Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'da düzenlenen Valiler Buluşması'na katılarak mülki idare teşkilatının mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantının ülke, millet ve şehirler için hayırlara vesile olmasını dileyen Erdoğan, organizasyonu başarıyla gerçekleştiren İçişleri Bakanlığını tebrik etti.

'Terörsüz Türkiye' komisyonu raporu kamuoyu ile paylaşıldı
'Terörsüz Türkiye' komisyonu raporu kamuoyu ile paylaşıldı
İçeriği Görüntüle

Program kapsamında farklı kategorilerde ödüle layık görülen mülki idare amirlerini tebrik eden Erdoğan, "Birazdan ödüllerini takdim edeceğimiz mülki idare amirlerimizin her birini ayrı ayrı kutluyorum. Sizlerle birlikte vali yardımcılarımıza, kaymakamlarımıza ve mülki idare teşkilatımızın her bir mensubuna Rabbimden muvaffakiyetler temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.

İçişleri Bakanlığı’nda bayrak değişimi

Konuşmasında İçişleri Bakanlığı bünyesinde yaşanan görev değişimine de yer ayıran Cumhurbaşkanı Erdoğan, mülki idare amirlerinin huzurunda eski Bakan Ali Yerlikaya’ya şükranlarını sundu.

Erdoğan, şöyle devam etti;

Biliyorsunuz geçen hafta bakanlığımızda bir nöbet değişimi yaşandı. 2,5 yıl boyunca İçişleri Bakanı olarak görev yapan Ali Yerlikaya'ya bir kez de sizlerin huzurunda hizmetleri için teşekkür ediyorum. İçişleri Bakanlığı görevini devralan Mustafa Çiftçi'ye de aynı şekilde başarılar diliyor, yapacağı hayırlar sebebiyle inşallah milletim adına kendisine şimdiden şükranlarımı iletiyorum. Sizlerle birlikte vali yardımcılarımıza, kaymakamlarımıza ve mülki idare teşkilatımızın her bir mensubuna Rabbimden muvaffakiyetler temenni ediyorum. Şehit mülki idare amirlerimizle birlikte ebediyete irtihal eden valilerimizi, kaymakamlarımızı bilvesile rahmetle yad ediyorum. Hepsinin de ruhları şad, mekanları inşallah cennet olsun.

"Ramazan milletimiz için hayırlar getirsin"

Yine bu gece itibarıyla müşerref olacağımız Ramazan-ı Şerif'in milletimiz, Alem-i İslam ve tüm insanlık için hayırlar getirmesini diliyorum. Rahmet kapılarının açıldığı bu mübarek günlerin birlik ve beraberliğimizi güçlendirmesini Rabbimden niyaz ediyorum. Ya Rab, şu muazzam Ramazan hürmetine, kaldır arada vahdete hail ne ise. Ya Rab, şu asırlarca süren tefrikadan, artık ezilip düşmesin ümmet yeise. Merhum Mehmet Akif Ersoy'un bu niyazını bugün bir kez de kalbimizin en derinlerinde hissediyor, İstiklal Marşı şairimizin bu dualarına bizler de gönülden amin diyoruz.

"Milletimizin her bir ferdinden dualarında Filistinli mazlumları unutmamasını istirham ediyorum"

Ramazan-ı Şerif'i derme çatma çadırlarda karşılayan, buna rağmen vakar ve dirayetinden taviz vermeyen Gazzeli kardeşlerime şahsım ve ülkem adına dayanışma mesajlarımızı gönderiyorum. Milletimizin her bir ferdinden dualarında Filistinli mazlumları unutmamasını ayrıca özellikle istirham ediyorum. Bizler birbirimize destek oldukça, birbirimizin yaralarını sardıkça, yekvücud olup dayanışmamızı, muhabbetimizi artırdıkça; bölgemizde ve gönül coğrafyamızda barışın, huzurun ve istikrarın hüküm süreceği o güzel günlerin inşallah çok yakın olduğunu burada bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yeter ki zulmün ve zalimin karşısında dimdik duralım. Yeter ki kardeşliğimize ve kardeşlerimize sımsıkı sarılalım. İnancımıza ve hayallerimize sahip çıkalım. İşte o zaman Cenab-ı Allah'ın izniyle bozamayacağımız hiçbir tuzak, yırtıp atamayacağımız hiçbir plan, hüsrana uğratamayacağımız hiçbir oyun ve senaryo kalmayacaktır.

