Hukuki engeller, kapatma davaları ve çeşitli baskılara rağmen emeklilerin örgütlenme iradesinin sürdüğü belirtilirken, “Emekli olmak, haklardan emekli olmak değildir” vurgusu yapıldı. DİSK Devrimci Emekliler Sendikası, dijital dergisinin 5. sayısını okuyucuyla buluşturdu. Emeklilerin sendikal örgütlenme hakkının geniş biçimde ele alındığı dergide, emeklilerin yalnızca ekonomik sorunlarına değil, demokratik, sosyal ve hukuki haklarına da dikkat çekildi. Dergide, emekli olmanın haklardan vazgeçmek anlamına gelmediği belirtilerek, milyonlarca emeklinin kendilerini ilgilendiren kararlarda örgütlü biçimde söz sahibi olması gerektiği savunuldu. Derginin yeni sayısının ana gündemini ise emeklilerin sendika hakkı oluşturdu. “Engeller yasaklar bizi durduramaz!” başlığıyla verilen mesajda, emeklilerin sendikal örgütlenmesinin önündeki hukuki tartışmalara rağmen mücadeleden vazgeçilmeyeceği ifade edildi. Dergide yer alan değerlendirmelerde, yıllarca çalışan, üreten, vergi ödeyen ve sosyal güvenlik sistemine prim yatıran milyonlarca insanın emekli olduğunda yalnızca çalışma yaşamından ayrıldığına dikkat çekildi. Emeklilikle birlikte kişinin insan, yurttaş, emekçi ve hak sahibi olma niteliğini kaybetmediği belirtilerek, emeklilerin de örgütlenme, söz söyleme, dayanışma ve toplu mücadele haklarına sahip olması gerektiği vurgulandı. Türkiye’de emeklilerin sendikal örgütlenmesi konusunda yaşanan hukuki tartışmalara da dikkat çekilen dergide, Anayasa’nın 51. maddesindeki düzenlemenin emeklilerin sendikal örgütlenmesinin önünde hukuki engel olarak kullanıldığı ifade edildi. Ancak dergide, bir hakkın mevcut mevzuatta yeterince tanımlanmamış olmasının o hakkın insan hakkı olma niteliğini ortadan kaldırmayacağı savunuldu.
‘Sendika yalnızca tüzel kişilik değil’
Dergide sendikanın yalnızca bir kurum, tabela ya da tüzel kişilik olmadığı ifade edildi. Sendikanın aynı zamanda örgütlenme, söz söyleme, dayanışma ve toplu mücadele hakkının aracı olduğu belirtildi. İnsanca yaşam hakkının korunabilmesi için emeklilerin örgütlü bir güç haline gelmesinin önemine dikkat çekilirken, sendikal mücadelenin temelinde insan onurunun korunmasının bulunduğu kaydedildi. Derginin dikkat çeken bölümlerinden biri de emekli sendikacılığının tarihine ayrıldı. Emeklilerin sendikal mücadelesinin 1995 yılında başladığı hatırlatılırken, aradan geçen yıllar içerisinde çeşitli hukuki süreçler, kapatma davaları, isim değişiklikleri ve baskılarla karşı karşıya kalındığı belirtildi. Yaşanan tüm bu süreçlere rağmen emeklilerin örgütlenme iradesinin ortadan kaldırılamadığı ifade edildi. Dergide, sendikacılığın yalnızca bir tabeladan ibaret olmadığı belirtilerek, tüzel kişiliklerin veya isimlerin değişebileceği ancak emeklilerin ortak mücadele iradesinin devam edeceği vurgulandı. Bu kapsamda, “Tabela sökülür, örgüt yeniden kurulur. İsim değiştirilir, mücadele devam eder” anlayışına dikkat çekildi.
