Bu sorunun ortaya çıkma nedeni zeytin ağaçlarının genel olarak meyve yüklü olmasından kaynaklanmaktadır. Yani zeytin için bu yıl var yılı diyebiliriz. Bu da zeytin üretiminin fazla olacağını göstermektedir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2026 yılı birinci tahminine baktığımızda bu artışın yaklaşık %56 olacağı öngörülmektedir. Yani 2024 yılında 2 450 000 ton olan üretimin 2026 yılında 3 814 000 tona ulaşacağı tahmin edilmiştir.
İçinde bulunduğumuz enflasyon ve ekonomik darlığı da düşünürsek, acaba zeytinler dalında mı kalır diye tartışılmaya başlanmış durumda. Bu durum iç ve dış talep ile doğrudan ilişkili bir konu. İnşallah hem sofralık üzüm hem de zeytinyağı ticaretinde sorun yaşanmaz ve zeytinlerimiz hasat edilebilir.
Zeytin ve zeytin yağı tüketiminin ülkemizde daha da yaygınlaştırılması gerekiyor. Aslında üretilen zeytinin hala tüketilme potansiyeli çok yüksek durumdadır. Zeytin dalında kalmasındansa tüketilebilmelidir. Ama zeytin üreticisi de zarar etmemelidir.
Eğer mandarin ya da limonda olduğu gibi zeytinlerimiz dalında kalacak olursa zeytinliklerin sökülmesi gündeme gelecektir. Bu denli stratejik bir ürünümüzün başına böyle bir şey gelmesini hiç istemeyiz. Bunun için zeytincilik sektörünün analizinin iyi yapılması gerekmektedir.
Bunun için asıl hedef, sadece daha fazla ağaç dikmek değil, sürdürülebilir üretim, etkin pazarlama ve katma değeri yüksek ihracat stratejileri geliştirmek olmalıdır. Zeytinin dalında kalıp kalmayacağını ise büyük ölçüde bu politikaların başarısı belirleyecektir. Türkiye'nin sahip olduğu potansiyel göz önüne alındığında, doğru planlama ile zeytinin dalında kalmasından çok, dünya sofralarına ulaşmasının konuşulması daha gerçekçi bir hedef olarak görünmektedir.