Rahmetli Nurettin Topçu üstadımız bir yazısında millet, tarih ve kimlik arasındaki rabıtayı şöyle anlatıyordu: Mazinin bittiği yerde millet biter, insan biter, iz’an biter; bunlar nihayet bulurlar. Millet tarihinden ibarettir. Onu tarihinden sıyırınız, insan sürüsü kalır. Milletlerin mazisini teşkil eden bütün eski hareketler, eski eserler ve düşünüşler ona bir zincirin halkaları gibi gelir. Ben babama, o da Kosova’nın kahramanlarına ve Yıldırım Han’a bağlanır. Bunların ruhu ise Yunuslar’la, Alparslanlar’dan geçerek Hz. Muhammed’e kadar uzanan zincirin bize daha yakın bulunan halkalarını teşkil ederler. Bizim bu atalarımızın varlığı, geçmişten ibaret bir bütün teşkil ederek bizim ruhumuz, bizim dimağımız olmuştur. Millet bir büyük dimağın, böyle büyük bir ruhun adıdır. Evet, büyük bir millet olarak bizim büyük dimağımızın, büyük ruhumuzun bir özelliği de devlet mefhumuna yüklediğimiz anlam ve atfettiğimiz önemdir. Biz tarihin hiçbir döneminde devletsiz kalmamış, 'ebet müddet' şiarıyla devletini daima yaşatmış ve sonraki kuşaklara aktarmış bir milletiz. Milli ve manevi değerlerimiz, beşeri ve kültürel kıymetlerimiz, geçmiş ve gelecek tasavvurumuz devlet felsefemize doğrudan dercedilmiştir.

"İnsanı yok sayar, hikmeti dışlarsanız huzur ve istikrarı sağlayamazsınız"

İşte bu yüzden devlet, bizde yalnızca idari bir teşkilatlanmayı ifade etmez; aynı zamanda kudret, saadet, şefkat ve merhamet gibi anlamları da ihtiva eder. Binlerce yıllık devlet geleneğimizin temelinde adalet, merkezinde insan, mihverinde ise erdem ve ahlak vardır. Bu bakımdan hükümet, hikmetle iç içe geçmiştir. Devlet-i Aliye’de Sadrazamlık dahil önemli makamlarda bulunmuş Yusuf Kamil Paşa bu hakikati 'Hükümet hikmet ile müşterektir' sözüyle dile getirmiştir. Dolayısıyla adaleti ve iyiliği tesis etmeden idareyi temin edemezsiniz. İnsanı yok sayar, hikmeti dışlarsanız huzur ve istikrarı sağlayamazsınız.

Bakınız burada Nizamülmülk’ün Siyasetname’sinde yer verdiği bir anekdotu sizlerle özellikle paylaşmak isterim. Rivayet olunur ki Humus Valisi, Ömer bin Abdülaziz’e şöyle bir mektup yazdı: 'Humus çarşısının duvarı harap olmuştur. Onu imar etmek lazımdır. Ne buyursunuz?' Ömer bin Abdülaziz aynı kağıda şöyle yazdı: 'Humus çarşısının duvarını adaletle yükselttiğinde, yolları da korku ve zulümden arındırıp tertemiz ettiğinde ortaya çıkacak yapının çamur ve tuğlaya ihtiyacı yoktur.' Evet, mesele bizim için işte bu kadar billurlaşmış, kristalize bir hakikattir. İllerimizde şahsımı ve devletimizi temsilen görev yapan valilerimiz bu yönüyle hayati bir yetki ve sorumluluğu deruhte etmektedir. Vali; kâmil ve müşfik devletin sahadaki yansımasıdır. Adalet, hikmet ve hükümetin eritme potasıdır. Vatandaş ile devletin buluşma noktasıdır. Valilik; sadra şifa olma, derde deva bulma yeri; milletimizle hemhal olma, vatandaşla hemdem ve hemdert olma makamıdır.

