Bir dizi programa katılmak için Bursa’ya gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, türbe ve Valilik ziyaretlerinin ardından Bursa Uludağ Üniversitesi’nde düzenlenen ‘Küresel Adalet Arayışı’ başlıklı konferansa katıldı. Bursa Valisi Erol Ayyıldız, AK Parti Bursa Milletvekili ve TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Mustafa Varank, AK Parti Milletvekilleri Refik Özen, Osman Mestan, Emine Gözükara Durmaz, AK Parti Bursa İl Başkanı Davut Gürkan, Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferudun Yılmaz ve öğrencilerin katılım gösterdiği konferansta konuşan Kurtulmuş, “Her dönemde, her devirde adalet arayışı, haksızlıkların, tutarsızlıkların, çift standartların, zulümlerin, baskıların var olmasına inat, mahşeri vicdan tarafından ortak bir duygu olarak gelişmiş, geliştirilmiş ve zaten bu sayede de insan onuru korunarak bugüne kadar gelebilmiştir. İçinden geçtiğimiz dönem fevkalade zor bir süreçtir. Her şeyin altüst olduğu yıkılıp, neredeyse yeniden yapılmaya başladığı bir dönemin içerisinden geçiyoruz. Dolayısıyla bu süreçte insanlık alemi olarak ihtiyacımız olan en önemli meselenin adalet olduğunun farkında olarak, adalet arayışını küresel bir hale getirmek ve buna da öncülük etmek Türkiye olarak, Türkiye'nin aydınları olarak, Türkiye'nin insaf ve vicdan sahibi insanları olarak hepimizin ortak vazifesi olmalıdır” ifadelerini kullandı.
‘DÜNYA NÜFUSUNUN YÜZDE 10’U MUTLAK YOKSULLUK İÇERİSİNDE’
Ekonomik adaletsizliklere dikkat çeken Kurtulmuş, “Dünyanın farklı yerlerinde, farklı bölgelerde zengin ile fakir arasındaki uçurumun her geçen gün daha fazla artması, özellikle yeni birtakım gelişmeler, mesela küresel iklim değişiklikleri ve buna bağlı olarak birtakım kuraklık ve iklim krizlerinin ortaya çıkmasıyla birlikte açlık, kıtlık ve susuzluk gibi yeni tanıştığımız güçlü gelişmelerin ortada olması maalesef gelir dağılımı adaletsizliğini tam manasıyla bir yoksunluk haline dönüştürmektedir. Dünyada bu kadar çok mesele varken kendi düzenlerini hiç bozmayan, özellikle finans kapitalizmi üzerinden zenginliklerine zenginlik katan birtakım çevrelerin, çok azınlıkta olan birtakım çevrelerin varlığı ve gücü de aslında küresel ölçekteki bu eşitsizliği giderek artırmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 1'ini teşkil eden dünyanın en zenginleri. En zengin yüzde 1'i dünyadaki toplam servetin yüzde 50'sine sahiptir. Böylesine bir eşitsizliği hiçbir dönemde görmedik. Firavunlar dönemlerinde bile böyle bir eşitsizlik olmadı. Dolayısıyla bu insanlığın kaldırabileceği bir mesele değildir. Ayrıca 8 milyarlık dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 10'u da mutlak yoksulluk içerisindedir. Yani dünyadan hiçbir nasibi olmayan 800 milyon insanın var olduğu bir dünyada yaşıyoruz” diye konuştu.
‘DÜNYADAKİ EKONOMİK SİSTEMİ BOZAN VAHŞİ KAPİTALİZMDİR’
İklim krizleri ve benzeri insanlığın durumunu daha da kötüye götüren gelişmelerin sürmesi halinde durumun daha da kötü olacağını ifade eden Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ama buna mukabil dünyadaki ekonomik sistemi bozan ve çok konuşulmayan konulardan birisi de vahşi kapitalizmin, vampir kapitalizmin geldiği noktadır. Çok örnek vermeyeceğim. Bir tek örnek vermek istiyorum. Birkaç zamandır devam eden Amerika-İsrail'in İran'a karşı başlattığı savaş sırasında vahşi kapitalizmin, vampir kapitalizmin unsurlarının, büyük servet sahiplerinin, sermaye sahiplerinin bu savaş dolayısıyla ortaya çıkan dalgalanmalardan kaç milyar dolar, kaç on milyar dolar, hatta kaç yüz milyar dolar kazandığının hesabı yapılmalıdır. Biz baktığımızda sadece bir savaşa ait güncel bir gelişme olarak zannettiğimiz bir şey aslında petrol piyasalarında, sermaye piyasalarında ya da dünya borsalarında ne tür dalgalanmalara neden oluyor? Hürmüz Boğazı ile ilgili söylenen iki çift lafın acaba vahşi kapitalizmin elinde ne büyük bir araca dönüştürüldüğü, korktuğumuz nükleer silahlardan daha gaddar bir ekonomik silaha dönüştürüldüğünü maalesef çok ciddi bir şekilde görüyoruz.”
