Türkiye genelinde milyonlarca hane 14 Eylül 2026 tarihinde kapılarını açacak olan okulların heyecanını yaşarken, bütçeleri zorlayan ağır bir ekonomik tablo ortaya çıktı. Eğitim-İş Sendikası’nın hazırladığı kapsamlı piyasa araştırması raporu, eğitim harcamalarının vatandaşın cebindeki parayı tükettiğini rakamlarla gözler önüne serdi. Ağustos 2026 verilerine göre ülkede açlık sınırı 38 bin 318 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 121 bin 036 TL’ye ulaşmış durumda. Bu tablo karşısında 28 bin 075 TL alan asgari ücretli, 23 bin 552 TL ile geçinmeye çalışan en düşük emekli ve 70 bin 224 TL alan en düşük kamu emekçisi, çocuklarının okul masraflarını karşılayabilmek için çıkış yolu arıyor. ‘Rapora göre, 2026-2027 eğitim öğretim dönemi için başlangıç maliyetleri geçen yıla kıyasla eğitim kademesine bağlı olarak ortalama yüzde 23 ile yüzde 29 arasında artış kaydetti’ diyen Acar, “Ailelerin çocuklarını okula gönderebilmesi için dönem başında katlanmak zorunda olduğu kırtasiye, giyim ve sezonluk ulaşım masraflarını içeren toplam başlangıç maliyetleri uzun mesafe servis kullanan öğrenciler için yüksek seviyelere ulaştı. Uzun mesafe (10-15 km) ve rehber personel maliyetinin de eklendiği servis hizmeti baz alındığında, toplam başlangıç maliyeti ilkokul için 77 bin 559 TL, ortaokul için 78 bin 862 TL ve lise için 81 bin 524 TL olarak hesaplandı. Ev ile okul arasındaki mesafenin kısa (0-3 km) olduğu durumlarda ise bu rakamlar ilkokul için 64 bin 457 TL, ortaokul için 65 bin 760 TL ve lise için 68 bin 422 TL olarak kayıtlara geçti” diye konuştu.

İlk günden eksiye düşülüyor
Gelirler ile başlangıç maliyetleri arasındaki uçurumun dar gelirli ailelerin sırtındaki yükü artırdığına dikkat çeken Acar, “16 milyon asgari ücretlinin ve milyonlarca emeklinin bütçesi, eğitim masrafları karşısında ilk günden eksiye düşüyor. Uzun mesafe servis kullanmak zorunda kalan bir ilkokul öğrencisi için asgari ücretlinin bütçesi, başlangıç maliyetinin en az 49 bin 484 TL altında kalırken; en düşük emekli maaşı alanlarda bu açık tam 54 bin 007 TL'ye ulaşıyor. Servis seçeneği devre dışı bırakılıp sadece en zorunlu ihtiyaçlar hesaba katıldığında bile tablo değişmiyor. Ailenin yedek üniforma, mont, bot, çorap veya eşofman almayıp yalnızca bir takım üniforma ve kırtasiye masrafını karşılaması durumunda bile ilkokul için 8 bin 863 TL, ortaokul için 10 bin 166 TL ve lise için 12 bin 828 TL harcama yapmak zorunlu hale geliyor” diye konuştu. Eğitim masraflarının sezonluk alışverişlerle sınırlı kalmayıp yıl boyunca süren aylık giderlerle büyüdüğünü hatırlatan Sadık Acar, “Öğrencilerin güvenli ulaşımı için tercih edilen ve servisteki ortalama 17 öğrenciye bölünerek hesaplanan rehber personel maliyetinin de dahil olduğu uzun mesafe servis ücretleri son bir yılda ortalama yüzde 25,49 oranında zamlanarak yıllık 55 bin 296 TL’ye (aylık 6 bin 144 TL) yükseldi. Kısa mesafe servis ücreti yıllık 42 bin 194 TL (aylık 4 bin 688 TL) olurken, en ekonomik ulaşım yöntemi olan otobüs abonman kartı aylık 650 TL olarak hanelerin bütçesine yansıyor. Beslenme masraflarında da kriz derinleşiyor. Ankara Kantinciler Odası’nın 2026 fiyat tarifesine göre kantin ürünlerindeki yıllık artış yüzde 41’i buldu. İlkokul öğrencisi için evde hazırlanan beslenme çantasının aylık maliyeti 2 bin 296 TL olurken, ortaokul ve lise öğrencileri için kantinde en ucuz seçenek olan tost, ayran ve sudan oluşan öğünün aylık maliyeti 2 bin 990 TL olarak hesaplandı” diye konuştu. Acar, temel bir insan hak ve ödevi olan eğitim için bu denli maliyetlere katlanmak zorunda kalınmasının ve karşılığında gelirlerin yetersiz olmasının toplumu çözümsüzlüğe sürüklediğini belirtti. Acar açıklamasında, ailelerin bulabildiği tek yolun borçlanmak olduğunu, borç imkanına ulaşılamaması halinde ise yıl boyunca artan fiyatlar ve yeni harcama kalemleri yüzünden beslenme çantalarının boş kaldığını ve öğrencilerin okula harçlıksız gitmek zorunda kaldığını ifade etti.




