"Bir tarafta inovasyon ve dünya ligi hedefi, diğer tarafta ise can derdindeki vatandaştan alınan otopark ve yemek ücretleri... Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi hasta yakınına 'başka bir ihtiyacınız var mı?' diye kol kanat gererken; Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ndeki bu ticari yaklaşım Antalya’ya yakışıyor mu?"

Antalya, 2000’li yıllarla birlikte teknoloji, tarım ve inovasyon alanında kabuğunu kırmış, Akdeniz Üniversitesi gibi uluslararası Ar-Ge ortaklıklarına, bilim parklarına ve TÜBİTAK gözlemevine ev sahipliği yapan devasa bir markaya dönüşmüş durumda. Üniversitemiz, kırsaldaki en küçük tarım faaliyetine bile vizyon katacak kadar şehrin kılcal damarlarına işleyen bir lokomotif. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var ki, o vizyonel büyüklüğün gölgesinde kalan insani hikayeleri barındırıyor.

Geçtiğimiz günlerde bir vatandaşımızın bizzat yaşadığı ve feryat ettiği bir konuya denk geldim. Bir tarafta yüksek teknolojiyle, inovasyonla övündüğümüz Akdeniz Üniversitesi, diğer tarafta ise en hassas noktamız olan sağlıkta ticari kaygılar.

Bahsettiğim konu; Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde kooperatif/işletmeler üzerinden uygulanan fahiş otopark ücretleri ve refakatçilerden alınan yemek paraları...

Gelin, uzağa değil, yanı başımızdaki bir başka köklü kuruma, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Hastanesi’ne bakalım. Bu satırların yazarı olarak bizzat şahidim; Osmangazi Üniversitesi Hastanesi’nde hasta yakınlarından otopark ücreti alınmıyor. Dahası, refakatçiye sadece bir kap yemek verilmekle kalınmıyor, "Bir ihtiyacınız var mı, isterseniz misafiriniz için ekstra bir tabildot yemek daha getirelim" denilerek Anadolu’nun o kadim misafirperverliği ve devletin şefkatli eli vatandaşa uzatılıyor.

Şimdi soruyorum: Eskişehir’de devletin hastanesi vatandaşa bu denli kol kanat gererken, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde insanların en çaresiz, en bitkin, tabiri caizse "canıyla uğraştığı" bir dönemde bu ticari yaklaşım niye?

Bakınız, Akdeniz Üniversitesi Hastanesi otoparkında uygulanan ve vatandaşın belini büken o resmi tarifeyi sizlerle paylaşayım:

· 30 dakika - 1 saat arası: 100 TL

· 1 - 3 saat arası: 170 TL

· 3 - 6 saat arası: 250 TL

· 6 - 12 saat arası: 300 TL

· 12 - 24 saat arası: 350 TL

· 24 saati aşan kullanımlarda: Günlük ücrete ek olarak her saat için 10 TL

Burada yiğidi öldürüp hakkını teslim etmek, doğruya doğru demek insani ve vicdani sorumluluğumuzun bir gereğidir. Hastanede hayati bir savaş veren kanser hastalarına, günübirlik kemoterapi ve radyoterapi görenlere, diyaliz hastalarına otoparkın tamamen ücretsiz olması, kalbi bir insani yardım olarak son derece güzel bir uygulamadır. Bu hassas ve yapıcı yaklaşımlarından ötürü hastane yönetimine ve emeği geçenlere teşekkür etmeyi bir borç biliriz.

Ancak bu güzel uygulamanın yarattığı memnuniyet, madalyonun diğer yüzündeki genel tarifenin ağırlığını ne yazık ki hafifletmiyor. Üniversite yerleşkesinden (kampus içinden) hastane yönüne araçla giriş yapanlardan bile doğrudan 100 TL giriş ücreti talep ediliyor. Sadece bekleme yapmadan transit geçişlerin ücretsiz olduğu bu tarife, bir kamu hastanesi otoparkından ziyade adeta lüks bir AVM veya havalimanı işletmesi mantığıyla yönetiliyor. Yoğun bakım kapılarında sabahlayan, günlerce hastanede refakatçi olarak kalmak zorunda olan diğer ailelerin bütçesine binen bu yükün tarifi mümkün mü?

Nitekim bu insafsız ücret tarifesi, yüksekliği nedeniyle sadece hasta yakınlarının feryadıyla kalmamış; yerel basında defalarca gündem olmuş, usta kalemlerce eleştirilmiş ve hatta TBMM'de soru önergelerine dahi konu edilmiştir. Meclis kürsülerine kadar taşınan bu mağduriyet karşısında uygulamanın genel olarak hala ısrarla sürdürülmesi ve bu ödemelerin kredi kartıyla tahsil edilerek "kolaylık" gibi sunulması, sistemleşmiş bir ticari zihniyetin en somut kanıtı değil midir?

Vatandaş cebindeki son parayı ilaç parası mı yapacak, otopark otomatına mı yatıracak yoksa refakatçi yemeğine mi harcayacak? İnovasyonda dünya ligini hedefleyen bir üniversitenin, gelir modelini vatandaşı can evinden vuran otopark ve yemek ücretleri üzerine kurduğunu düşünmek bile istemiyoruz.

Buradan, göreve geldiği günden bu yana hassasiyetiyle tanıdığımız Akdeniz Üniversitesi Rektörü Sayın Prof. Dr. Özlenen Özkan’a açık bir çağrıda bulunmak gerekiyor. Sayın Rektörüm; Antalya’yı tarımda, teknolojide ve bilimde ileriye taşırken, bu şehrin insanının en zor gününde yanında olmak da bu köklü kurumun asli görevidir. Kanser ve diyaliz hastalarımıza gösterilen o takdir edilesi, şefkatli ve insani yaklaşımı, lütfen hastanede şifa arayan diğer tüm vatandaşlarımız ve zor şartlardaki refakatçiler için de genişletin. Onların da otopark ve yemek yükünü hafifletmek adına yönetim olarak inisiyatif almaya davet ediyoruz.

Vatandaşın bu haklı feryadına kulak vereceğinize, gerekli hassasiyeti göstererek bu genel ticari uygulamaları esneteceğinize olan inancımız tamdır. Zira Akdeniz Üniversitesi’ne yakışan, inovasyonda lider olduğu kadar, sosyal devlet anlayışında ve vicdanda da öncü olmaktır.

Unutmayalım ki, dalgalı ve fırtınalı hastane koridorlarında yönünü kaybetmiş vatandaşa liman olmak, büyüklüğün en temel şartıdır. Denizcilerin o köklü deyişinde de belirtildiği gibi: "Geminin kalitesi omurgasından, kaptanın kalitesi ise fırtınalı denizde yolcusuna verdiği güvenden belli olur."

Akdeniz Üniversitesi'nin de bu fırtınalı günlerde vatandaşına hak ettiği güvenli ve şefkatli limanı sunması dileğiyle... Vira bismillah!

İzzet ÜNLÜ

Antalya Denizcileşme Platformu Başkanı