‘BİRLEŞMİŞ MİLLETLER NE İŞE YARAR?’
Birleşmiş Milletler’in işlevsiz hale geldiğini dile getiren Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Bugün dünyada savaşların, çatışmaların, soykırımın, insan hak ve onurunun ayaklar altına alındığının günlük ahvali adiyeden işler haline geldiğini görüyoruz. Maalesef dünyadaki bu haksızlıklara karşı duracak bir küresel sistemin olmadığı da aşikardır. Evet, Birleşmiş Milletler var ama her platformda söylediğimiz gibi savaşları sona erdirmesi, barışı tesis ettirmesi, etmesi gereken bu Birleşmiş Milletler Allah aşkına ne işe yarar? Dünyanın neresinde hangi savaşı önlemiş, hangi mazlumun elinden tutmuş, hangi garibin hakkını alabilmiştir? İşte üç seneye yaklaşan bir süredir Gazze'de yaşadığımız, insanlık tarihinin en ağır sınavlarından biri olan bu soykırım karşısında acaba Birleşmiş Milletler ne karar alabilmiş, aldığı hangi kararı uygulama fırsatı bulmuştur? Birleşmiş Milletler'in Genel Sekreteri Sayın Guterres'in bile Refah Sınır Kapısı'ndan içeri sokulmadığı bir dünyada Birleşmiş Milletler'in ne önemi vardır, ne fonksiyonu vardır?”
‘DURDURUN BAKALIM LAMİNE YAMAL’I’
Barcelonalı Futbolcu Lamine Yamal’ın, takımının şampiyonluk kutlamalarında Filistin bayrağı açmasını tebrik eden Numan Kurtulmuş, “Dünyanın her yerinde insanlar, vicdan ve insaf sahibi insanlar, yani insanlık cephesi olarak tanımladığımız büyük kitleler de bu vahşete, bu vahşetin sahiplerine, bu çifte standardın sahiplerine, bu vahşilerin koruyucularına karşı seslerini yükseltmeye devam ediyorlar. En son buradan Uludağ Üniversitesi’nden de tebriklerimizi ve teşekkürlerimizi ifade edeyim. Lamine Yamal'ın Barcelona'nın şampiyonluk kutlamasında Filistin bayrağını sallayarak o kutlamalara coşku vermesi, o kutlamalarda mazlumların yanında olduğunu ilan etmesi insanlık için bir şeref meselesidir. Lamine Yamal'ı ve arkadaşlarını tebrik ediyorum. Baskıyı kurun, istediğiniz gücünüz olsun. Durdurun bakalım Lamine Yamal'ı. Çocuğun sözleşmesini iptal edebilirsiniz. Siyonist lobi baskı yaparak büyük kulüplerde oynamasına engel olabilir. Ama zaten bunu göze alarak Filistin bayrağını sallayan Lamine Yamal daha şimdiden insanlığın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur. En iyi oyuncusudur” diye konuştu.