Valilerimizden en büyük beklentimiz; sorunlara hızlı ve etkin çözümler üretmeleri, insanımızın gönlüne girmeleri, görev ve sorumluluk dairesinde maksimum verimle vazifelerini ifa etmeleridir. Liderlik de esasen bunları gerektirir. Başarılı bir vali, iyi bir lider demektir. İyi liderlik; yük almayı, sorumluluk almayı, riske girmeyi, idare-i maslahatçılıktan yani yerelde çözülebilecek sorunları Ankara’ya havale etmekten uzak durmayı gerektirir. Suyu akışına bırakan, hazıra konan, selefinden devraldığı mirası tüketen bir yöneticinin ne bulunduğu vilayete ne de riyaset ettiği kamu kurumuna liderlik etmesi mümkün değildir.

"Hepimiz aziz milletimizin birer hizmetkarıyız"

Her birinizden görevinizi yaparken şu hassasiyetleri her daim gözetmenizi özellikle bekliyorum: Devletimizin sizlere emanet ettiği kaynakları; milletimizin ve şehirlerimizin faydasına olacak şekilde çok titiz bir surette kullanmalısınız. Yürüttüğünüz projeleri, yaptığınız yatırımları, verdiğiniz hizmetleri 'Hakk’ın rızasına vasıl olma aracı' olarak görmelisiniz. Bakın her fırsatta vurguluyorum, bugün altını tekrar çiziyorum; unvanımız ne olursa olsun şahsım dahil hepimiz aziz milletimizin birer hizmetkarıyız. Devleti temsil ederken vakur olmak, kibirli olmak anlamına asla gelmez. Vatandaşa tepeden bakılmasına, insanımıza hürmetsizlik edilmesine, insanlarımız arasında ayrımcılık yapılmasına müsamahamızın olmadığını sizler zaten çok iyi biliyorsunuz. Hizmet ederken güç zehirlenmesine kapılmayacak, kariyer mühendisliğine girişmeyecek, hizmetkarı olmaktan şeref duyduğumuz devletimizin ve aziz milletimizin selameti dışında hiçbir menfaat gözetmeyeceğiz.

Son dönemde şikayetlere konu olan bir hususu burada ifade etmekte fayda görüyorum. Sosyal medyanın ve dijital platformların yaygınlaşmasıyla birlikte iletişim ve bilgilendirme faaliyetlerinin önemli bir kısmı bu mecralara kaydı. Kamu kurumlarımız ve görevlilerimiz doğal olarak bu mecraları daha çok kullanmaya başladı. Ancak beğeni almak, etkileşimi artırmak, gündeme gelmek gibi sebeplerle bu mecralarda ölçünün zaman zaman kaçtığına şahit oluyoruz. İnsanların mahremiyeti ihlal edilirken devletimizin ciddiyetine yakışmayan sahneler ortaya çıkmakta, iletişim çalışması ya iletişim kazasına ya da iletişim krizine dönüşmektedir. Bu konuda gerek sizlerin gerekse maiyetinizde çalışan kamu görevlilerinin en üst düzeyde hassasiyet göstereceğine inanıyorum.

