Türkiye’de örtüaltı üretimi, özellikle seracılık, yüksek gelir getirisi nedeniyle çiftçilerimiz için cazip bir yatırım aracıdır. Bugün sadece sahil kuşağında değil, yayla dediğimiz yüksek rakımlı bölgelerde yeni sera kurulumları dikkat çekiyor. Bu gelişme ilk bakışta tarımsal üretimin artması açısından olumlu görünse de uzun vadede üzerinde düşünülmesi gereken önemli soruları beraberinde getiriyor.
Sorulması gereken temel soru şudur: Türkiye’de özellikle seracılık faaliyetleri ne kadar büyümeli ve bu büyüme bir plan dahilinde midir?
Seracılık, birim alandan sağladığı gelir açısından pek çok tarımsal üretim faaliyetinin önüne geçmektedir. Bu nedenle çiftçinin buğday, arpa, ayçiçeği, elma veya yem bitkileri gibi ürünlerden vazgeçerek seracılığa yönelmesi ekonomik açıdan anlaşılabilir bir tercihtir. Sonuçta bir üreticiye “daha az kazanın” demek ne gerçekçi ne de adildir. Bir çiftçi ailesinin geçimini sağlamak ve refahını artırmak ister. Ancak bireysel ekonomik kararlar ile ülkesel tarım stratejileri her zaman aynı noktada buluşmayabilir.
Bugün bir üreticinin daha az kazandıran buğday arazisini seraya dönüştürmesi karlı olabilir. Ancak yüzlerce, hatta binlerce üretici aynı tercihi yaptığında ortaya farklı bir tablo çıkacaktır. Gıda güvenliği açısından stratejik öneme sahip ürünlerin üretim alanları azalabilir. Özellikle hububat üretimindeki gerileme, gelecekte dışa bağımlılığı artırabilecek riskler taşımaktadır.
Bu nedenle seracılığı sınırlandırmak yerine tarımsal üretimi bütüncül bir planlama anlayışıyla ele almak gerekir. Ülkenin ne kadar örtüaltı alana, ne kadar hububat alanına ve ne kadar yem bitkisi üretimine ihtiyaç duyduğu bilimsel verilerle belirlenmeli, üretim politikaları buna göre oluşturulmalıdır.
Bunun en önemli araçlarından biri destekleme politikalarıdır. Eğer buğday üretiminin devamı stratejik bir gereklilik ise, buğday üreticisinin gelir kaybı yaşamaması sağlanmalıdır. Desteklemeler sadece üretimi teşvik eden değil, aynı zamanda stratejik ürünlerde üreticiyi sistem içinde tutan bir araç olarak değerlendirilmelidir. Aksi halde piyasa koşulları doğal olarak çiftçiyi daha yüksek gelir getiren faaliyetlere yönlendirecektir.
Seracılık konusunun bir diğer önemli boyutu ise mevcut sera varlığının durumudur. Türkiye'de birçok sera işletmesi uzun yıllardır üretim yapmakta ve önemli bir kısmı teknolojik açıdan artık günümüz ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmaktadır. Eskiyen örtüler, eskiyen konstrüksiyon malzemeleri, yetersiz havalandırma sistemleri, verimsiz sulama altyapıları ve modern iklimlendirme eksiklikleri hem üretim maliyetlerini artırmakta hem de kaynak kullanım etkinliğini düşürmektedir. Bu olumsuzluklar üretimi miktarı ve net kazancı da olumsuz etkilemektedir.
Bu nedenle ülkemizin önceliği her zaman yeni sera alanları açmak olmamalıdır. Mevcut sera bölgelerinin modernizasyonu en az yeni yatırımlar kadar önemlidir. Aynı alanda daha az suyla, daha az enerjiyle ve daha yüksek verimle üretim yapılmasını sağlayacak teknolojik dönüşümler desteklenmelidir. Devlet tarafından sağlanacak uygun kredi, hibe ve yatırım teşvikleri sektörün rekabet gücünü önemli ölçüde artıracaktır.
Öte yandan son yıllarda sektörde gözlenen bir başka gelişme de büyük sermayenin seracılığa olan ilgisidir. Sahil bölgelerinde mevcut seraları bulunan büyük işletmelerin yanı sıra tarım sektörünün dışından gelen yatırımcılar da geniş alanlarda modern sera tesisleri kurmaktadır. Pazarlama gücü yüksek olan bu işletmeler elbette sektörün gelişimine katkı sağlamaktadır. Ancak bu durum küçük aile işletmeleri açısından yeni zorlukları da beraberinde getirmektedir.
Küçük üreticinin finansmana erişimi, teknoloji kullanımı ve pazarlama gücü büyük işletmelerle aynı seviyede değildir. Dolayısıyla seracılığın gelişimi sağlanırken üretici yapısındaki denge de korunmalıdır. Aksi halde üretim artarken kırsalda gelir dağılımı bozulabilir ve küçük üreticiler sistem dışında kalabilir.
Bir diğer kritik konu ise yüksek rakımlı bölgelerde giderek yaygınlaşan sera yatırımlarıdır. Yayla bölgelerinde kurulan seralar bazı ürünlerde sezon avantajı sağlamakta ve ekonomik fırsatlar oluşturmaktadır. Ancak bu yatırımların yeraltı su kaynaklarına, doğal ekosistemlere ve çevresel dengeye olası etkileri yeterince değerlendirilmeden yapılan plansız büyüme gelecekte ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. Özellikle su kaynaklarının sürdürülebilirliği ve doğal alanların korunması açısından çevresel etki analizleri daha dikkatli yapılmalıdır.
Türkiye'nin seracılığa ihtiyacı vardır. Ancak daha fazla sera kurmak tek başına bir başarı göstergesi değildir. Asıl başarı, hangi bölgede ne kadar sera kurulacağını, hangi alanların stratejik üretim için korunacağını ve mevcut seraların nasıl modernize edileceğini doğru planlayabilmektir.