‘HADİ ÖNLEYİN İNSANLIĞIN VİCDANINI’
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’i de Lamine Yamal’a sahip çıktığı için tebrik eden Kurtulmuş, “Adamlar alışmışlar ya, yeri geldiğinde sözle korkutacaklar. İsrail'in Savunma Bakanı, Siyonist eli kanlı bir Savunma Bakanı kalkıyor ve buna karşı bir demeç veriyor. Arkasından onu da saygıyla, sevgiyle selamlıyoruz. Buradan Bursa'dan selamlarımızı gönderiyoruz. İspanya'nın şahsiyetli Başbakanı Sayın Sanchez kalkıyor diyor ki, ‘Lamine Yamal'ı tebrik ediyoruz, Lamine Yamal'ın arkasındayız. O Filistin halkıyla dayanışmanın onurudur, gözbebeğidir.’ Hadi önleyin bakalım insanlığın vicdanını. Hadi önleyin, hadi önleyin bakalım hakkın ve hakikatin birleştiği ortak hakikat arayışını, adalet arayışını” dedi.
‘KÜRESEL ADALET ANLAYIŞININ MERKEZİNDE TÜRKİYE OLACAKTIR’
Türkiye olarak her zaman mazlumun yanında durduklarının altını çizen Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Her zaman zalimin karşısında durduk. Hiçbir zaman Allah'tan başka hiçbir gücün karşısında eğilmedik, hiçbir kimseye eyvallah etmedik. En zor zamanlarımızda bile büyük mücadeleler içerisinde bağımsızlığımızı kazandık. İşte bunun örneği Bursa'dır. Velhasıl biz hiçbir zaman emperyalizmin önünde eğilmediğimiz gibi, hiçbir zamanda güçlülerin boyunduruğu altında olan milletlere duyarsız kalmadık. Dolayısıyla bundan sonra da ilmi anlamda, entelektüel anlamda, siyasi anlamda küresel adalet arayışının merkezinde Allah'ın izniyle Türkiye olacaktır. Bildiğiniz gibi beylikler döneminde Osmanlı en büyük, en güçlü beylik değildi. Şurada, Oylat'ın üstünden Domaniç Yaylası'na kadar uzanan obada kurulur, hani Ertuğrul dizileri var ya aynen öyle. 500 tane kıldan çadırı olan bir obaydı. Şehir devleti bile değildi. Kıl çadırlardan müteşekkil küçük bir obaydı. Niye Osmanlı, cihan devleti oldu da diğerleri olmadı? Diğerlerinin hepsi birbirleriyle uğraşırken, birbirlerini azledip, birbirleri üzerinde hakimiyet kurmaya gayret ederken, Osmanlı inanın ki bunların hiçbirisiyle uğraşmadı. Gözünü Rumeli'ye dikti. Gözünü Avrupa'ya dikti. Şimdi Türkiye olarak da bizim öyle bir noktada olduğumuzu hiç abartısız söylüyorum. Osmanlı cihan devletinin Domaniç'teki, Oylat'taki durumu neyse Türkiye olarak da bugünkü vaziyetimiz odur.”
‘TÜRKİYE KÜRESEL ADALET ANLAYIŞININ ÖNCÜSÜ OLDU’
Türkiye’nin küresel adalet anlayışının öncüsü olduğunu belirten Kurtulmuş, "Türkiye'nin en çok mesafe aldığı alan bana sorarsanız arkada yazılı olandır. Türkiye küresel adalet arayışının öncüsü oldu. Allah'ın izniyle bu sesi yükseltmeye devam edecek ve bütün insanlığa ortak çözümleri sunacak bir büyük gelişmenin öncülüğünü yapacaktır. Allah yardımcımız olsun. Sözümüzün her geçen gün daha da kuvvetlendiğini, Türkiye'nin gücünün her geçen gün daha da etkili bir hale geldiğini görüyor, bundan iftihar ediyoruz" ifadelerini kullandı.
‘SİYASET TEK BİR ALANLA KISITLI BİR İŞ DEĞİLDİR’
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Bursa Uludağ Üniversitesi’ndeki konferansın ardından Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen ‘Sivil Toplum Buluşması’na katıldı. Kurtulmuş burada yaptığı konuşmada siyasetin halkın fikirleri ve ihtiyaçlarıyla varolduğunu söyleyip, sivil toplum kuruluşlarının önemine dikkat çekerek, “Siyaset tek bir alanla kısıtlı bir iş değildir. Nihayetinde siyaset, halkın fikirlerine, halkın ihtiyaçlarına, halkın kararlarına dikkat ederek onların ülkenin yönetimiyle ilgili neler düşündüğünü, şehirlerin yönetimiyle ilgili neler düşündüğünü en iyi şekilde anlamak, analiz etmek ve ona göre halkın faydasına olacak konularda adım atmak demektir. Bu bakımdan demokrasimizin en önemli ayaklarından birisi de sivil toplum kuruluşlarımızdır. Farklı niyetlerle, farklı amaçlarla kurulmuş olan sivil toplum kuruluşlarımız aslında millet olarak aynı hedefe, aynı amaca yöneldiğimiz bir ortamda hep beraber safları sıklaştırarak doğru istikamette yürüyebilmemizi de hızlandıran önemli kuruluşlarımızdır” dedi.