Tahir bin Hüseyin’in Rakka ve Mısır valisi olarak atanan oğluna verdiği şu nasihatleri şahsımla birlikte sizlere de hatırlatmak istiyorum, 'Bilesin ki mülk Allah’ındır. Dilediğine verir, dilediğinin elinden ise çeker alır. En hızlı el değiştiren nimet bu nimettir. İdareci ve maiyeti nimete nankörlük eder, halka büyüklük taslarlar ise Allah’ın fazlından lütfettiği bu nimet hızla el değiştirerek başkasının olur. Hırsa kapılma. En büyük hazinen; iyilik, takva, adalet, halkın maslahatını gözetmek, memleketini imar etmek, halkın durumunu araştırıp soruşturmak, onların muhafazası ve mazlumlara yardım etmek olsun.' Bu hikmet dolu sözlerin vazifenizi yaparken her biriniz için birer pusula işlevi görmesini temenni ediyorum.

"Hanelerle birlikte asıl gönüllere misafir olacağız"

Geçtiğimiz hafta belediye başkanlarımıza ifade ettiğim bazı hususları siz valilerimizin de dikkatine getirmek istiyorum. Ramazan-ı Şerif’i hem ülkemizde hem de sınırlarımızın ötesinde dolu dolu geçirmek amacıyla iftar ve sahur sofralarına konuk olacak, vatandaşlarımızla aynı çorbaya kaşık sallayacak, aynı ekmeği bölüşecek, hanelerle birlikte asıl gönüllere misafir olacağız. Özellikle istikbalimizin teminatı olan yavrularımızın bu mübarek günlerin farkında olmalarını sağlayacak okullarımızda düzenleyeceğimiz çeşitli etkinliklerle bu bereket ikliminden faydalanmalarını temin edeceğiz.

Kendi hayat tarzlarına 23 yıldır hiçbir müdahale olmadığı, Türkiye’de laiklik tartışması yokken özgürlük alanları hiçbir surette kısıtlanmadığı halde milletimizin inancını özgürce yaşamasına tahammül edemeyen azgın güruhun hezeyanlarına kulak asmadan doğru bildiğimizden asla ayrılmayacağız. Yayınladıkları bildirilerle 86 milyonun ramazan sevincine gölge düşürmek isteyenlerin, milletimizin arasına nifak sokmasına, birlik ve kardeşlik ayı Ramazan-ı Şerif’te insanımızı kutuplaştırmasına eyvallah demeyeceğiz. Sizlerden mübarek Ramazan ayında çok büyük gayret bekliyorum. Şunu en iyi sizler biliyorsunuz. Unutmayın; devlet kapısı hacet kapısıdır. Bizim insanımız mahcuptur, mağrurdur. Kalbini herkese açmaz. Derdini, sıkıntısını uluorta herkese anlatmaz. Hele hele meramını, maruzatını, ihtiyacını herkesle paylaşmaz.

O yüzden ihtiyaç sahibi kardeşlerimizi siz arayıp bulacak, onlar size gelmeden siz onların yardımına koşacaksınız. Gerekirse Ömer gibi kapı kapı gezecek, sorunları yerinde tespit edecek, bunları en hızlı şekilde çözüme sizler ulaştıracaksınız. Gariplerin, yoksulların, öksüz ve yetimlerin elinden siz tutacaksınız. Ziyaretlerle, sahur ve iftar programlarıyla, yardım çalışmalarıyla devletimizin şefkatli elini vatandaşa sizler uzatacaksınız. Eğer bir evde iftar yemeği pişmiyorsa, eğer bir hanede sahur sofrası kurulamıyor, tencere kaynamıyorsa Allah korusun bu vebali ne siz ne de biz taşıyabiliriz. Bu konuda siz kıymetli valilerimizden ayrı bir hassasiyet beklediğimi bir kez de tekrar ifade ediyor, Rabbim yar ve yardımcınız olsun diyorum.

