Bugün bir konuya özellikle bir açıklama getirmem gerekiyor..
Bir kesim ve bazıları bunu iyi okusun istiyorum..

“Mustafa Akaydın”la ilgili yazılar yazdıkça, bundan rahatsız olanlar “başka ekmek kapısı bulamıyorsun” diyor, eleştiriyi anlamak yerine suçlamayı yeğliyor..
Hatta bizzat Akaydın, “eleştirilerden yararlanmak” yerine, (eleştirilmeyi hazmedemediği için) yazılanları “belaltı” diye yorumluyor..
(Belaltı yazdığım bir tek yazı gösterirse, bu mesleği bırakacağım)
Bir “gazeteci” dostum da, “espri” olsun diye beni bir başka dostuma tanıştırırken, “tanıştırayım, Antalya’nın Akaydın yazarı” diyor..

Daha önce yazmıştım..
Seçim yaklaştıkça, Akaydın’a yaptığım eleştirilere gelen yorumlar iyice belaltı olmaya başlayınca, bugün bunu bir kez daha dile getirmek zorunda kalıyorum..

“Yakın” arkadaşlarımdan biri, -espri de olsa- beni “Akaydın yazarı” olarak düşünebiliyorsa..
“Uzak” arkadaşlarım –herhalde- daha kötüsünü düşünüyordur..
Ben “elalemin ağzı torba değil ki büzüp de susturasın” sözüne inananlardanım..
Ancak..
Tıpkı “kulaktan kulağa oyunu gibi” bu “Akaydın yazarlığı” lafı döner dolaşır, “Akaydın yalakalığı”na kadar gider..
Bunu önlemek için bir-iki söz söyleyeceğim..

Ali Tongülüs bu kentte 17 yıldır yazıyor..
Akaydın “Başkan” olarak 3.5 yıldır var..
Kimler geldi, kimler geçti..
Hep “Antalya’nın daha iyi yaşanabilir bir kent olması” için yazdım..
Yine aynı yolda yürüyorum..
Hasan Subaşı’yı, Bekir Kumbul’u ve Menderes Türel’i de Antalya için aynı şekilde ve aynı sıklıkta eleştirenlerin başında geliyorum..
Kimse çıkıp da, “Subaşı yazarı, Kumbul yazarı, Türel yazarı” demedi..
Bir “Akaydın yazarı” gibi algılanacağım hiç aklıma gelmezdi..
Özellikle Türel, “ben bu eleştirilerden yararlanıyorum, niye kızayım” demişti..
Akaydın ise eleştirilerimi “belaltı” diye yorumluyor..
Bu bir “zihniyet, anlayış ve bakış” farkı..
Ben hep “Antalya’yı yazıyorum” diye düşünüyorum, demek ki başkaları “başka” düşünüyor..
Olsun..
Ben Akaydın’ı rektör olduğu dönemlerde de yazıyordum..
Bu kentli O’nu tanımalıydı..
Kaldı ki..
Beni “Akaydın yazarı” olarak takdim eden arkadaşım da yıllarca aynı şekilde “Akaydın yazarı” olmuştu..
Fakat, nedense bir anda “saf” değiştiriverdi..
Şimdi -espriyle karışık- başkalarını “Akaydın yazarı” olarak tanıtıyor..
Ama, kimse onu “Akaydın yalakası” diye başkalarına tanıştırmıyor..

Neyse..
Şu kadarını söyleyip, yazımı bitireceğim..
Evet, ben “Akaydın”ı sık sık yazıyorum..
Çünkü..
Antalya’nın 1 numaralı sorunu bizzat Akaydın’dır..
Bunu yazacak yüreği olmayanları veya saf değiştirenleri görünce..
Akaydın’ı Antalya halkına anlatmak –mecburen- bize düşüyor..
Bundan herhangi bir şikayetim de yok..
Bazı CHP’li dostlarımın, “yahu Hoca’yla ilgili yazdıklarının gerçek olduğunu zaman çok iyi gösteriyor, artık seni takip ediyoruz” demesi, iyi bir şey yaptığımın da göstergesidir sanırım..

Şuna inanın..
Akaydın’la herhangi bir alışverişim, bir talebim olmadığı için, hiçkimse “çıkarı yüzünden bunları yazıyor” diyemez..
Eğer bir “dirsek temasım” olsaydı, bugün benim işyerimin veya ikametgahımın kirası da tıkır tıkır ödenirdi..
Ve..
Antalya’da bir-iki kişi kalan “Akaydın yazarlarından” biri olamazdım..
Ve..
Sizler de Akaydın’ı asla tanıyamazdınız..
Ve hep “kandırılan bir kentli” olarak kalır, (kandırılanlar gibi) eleştirilere “belaltı” yorumlar yazardınız..
Bunu böyle bilesiniz..