Geleneksel mahalle kültüründe müstakil evler ve alçak katlı binalar, insanların sokakta veya bahçede karşılaşmasına imkan tanıyordu. Günümüzde ise devasa gökdelenler ve kapalı siteler, insanları birbirinden izole eden birer ‘kale’ işlevi görüyor. Ortak alanların azalması ve asansör tipi karşılaşmaların kısalığı, derin bağlar kurulmasını engelliyor. Eskiden akşamları çay eşliğinde yapılan komşu ziyaretleri, yerini sosyal medya platformlarına bıraktı. İnsanlar yan dairedeki komşusunun adını bilmezken, dünyanın öbür ucundaki birinin hayatını anlık takip edebiliyor. Fiziksel temasın yerini alan dijital iletişim, gerçek hayattaki sosyal becerileri ve yardımlaşma arzusunu köreltiyor. Modern birey, günün büyük bir kısmını trafikte veya iş yerinde harcıyor. Eve döndüğünde ise tek arzusu dinlenmek ve dış dünyaya kapılarını kapatmak oluyor. ‘Zaman yetersizliği’, komşuya ayrılacak bir saatin bile lüks olarak görülmesine yol açıyor.
Güven duygusunun zedelenmesi
Büyükşehirlerdeki demografik hareketlilik ve sürekli değişen nüfus, ‘tanıdıklık’ hissini yok ediyor. İnsanlar, güvenlik kaygısıyla tanımadıkları kişilere karşı daha mesafeli ve temkinli yaklaşmayı tercih ediyor. Bu durum, komşuluk ilişkilerinin temel taşı olan ‘karşılıklı güven’ ilkesini sarsıyor. Sosyologlara göre komşuluk ilişkilerinin zayıflaması sadece bir gelenek kaybı değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma ağlarının kopması anlamına geliyor. Zor zamanlarda ilk yardıma koşacak kişinin ‘komşu’ olduğu bilinci kaybolduğunda, bireyler kendilerini daha savunmasız ve yalnız hissediyor. Eski tip komşulukta anahtar teslim etmek, çat kapı kahveye gitmek veya pişirilen yemeği paylaşmak esastı. Bugün ise bu ilişkiler daha çok ‘site WhatsApp grupları’ üzerinden yürüyor. Bu gruplar genellikle yardımlaşmadan ziyade; gürültü şikayetleri, aidat tartışmaları veya teknik sorunların konuşulduğu mekanik bir iletişim kanalına dönüşmüş durumda. Komşuluk, bir toplumun psikolojik sağlığı için en önemli sosyal sermayelerden biridir. Modern hayatın hızı ve konforu bizi bireyselleştirirken, aslında en temel ihtiyacımız olan ‘aidiyet’ duygusundan uzaklaştırıyor. Belki de çözüm, asansörde karşılaştığımız komşumuza sadece bir gülümseme ve içten bir ‘merhaba’ demekle başlıyor.