"Sadece elimizi değil gövdemizi de taşın altına koyduk"

Biz derdi olan bu ülkenin, bu milletin derdiyle dertlenen bir kadroyuz. Milletin takdiriyle ülkeyi yönetme görevini devraldığımız günden bu yana 86 milyonun müreffeh ve mutlu geleceği için canla başla çalışıyoruz. Gerek bölgemizde gerekse dünyada risk ve belirsizliklerin dalga dalga yayıldığı kritik bir dönemde iç cephemizi tahkim etmek amacıyla Cumhur İttifakı olarak tarihi bir adım attık. Terörsüz Türkiye sürecini başlatarak milletimizin ayağına vurulan yarım asırlık kanlı prangayı parçalamak üzere sadece elimizi değil gövdemizi de taşın altına koyduk. Süreci sabote etmek isteyen karanlık odaklara rağmen 16 aydır hem büyük bir hassasiyetle hem de müstesna bir başarıyla süreci yönetiyoruz.
İlgili kurumlarımız sahadaki görevlerini özenle ve koordinasyon içinde icra etmeyi sürdürüyor. Suriye'nin kuzeyindeki sorunun inşallah suhuletle çözülmesiyle birlikte önümüz daha da açılacaktır. Türkiye olarak bunun gerçekleşmesi için kardeşlik ve komşuluk hukuku çerçevesinde gereken desteği vermeye devam edeceğiz.

"Raporu önemli bir kazanım olarak görüyorum"

Malumunuz Meclisimizin çatısı altında kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonumuz raporunu bugün tamamladı. Tüm siyasi parti gruplarının desteğiyle nihai raporunu kabul etti. Bu vesileyle 5 Ağustos'tan beri komisyon bünyesinde mesuliyet bilinciyle hareket eden tüm milletvekillerine, bilhassa Cumhur İttifakımızın kıymetli temsilcilerine teşekkür ediyorum. Değerli fikirleriyle komisyona katkı sunan tüm davetlilere ayrıca ülkem ve milletim adına minnettarlığımı ifade ediyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızı ilk günden itibaren sergilediği dirayetli, yapıcı, uzlaştırıcı tavır için hassasiyetle tebrik ediyorum. Komisyonumuz vazifesini titizlikle yaparak uzlaşı temelinde kaleme aldığı raporuyla sürece ivme kazandıracak bir perspektif ortaya koymuştur. Yol haritası niteliğindeki bu raporu önemli bir kazanım olarak görüyorum.

Şimdi Meclisimizde sürecin yasal boyutuyla ilgili mütalaalar başlayacak. Silah bıraktığını ilan eden terör örgütünün tamamen tasfiyesi noktasında bazı adımlar atılacak. Böylece önce terörsüz Türkiye'yi inşallah ardından da terörsüz bölgeyi coğrafyamızda kuvveden fiile çıkaracağız. Sürecin sıhhatli bir şekilde devamı için sınır bölgelerimizdeki valilerimiz başta olmak üzere mülki idare amirlerimize önemli görevler düşüyor. Olası provokasyonların önüne geçilmesi, şehirlerimizde huzur ve güven ortamının korunması, güvenlik boyutunda en ufak bir zafiyetin olmaması terörsüz Türkiye'ye doğru ilerlediğimiz bugünlerde oldukça mühimdir. Sizlerden bu konuda da azami katkı beklediğimin altını özellikle çiziyorum.

Merkezi idaremizin, yerel yönetimlerimizin, sivil toplum kuruluşlarımızın uyum içinde çalışmasıyla inşallah hedeflerimize tek tek ulaşacağız. Kahraman şehitlerimizin emanetine, gazilerimizin ve şehit yakınlarımızın hassasiyetlerine en güçlü şekilde sahip çıkacağız. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum. Bu düşüncelerle; başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ebedi azaptan kurtuluş olan Ramazan-ı Şerif’in alem-i İslam’ın intibahına vesile olmasını diliyorum. Yaptığınız, yapacağınız tüm hizmetler için sizlere bir kez daha teşekkür ediyor, her birinize çalışmalarınızda Rabbimden üstün muvaffakiyetler diliyorum. 81 ilimizdeki vatandaşlarımıza selam ve sevgilerimi iletmenizi sizlerden rica ediyor, hepinizi bir kez daha saygıyla, sevgiyle selamlıyor, sizleri Allah’a emanet ediyorum.

Kaynak: TRT Haber