‘KENDİ GÖBEĞİMİZİ KENDİMİZ KESECEĞİZ’
Dünyanın zor bir dönemden geçtiği ortamda, Türkiye’nin dünyanın tam da merkezi sayılabilecek bir coğrafyada yer aldığını vurgulayan Kurtulmuş, şunları söyledi:
“Bu merkeziyet sadece coğrafi olarak değil, aynı zamanda da dünyanın bütün siyasal dengeler bakımından, dengeleri bakımından da merkezi olmak anlamına geliyor. Dünyada birçok, çevremizde başta olmak üzere çatışmaların, gerilimlerin, iç savaşların, işgallerin, ülkelere karşı ilan edilmiş olan savaşların, birçok farklı türbülansların yaşandığı bir dönemdeyiz. Siyasette, ekonomide, toplumsal hayatta birçok alanda farklılıkların ortaya çıktığı, özellikle yüksek teknolojilerdeki değişim ve gelişimle birlikte toplumsal yapıların da ciddi şekilde etkilendiği bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın birçok ülkesi arasında ticaret savaşları başta olmak üzere birtakım yeni nesil savaşların ortaya çıktığı, vekalet savaşları üzerinden terör örgütleri vasıtasıyla dünyanın birçok yerinde de büyük kırılmaların ortaya çıkarıldığı bir dönem yaşıyoruz. Böyle bir dünyada alışageldiğimiz şekilde yolumuza devam etmemiz mümkün değildir. Böyle bir ortamda Türkiye olarak güçlü bir şekilde yolumuza devam etmek, ayaklarımızı her bakımdan sağlam bir şekilde yere basmak ve Türkiye'yi daha ileriye götürecek olan perspektifleri geliştirmek mecburiyetindeyiz. Türkiye'nin yüzyılı olmasını ümit ve temenni ettiğimiz önümüzdeki yüzyılın sözü güçlü, gücü tesirli bir Türkiye Yüzyılı olarak gerçekleştirilmesinden başka bir şansımız yoktur. Bu coğrafyada, böyle bir ortamda, dünyanın bu kadar büyük gerilimler ve çatışmalar yaşadığı bir yerde kimse Türkiye gibi güçlü bir ülkeye fırsat yaratmaz, alan açmaz, imkan sağlamaz. Bu çerçevede tabir caizse kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz ve dünyanın bu kadar büyük sıkıntılarına rağmen güçlü, büyük Türkiye'yi oluşturmak için elimizdeki bütün imkanları sonuna kadar kullanacağız.”
‘TİTİZ, DİKKATLİ VE ÇOK DAHA CESURCA YOL ALMALIYIZ’
Türkiye’nin savunma sanayi başta olmak üzere her alanda yıldızının parladığını aktaran Kurtulmuş, “Türkiye bir taraftan savunma sanayi başta olmak üzere yüksek teknolojilerde herkesin dikkatini çeken bir ülkedir. Bir tarafta Türkiye, özellikle Avrupa Birliği'nin, NATO'nun ve birtakım Batı ittifaklarının iç gerilimleri yüzünden seviye kaybettiği, mesafe düşürdüğü bir dönemde güvenilir bir müttefik olarak herkes tarafından algılanmakta ve öne çıkmaktadır. Türkiye bir tarafta Asya ve Afrika'nın mazlum milletlerinin sözcüsü, zulmü önlemenin öncüsü olarak ortaya çıkmakta, diğer tarafta da bütün yerkürede yeni bir küresel siyasi mimarinin oluşması için öncülük yapmaktadır. Bütün bunlar Türkiye'nin çok daha titiz, çok daha dikkatli ve çok daha cesurca yol almasını zorunlu kılmaktadır” diye konuştu.
