Denizciler, hayatlarının büyük bölümünü açık denizlerde geçirir; bu da onların dünyayı, insanı ve siyaseti algılama biçimlerini derinden etkiler. Deniz yaşamı, doğası gereği sınırları net, ilişkileri doğrudan ve hayatta kalmaya odaklıdır. Bu ortamda dayanışma, yalnızca bir erdem değil, aynı zamanda bir zorunluluktur. Okyanus ortasında kimin hangi görüşte olduğunun önemi yoktur; yardım, insani bir refleks olarak gelir.

Karada siyasi fikirler kimlik oluşturur, insanlar düşünceleriyle bölünür. Ancak denizde, hayatta kalmak ve görevini eksiksiz yerine getirmek, siyasi ayrımlardan çok daha önceliklidir. Denizci için önemli olan, yanında çalışan kişinin görevini layıkıyla yapmasıdır. Siyasi ideolojiler, gemi rotasına yön vermez; gerçeklik, gözlem ve sağduyu verir.

Doğanın acımasızlığı karşısında defalarca sınanmış denizciler, akıl ve bilimin yol göstericiliğine sıkı sıkıya bağlanırlar. Bu yüzden siyasetle olan ilişkileri de duygudan çok deneyime, slogandan çok kanıta dayanır. Gözlem yetileri keskindir; denizdeki yaşantı, gri alanlara yer bırakmaz. Her şey ya doğrudur ya da değildir. Bu netlik, denizcinin düşünce dünyasını şekillendirir.

Uzun süre karadan uzak kalan denizciler, doğrudan siyasi katılımda yer almakta zorlanabilir. Ancak bu, siyasete ilgisiz oldukları anlamına gelmez. Aksine, denizciler genellikle olayları daha geniş bir perspektiften değerlendirir; ülke sınırlarını aşan bir farkındalıkla, küresel gelişmeleri kendi sektörleri üzerinden takip ederler. Katılımları çoğunlukla meslek odaları, sendikalar veya sivil yapılar aracılığıyla gerçekleşir.

Denizciler için siyaset, kişisel çıkarların değil, ortak refahın bir aracıdır. Eşitlik, adalet ve güvenlik gibi değerlere önem verirler. Gemideki yaşam, bu değerlerin ne kadar yaşamsal olduğunu her gün hatırlatır. Hiyerarşi nettir, görev dağılımı kesindir ve herkesin işini eksiksiz yapması beklenir. Bu yapı, onları kolektif akla ve iş birliğine yönlendirir.

Siyasetin toplumları ayrıştıran yanına karşı, denizciler doğal bir direnç geliştirirler. Çünkü onlar, farklı karakterdeki insanlarla aynı gemide aylarca yaşamak ve çalışmak zorundadır. Bu da, onları empatiye,anlayışa ve uyum becerisine yönlendirir. Her bireyin güçlü yönünü fark ederek, eksikleri tamamlayıp gemiyi limana sağ salim ulaştırmak...

İşte denizcinin hayat felsefesi budur.

Sonuç olarak, denizciler siyaseti bir mücadele alanı değil, ortak yaşamın sürdürülebilirliği için bir araç olarak görürler. Doğaya karşı verilen mücadele, onları gerçekçi, çözüm odaklı ve insani bakış açılarıyla donatır. Bu yüzden tarih boyunca denizciler; farklı düşünen ama ortak hedefe kilitlenebilen, değişen dünyaya ayak uydurabilen bireyler olmuşlardır.

Sevgi ve Saygılarımla,

Alıntı için teşekkürler Alper Akpeçe, 92’Gv/ Uzakyol Gemi Kaptanı