Dergide emeklilerin sendikal mücadelesine yönelik eleştirilere de yanıt verildi. Sendikal örgütlenmenin yalnızca mevcut yasaların çizdiği sınırlar içerisinde değerlendirilmemesi gerektiği savunuldu. Tarih boyunca bugün temel hak olarak kabul edilen birçok kazanımın başlangıçta hukuken tanınmadığı hatırlatıldı. İşçilerin sendikal hakları, sekiz saatlik çalışma günü, toplu pazarlık hakkı, sosyal güvenlik sistemi ve çeşitli çalışma hakkı düzenlemelerinin mücadeleler sonucunda kazanıldığı ifade edildi. Bu nedenle emeklilerin sendika hakkı için verilen mücadelenin de gelecekte hukuki düzenlemelerin değişmesine katkı sunabilecek toplumsal bir mücadele olduğu belirtildi.
‘Meşruiyet sadece yasadan gelmez’
Derginin bir başka bölümünde hukuk, adalet ve toplumsal meşruiyet ilişkisi ele alındı. Hukukun üstünlüğünün ve demokratik hukuk devletinin savunulduğu belirtilirken, mevcut yasaların toplumsal ihtiyaçların her zaman önünde olmadığı ifade edildi. Geçmişte kadınların oy hakkı, işçilerin sendikal hakları ve grev hakkı gibi bugün temel demokratik haklar arasında kabul edilen birçok kazanımın uzun mücadeleler sonucunda elde edildiği hatırlatıldı. Toplumsal değişimin önce ihtiyaçların ortaya çıkması, ardından insanların örgütlenmesi ve mücadele etmesiyle başladığı; toplumsal meşruiyetin oluşmasının ardından da hukuk düzeninin değişebildiği değerlendirmesine yer verildi. Bu nedenle emeklilerin sendika hakkı mücadelesinin yalnızca mevcut mevzuata karşı çıkmak anlamına gelmediği, aynı zamanda hukukun demokratikleşmesi için verilen bir mücadele olduğu vurgulandı. Dergide emeklilerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların da örgütlenme hakkıyla doğrudan bağlantılı olduğu belirtildi. Milyonlarca emeklinin benzer ekonomik sıkıntılar yaşamasının bireysel mağduriyet olarak değerlendirilemeyeceği ifade edildi. Emekli aylıkları, sağlık hizmetlerine erişim, ilaç giderleri, barınma, vergiler ve sosyal güvenlik politikalarının milyonlarca kişiyi aynı anda etkilediğine dikkat çekildi.Bu nedenle emeklilerin sorunlarının bireysel başvurularla sınırlı biçimde çözülmesinin mümkün olmadığı savunuldu. Sendikanın temel işlevlerinden birinin bireysel mağduriyetleri ortak taleplere ve toplumsal güce dönüştürmek olduğu ifade edildi.
‘Kitlesel haklar, kitlesel güçle kazanılır’
Dergide “Kitlesel haklar, kitlesel güçle kazanılır” mesajı da öne çıktı.
Tek tek emeklilerin seslerinin duyulmasının zor olabileceği ancak aynı talepler etrafında birleşen binlerce ve milyonlarca kişinin önemli bir toplumsal güç oluşturabileceği belirtildi. Örgütlü emeklinin yalnızca kendi hakkını değil, toplumdaki diğer emeklilerin ortak haklarını da savunabileceği ifade edildi. Dergide, emeklilerin mücadelesinin yalnızca maaş artışı talebiyle sınırlandırılmaması gerektiği belirtilerek, insanca yaşam, adil sosyal güvenlik, sağlık, barınma, ekonomik ve sosyal güvenlik ile örgütlenme hakkının birlikte savunulması gerektiği kaydedildi. Dergide sendika hakkı, emeklilerin diğer haklarını savunabilmesinin temel araçlarından biri olarak gösterildi. Örgütlenme hakkının bulunmadığı bir ortamda emeklilerin hak kayıplarına karşı ortak ve güçlü bir mücadele yürütmesinin zorlaşacağı belirtildi. Toplu söz söyleme imkanının zayıflamasıyla mücadelenin bireyselleşeceği ifade edilirken, milyonlarca emeklinin tek tek yurttaşlara bölünmek yerine örgütlü bir toplum olarak hareket etmesi gerektiği vurgulandı.