‘ORTAK BİR ÜLKÜDE, ORTAK BİR HEDEFTE BİR ARAYA GELECEĞİZ’
Özgüven ile birlik ve beraberlik vurgusu yapan Numan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
“Önce kendimize güvenmemiz lazım. Özgüveni olmayan hiçbir şahsın, özgüveni olmayan hiçbir kuruluşun başarılı olması mümkün değildir. Osmanlı'yı başarılı kılan kılıçlarının çokluğu değil, toplarının fazlalığı değil, ilim adamlarının, gönül ehillerinin, insanlara yol gösteren terbiye ustalarının varlığı ve hepsinden önemlisi de bunlarla birlikte müthiş bir özgüven varlığıdır. Biz Allah'tan başkasının önünde eğilmeyiz ve biz önümüze neyi koyuyorsak mutlaka o hedefi gerçekleştirir, yolumuza devam ederiz. Bugün de Türkiye olarak çok şükür Cumhuriyetimizin ilk yüz yılını geride bıraktıktan sonra ikinci yüzyılda tam da böyle özgüven içerisinde kendimize bakmamızın mümkün olduğu bir döneme girdik. Henüz işin başındayız. Her şey bitmiş, her şey gerçekleştirilmiş ve gerçekten tam anlamıyla muktedir, çok güçlü bir cihan devleti kurabilmiş değiliz. Ama Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz artık bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olmanın eşiğindedir ve bütün dünya da Türkiye'yi böyle tanımlamaktadır. Özgüvenimiz yüksek olacak bir. İkincisi, birliğimiz, dirliğimiz, kardeşliğimiz tam olacak. Ülke içerisinde toplumun farklı kesimleri ne dini düşünceleri ne mezhep meşrepleri ne etnik farklılıkları ne de farklı sosyal aidiyetleri üzerinden birbirlerini ötekileştirmeyecek, birbirine farklı bakmayacak. Biz hepimiz ‘Kamu alem birdir bize’ fikri etrafında birleşecek ve ortak bir ülküde, ortak bir hedefte bir araya geleceğiz. O da ülkemizin tam manasıyla güçlü bir küresel ülke olması. Yeniden küllerinin üzerinden, Osmanlı'nın üzerinden Cumhuriyetimizde olduğu gibi ikinci asırda da güçlü, büyük Türkiye'yi doğurma idealidir. Allah'a çok şükür bu noktada büyük mesafeler alıyoruz. Ama daha çok işimiz var. Bunun için içerideki birliğimizi, dirliğimizi kusursuz hale getireceğiz.”
‘TERÖRSÜZ TÜRKİYE HEDEFİMİZLE PRANGALARDAN KURTULUYORUZ’
Terörsüz Türkiye hedefini işaret eden Kurtulmuş, “Kardeş kavgalarıyla, silahlı çatışmalarla, maalesef terörle, yabancıların önünü açtıkları birtakım terör örgütlerinin işleriyle Türkiye'nin maalesef bin yıllık, bir asrına kara bulut gibi çöktüler. Bu ülkenin gelişmemesi için ayaklarına prangalar vurdular. Şimdi ikinci asrımızın hemen başında, Terörsüz Türkiye hedefimizle birlikte önce bu prangalardan kurtuluyor ve Allah'ın izniyle var olan ezeli kardeşliğimizi ebedi bir kardeşlik haline getirmek için canla başla mücadele ediyoruz. Türk’ü Kürt’e, Arap’ı Acem’e, bu ülkede Sünni’yi, Şii'ye, Alevi'ye, bu ülkede Gürcü'yü, Laz'ı bir başka etnik kökene kimsenin düşman etmeye gücü yetmedi. Bundan sonra da yetmeyecektir. Terörsüz Türkiye sadece elinde silah olanların silahlarını bırakması değil, aynı zamanda insanların gönüllerine ve zihinlerine sokulmaya çalışılan husumetlerin de kaldırılıp atılması demektir. Bunu sağlayacağız” dedi.
