Küresel piyasalar bu hafta Amerika Birleşik Devletleri’nden gelecek enflasyon verilerine odaklanmış durumda. 14 Ekim 2026 Çarşamba günü açıklanması beklenen eylül ayı tüketici fiyat endeksi (TÜFE), yalnızca ABD ekonomisinin fiyat görünümünü değil, aynı zamanda Federal Rezerv’in (Fed) önümüzdeki dönemde izleyeceği para politikasını da etkileyecek. Piyasalarda yıllık enflasyonun ağustos ayındaki yüzde 3,4 seviyesinden yüzde 3,6-3,7 bandına yükselmesi bekleniyor. Bu beklentinin gerçekleşmesi hâlinde enflasyonla mücadelenin henüz sona ermediği bir kez daha anlaşılacak.

Benim değerlendirmeme göre bu veriyi önemli kılan asıl unsur, enflasyonun yükselip yükselmemesinden çok, yükselişin hangi kalemlerden kaynaklanacağıdır. Çünkü enerji fiyatlarındaki geçici artışla ekonominin geneline yayılan kalıcı fiyat baskıları aynı anlama gelmiyor. Fed’in kararlarını belirleyecek temel mesele de bu ayrımda yatıyor.

Petrol fiyatları enflasyonun seyrini değiştirebilir

Son dönemde Orta Doğu’da artan jeopolitik gerilimler, enerji piyasalarında yeni bir belirsizlik dalgası oluşturdu. Petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması ve akaryakıt maliyetlerinin yüksek seyretmesi, ABD’de tüketici fiyatları üzerindeki baskıyı artırıyor. Enerji fiyatlarındaki yükseliş ilk aşamada benzin ve ulaşım maliyetlerine yansıyor. Ancak bu etkinin burada kalması beklenmemeli. Nakliye, üretim, lojistik ve dağıtım giderleri arttığında işletmelerin maliyetleri de yükseliyor. İşletmeler bu maliyetleri tüketiciye aktardığında enflasyonun kapsamı genişliyor.

Piyasa beklentilerinde eylül ayı yıllık TÜFE artışının yüzde 3,7 dolayında gerçekleşebileceği öne çıkıyor. Enerji ve gıda fiyatlarını dışarıda bırakan çekirdek enflasyonun ise yüzde 2,5 civarında olması bekleniyor. Bu rakamlar henüz açıklanmış sonuçlar değil, ekonomistlerin tahminleridir. Dolayısıyla gerçek tabloyu değerlendirmek için resmi verileri ve önceki aylara ilişkin olası revizyonları görmek gerekiyor.

Burada özellikle çekirdek enflasyonun önemi üzerinde durmak istiyorum. Enerji fiyatları jeopolitik gelişmeler nedeniyle kısa sürede sert hareketler gösterebilir. Buna karşılık hizmet fiyatları, ücretler ve kira gibi kalemlerdeki artışların yavaşlaması daha uzun zaman alabilir. Çekirdek enflasyonda kalıcı bir gerileme görülmeden manşet enflasyondaki geçici düşüşleri başarı olarak değerlendirmek doğru olmayacaktır.

Fed’in faiz politikası yeniden tartışılıyor

ABD Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlamak ve istihdam piyasasını korumak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Enflasyonun yeniden hızlanması, faizlerin uzun süre yüksek tutulması veya yeni bir faiz artışının gündeme gelmesi ihtimalini güçlendirebilir. Buna karşılık ekonomik faaliyetin zayıflaması ve istihdam piyasasında belirgin bozulma yaşanması, daha sıkı para politikasının maliyetlerini artırabilir.

Eylül ayındaki faiz artışının ardından piyasaların dikkati ekim ayı sonundaki Fed toplantısına çevrilmiş durumda. Bu nedenle 14 Ekim’de açıklanacak TÜFE, faiz kararından önceki en önemli göstergelerden biri olacak. Beklentilerin üzerinde gelecek bir enflasyon rakamı, tahvil faizlerini ve doları yukarı taşıyabilir; hisse senetleri üzerinde ise baskı yaratabilir. Beklentilerin altında kalacak bir sonuç, faizlerin daha fazla artırılmayacağı düşüncesini güçlendirebilir.

Ancak burada altını çizmek gerekir: Tek bir veri, Fed’in kararını kesin biçimde belirlemez. Merkez bankası enflasyonun yanı sıra istihdam, tüketim, ücretler ve finansal koşulları da dikkate alacaktır. Üstelik enerji fiyatlarındaki yükselişin ne kadar süreceği, gelecek aylardaki enflasyon tahminleri açısından belirleyici olacaktır.