Devlet aklının ve aklıselimin de işaret ettiği üzere; 18 Ekim’de gerçekleşecek olan ATSO seçimleri ve hemen ardından 25 Ekim’deki İMEAK Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi seçimiyle başlayan bu kritik süreçte, kaynaklarımızı iç çekişmelere harcama lüksümüz yoktur. Bugün hassas bir dengede duran Antalya’nın yeni ayrışmalara değil; geniş bir mutabakatla ortak akla ve büyük bir uzlaşıya ihtiyacı vardır.

Antalya, sadece coğrafyasıyla değil; ticareti, tarımı, turizmi ve barındırdığı muazzam ekonomik potansiyeliyle Türkiye’nin göz bebeği, dünyaya açılan en önemli kapısıdır. Şehrimiz bugünlerde, önümüzdeki dönemin kaderini belirleyecek çok kritik bir eşiktedir. 18 Ekim Pazar günü Antalya iş dünyasının kalbi ATSO seçimlerinde atacak; hemen ardından gelen hafta sonu, 25 Ekim'de ise İMEAK Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi sandık başına gidecektir.

Ancak ne yazık ki bu seçim dönemlerinde şehrimizin geleceğini inşa etmesi gereken en dinamik aktörlerin; enerjilerini ve devasa bütçelerini vizyoner projelere aktarmak yerine, iç çekişmelere ve amansız rekabetlerin girdabında tükettiğine şahit oluyoruz.

Oysa aklıselim bize net bir gerçeği fısıldıyor: Bu kentin kaynakları, kısır güç savaşlarının sahnesi olamaz.

Kişisel hırsların sınır tanımadığı bu yarışların faturasını günün sonunda ne o koltuk sahipleri ne de hırslarına yenik düşenler ödüyor; kaybeden sadece ve sadece Antalya oluyor!

Antalya’nın bugünkü hassas dengede yeni ayrışmaları kaldıracak lüksü kalmamıştır. Bizim acilen bir ‘Kent Anayasası’ etrafında birleşmeye, küskünlükleri bir kenara bırakarak büyük bir toplumsal uzlaşıya ihtiyacımız var. Seçim bütçeleri ve kurumsal güçler şovlara değil; iklim krizine karşı akıllı kent altyapılarına, esnafımızı küresel pazarda koruyacak dijital dönüşüm hamlelerine, tarımda ‘agrotech’ (akıllı tarım) ve inovasyon merkezlerine harcanmalıdır. Kitle turizminin sınırlarına dayanan şehrimizde sağlık, spor ve kongre turizmi gibi alternatif modeller geliştirilmeli, yerel yönetimlerin vizyon projelerine STK’lar bütçeleriyle omuz vermelidir.

Bunu başarmak bir hayal değildir; sadece rotayı doğru çizmeye bağlıdır. Sandık başına gitmeye hazırlanan Antalya’yı yönetenlerin, yön verenlerin ve bu şehirde katma değer üretenlerin unutmaması gereken temel bir denizcilik kuralı vardır: Hepimiz aynı gemideyiz. Aynı gemide seyahat edenlerin, fırtınalı denizlerde birbirinin küreğine asılması, kendi kişisel hırsları ve ikbal beklentileri için geminin tabanına delik açması tam bir vizyonsuzluktur. Kaptanların ve tayfaların enerjisi, geminin içindeki kavgalara değil, dalgaları aşmaya ve bu devasa çınarı güvenli limana ulaştırmaya harcanmalıdır.

Unutmayalım ki; rüzgarı arkamıza alıp Antalya’yı geleceğe taşımak, ancak ve ancak ortak akılla ve tüm paydaşların aynı yöne doğru kürek çekmesiyle mümkündür.

Vira Bismillah!