Antalya’ya geldiğim l995 yılından bu yana, sadece kendi içimizde çözmeye çalıştığım bir konuyu bugün kamuoyu önünde dile getireceğim..
Neden bugün?
Çünkü, bardak taşacak hale geldi..
Ve eğer, bugün bunu yazmazsam..
Arkadaşlarımın dikkatini bu konuya (bir kez daha) yöneltmezsem..
Bundan sonra olacak “nahoş” her türlü olayda kendimi suçlayacağım..

Konu, gazetecilerin katıldığı (basın-sohbet-özel) toplantılar..
Daha doğrusu, bu toplantılarda meslektaşlarımın tutum ve davranışları..
Ve pek tabii ki, meslektaşlarıma karşı takınılan tavırlar, tutumlar..

Birkaç yıl önceydi..
Bir il başkanı yapacağı toplantıya, yaklaşık yarım saat gecikmesine rağmen hala gelmemişti..
Gazeteci arkadaşlarım oturmuş bekliyorlardı..
Başkan’ın toplantıya geç gelmesi, “basını kale almamak”tı ve bunu kaldıramazdım..
5 dakikalık bir opsiyon herkes için geçerli olabilir, ama yarım saat, “zamanla yarışan” biz gazeteciler için çok uzun bir zaman dilimidir..
Bu nedenle toplantıyı daha fazla beklemedim ve çıktım..
İl Başkanı’nın bu tavrını boykot etmesi gereken arkadaşlarım ise, orada çay içip beklemeye devam ettiler..
Bunun için kimseyi suçlayamazdım..
Herkes kendi tasarrufundan sorumludur..
Amaaaaaaaaa….
İşte burada, beni bunları yazmaya zorlayan “esas nokta” başladı..

İl Başkanı’nın toplantıya başlamasını beklemeden çıkarken, bir gazeteci arkadaşıma, “bu tavrı kaldıramam, ben gidiyorum” dedim..
Diğer arkadaşların da aynı tavrı göstermesini beklediğimi söyledim..
İlginç bir cevap geldi:
“Toplantı yemekli, kimsenin boykot edeceğini sanmıyorum..”

İşte “bam telime” basıldığı an bu andı..
Gazeteciler için söylenen bu tür lafları kaldıramamıştım, bugün de kaldıramıyorum..
Çünkü, sık sık buna benzer davranışlarla karşılaşmaya başladım..
Bazı siyasetçilerin, bazı işadamlarının, bazı oda başkanlarının, “sen ne diyorsun Ali Bey, bir içkiye, bir yemeğe istediğimiz haberi yazdırırız” diyebilme cesaretlerini nereden aldıkları da belli oluyordu..
Hatta, “para verir yine yazdırırız.. Üstelik sadece yerelde değil, ulusal basında çıkar” diyenler vardı..

Biliyorum ki, bu lafları söyleyenlerin çoğu, bir şekilde gazeteciyi küçük düşürmekten zevk aldığı için bunları orada-burada (hala) konuşuyor..
Ama, benim de şahit olduğum buna benzer birçok olay oldu..
Bazı gazeteci geçinenlerin, bedava yemek yiyebilmek için eşine “hasta rolü” bile yaptırdığı iddia ediliyor..
Çok şikayet geldi..
Hatta bazı “yapışkan gazeteci arkadaşlarım”dan yana gelen şikayetlerin doğru olduğunu tespit edip, işlerine son verdiklerim de oldu..

İlginçtir..
Yıllar önce bu konuda uyarı yaptığımda beni haklı bulanlar, bugün “aynı çirkin tavrı” sürdürüyorlar..
Bugün ister istemez, bunu bir kez daha dile getiriyorum..
Gazeteciliği adam gibi yapanla yapmayan artık iyice belli olsun istiyorum..

Bunları yazarken sakın bütün meslektaşlarımı “aynı kefeye” koyduğumu düşünmeyin..
Haysiyetiyle, meslek onuru ve etiğiyle, meslek bilinciyle hareket edenlerin ellerinden-gözlerinden öperim..
Buradan hepsini isim isim bile veririm, ama bu –şimdilik- olmaz..
Amacım bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek..
Burada basın-yayın kuruluşlarının başındaki yetkili ve etkili kişilere çok iş düşüyor..
Eminim, çalışanlarının hal ve hareketlerini onlar da görüyor veya bir şekilde kendilerine iletiliyordur..
Bir yemek ve bir içki, hele hele bir para uğruna mesleğini kirletenlere müsamaha göstermesinler istiyorum..
Çünkü atılan her iftira ya da çirkef, temiz gazetecilere de bulaşıyor..
Ve onlar da çoğu yerde “peşin yargı” ile karşılanıyor..
Gazeteciler Cemiyeti yönetimi de bu konuda çok hassas olmalı..
Meslek etiğine aykırı hareket eden kim olursa, bunu bütün gazete yönetimlerine bildirip, meslekte çalıştırılmaması için bir çeşit “baskı” kurmalı..

Bir konuya daha dikkati çekip beni fazlasıyla rahatsız eden bu konuyu kapatmak istiyorum..
Sanırım 45 yıllık meslek geçmişimle Antalya’da bulunan en eski gazetecilerden biriyim ve “abi” sayılırım..
Bu nedenle size “saygınlık” kazandıracak bir davranış biçimi önerisinde bulunacağım..

Sizlere çeşitli parti, belediye, oda veya başka yerlerden “basın toplantısı- sohbet toplantısı-özel toplantı” çağrısı veya talebi geliyor..
Ve bir “saat” veriliyor..
Toplantıyı yapan kim olursa olsun, ona sadece 3, en çok 5 dakika opsiyon tanıyın..
Hala gelmedi ya da toplantıyı başlatmadı mı, o zaman hemen orayı terk edin..
Terk edin ki, toplantıyı düzenleyenin aklı başına gelsin..
Hatta..
Yemekli-kahvaltılı toplantılara hiç gitmeyin ki..
O kişi sizi ciddiye alsın..
O kişi sizinle oyun oynayamayacağını anlasın..

Bu, sizin prestijinizdir, saygınlığınızdır..
“Yemek var, boykot etmezler” düşüncesinde olanları yanıltın..
Kendiniz için.. Mesleğimizin geleceği için.. yapın bunları..