‘TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SİLAH BIRAKMAKTAN BAŞKA HİÇBİR ŞANSI YOKTUR’
Siyaset olarak üzerlerine düşeni yerine getirdiklerini kaydeden Kurtulmuş, şu ifadeleri kullandı:
"Bundan sonra da yerine getireceğiz. Ancak eğer terör örgütü şimdiye kadar beklendiği gibi üzerine düşen sorumlulukları eksiksiz yerine getirse ve ellerindeki silahları tamamen bırakmış olsaydı, zaten bu mesele şimdiye kadar çoktan geride kalacak, çoktan hallolmuş olacaktı. Kimsenin siyasete bir ödev vermesine gerek yoktur. Zaten meclisteki partilerin tamamının ittifakla çıkardığı bir rapor, siyasetin kendi meselesini özümsediği ve bu konuda atacağı adımların ne olduğunu gayet iyi bildiğini gösteriyor. Özellikle Suriye'deki grupların yeni Suriye yönetimiyle entegre olması ve bu entegrasyonun beklediğimiz gibi olumlu bir şekilde seyretmesi de işlerimizi kolaylaştıran bir başka faktördür. Aynı şekilde Amerika ve İsrail'in İran'a başlattığı savaşla birlikte özellikle İran'da PJAK denilen terör örgütü üzerinden onların silahlandırılarak halkın ayaklandırılmaya çalışılması senaryosu da fiyaskoyla sonuçlandıktan sonra artık terör örgütünün silah bırakmaktan başka hiçbir şansı yoktur. Ve söz verildiği gibi, vaat edildiği gibi bu silahlar bırakılacak ve Türkiye'de tam manasıyla kardeşlik hakim olacak. Bu ülkenin çocuklarına akıllı olmak yakışır. Bu ülkenin evlatlarına ortak milli hassasiyetlerimize sahip olmak yakışır. Bu ülkede Türk'ün, Kürt'ün birbirinden farkı yoktur, ayrı bir kaderi yoktur, ayrı bir geçmişi yoktur ve asla ayrı bir geleceği de olmayacaktır. Bu ülkede Alevi'nin ve Sünni'nin ayrı bir geçmişi yoktur. Ayrı bir geleceği de olmayacak. Geçmişimiz birdir, kültürümüz birdir, ülkemiz birdir, bayrağımız birdir, geleceğimiz birdir. Bunu sağlamak için hep birlikte mücadele edeceğiz. Ve Allah'ın izniyle bu sefer kim ne yaparsa yapsın mutlaka sonuç alacağız ve terörü Türkiye'nin gündeminden ilahi haya kaldıracağız. Bundan da kurtulduktan sonra sanayisi gelişmiş, kültürel alanda büyük mesafeler alan, dünyada itibarı artan, içeride dirliği, birliği sağlamış, terör örgütlerinin vakit kaybettirmesiyle asla vakit kaybetmeyen, ortak hedeflere kenetlenmiş 86 milyonluk bir Türkiye'yi dünyada durduracak hiçbir güç yoktur. Allah'ın izniyle önümüzdeki dönem Türkiye'nin önlenemez yükselişini yaşayacağımız bir dönemdir.”
‘AYRILIĞIN DİLİYLE KONUŞANLARA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ’
Sivil toplum kuruluşlarına da bu süreçte büyük görev düştüğünü söyleyen TBMM Başkanı, “Hep birlikte 86 milyon. Doğu'suyla, Batı'sıyla, Bursalısıyla, Diyarbakırlısıyla, Erzurumlusuyla, Kilislisiyle hep beraber birlikte ortak geleceğimizi aydınlık bir şekilde inşa edeceğiz. Burada devletin, kamunun kurum ve kuruluşlarına görev düştüğü gibi hiç şüphesiz barış ve kardeşlik ortamını pekiştirmek için siz değerli sivil toplum kuruluşlarına da büyük sorumluluklar düşüyor. Ayrılığın diliyle konuşanlara müsaade etmeyeceğiz. Dili başka, kalbi başka söyleyenlere fırsat vermeyeceğiz. Zihinlerinden başka bir şey geçip ellerinde başka bir şey olanlara asla fırsat vermeyeceğiz. Bizim dilimiz de gönlümüz de elimiz de yürüyüşümüz de birdir. Ve hepsinin ortak hedefi güçlü, büyük Türkiye için canla başla çalışmaktır” ifadelerini kullandı.





