Turizm sektöründe çeyrek asrı geride bırakan Üstün Gül, Kremlin Palace Hotel’de misafirleri karşılayan bir emekçi olmanın çok ötesinde bir isim. Onu farklı kılan şey; üniforması, pozisyonu ya da çalıştığı bölüm değil. Onu farklı kılan, her sabah işe taşıdığı insanlığı, eksilmeyen gülüşü ve herkese aynı mesafeden yaklaşan saygısı. Üstün Gül, çalıştığı otelde sadece bir personel değil; misafirlerin tekrar gelme sebebi, sosyal medyada binlerce kişi tarafından takip edilen, bulunduğu ortama renk katan bir karakter. “Hayatta asla vazgeçemeyeceğiniz şey nedir?” sorusuna verdiği yanıt, Gül’ün yaşam duruşunu net biçimde ortaya koyuyor: “İnsanlığım. Gülüşüm. Saygım. Bunlardan ödün verirsem ben olmam.”


Turizmde 26 yıllık emek
1999 yılında turizm sektörüne adım atan Üstün Gül, Türkiye’de ve yurt dışında farklı otellerde görev yaptı. Irak’tan Mısır’a, Libya’dan Rusya’ya uzanan çalışma hayatı boyunca sektörün mutfağını da vitrinini de gördü. Bugün ise Kremlin Palace Hotel’de çalışıyor ve burayı ‘İkinci evim’ olarak tanımlıyor. Gül’e göre turizm yalnızca hizmet sektörü değil; insanla insanın temas ettiği en hassas alanlardan biri. “Misafir insan olduğu için kıymetlidir” diyen Gül, işini duyguyla yaptığını söylüyor. Üstün Gül’ün hayatında oyunculuk da önemli bir yer tutuyor. Bugüne kadar Kurtlar Vadisi başta olmak üzere çeşitli dizi ve projelerde rol alan Gül, oyunculuğu hiçbir zaman maddi kazanç için yapmadığını vurguluyor. “Ben o duyguyu yaşamak için oynuyorum” diyen Gül, sahnede de hayatta olduğu gibi samimi kalmayı seçiyor.

‘Herkes saygıyı hak eder’
Gül’ün altını çizdiği en önemli nokta ise insanlara bakış açısı. Ona göre makam, mevki, ünvan insanın değerini belirlemiyor. “Cumhurbaşkanı da gelse, en sade vatandaş da gelse benim için aynıdır. İnsan insandır” sözleri, onun neden bu kadar sevildiğini açıklıyor. Misafirlerle kurduğu bağ, sosyal medyada binlerce takipçiye ulaşan doğal ve filtresiz paylaşımlarıyla birleşince Üstün Gül, çalıştığı otelin ‘gülen yüzü’ haline gelmiş durumda. Onu ayakta tutan en büyük güç sorulduğunda ise cevabı net: annesinin duası. Her sabah işe gitmeden önce annesinin elini öptüğünü anlatan Gül, “Anne hayattaki en büyük güçtür” diyor.


EA: Kendinizi kısaca tanıtır mısınız?
Ü.G: 1977 Malatya doğumluyum. 1999 yılında turizm sektörüne adım attım. Yaklaşık 26 yıldır bu mesleğin içindeyim. Şu an çay–kahve bölümünde çalışıyorum ama turizm benim için sadece bir iş değil; adeta ikinci evim.
E.A: Turizm yolculuğunuz nasıl başladı?
Ü.G: Kundu’da bulunan Topkapı Palace Otel’de ilk 1999 yılında göreve başladım Yurtiçi ve dışında değişik otellerde çalıştım. Irak Bağdat, Mısır, Libya, Rusya ve Ürdün’de farklı otellerde çalıştım, operasyonlara ve toplantılara katıldım. Yani turizmi sadece mutfakta ya da serviste değil, mutfağın arka planında da öğrendim.
E.A: Oyunculuk hayatınız ne zaman başladı?
Ü.G: Oyunculuk içimde hep vardı. Çeşitli dizi ve projelerde rol aldım. Ekmek Teknesi başta olmak üzere farklı yapımlarda ve reklam filmlerinde yer aldım. ATV ekranlarında da projelerde bulundum.
E.A: Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor?
Ü.G: Ben oyunculuğu para için yapmadım. Eğer mesele para olsaydı oyuncu olamazdım. Oyunculuk benim için duygu. O rolü yaşamak, hissetmek. Bir sahnede insanın içinden geçen duyguyu karşı tarafa geçirebilmek. Benim tatminim buradan geliyor.
E.A: Peki neden daha fazla ön planda olmadınız?
Ü.G: Hakkımı alamadığım oldu, emeğimin karşılığını göremediğim zamanlar yaşadım. Ama buna takılı kalmadım. Kırgın değilim. Nasip meselesi diyorum. Mücadele etmeye devam ediyorum.
E.A: Bugün çalıştığınız otel sizin için ne ifade ediyor?
Ü.G: Şu an çalıştığım Kremlin Palace Hotel benim ikinci evim. Yönetiminden çalışma arkadaşlarıma kadar kendimi bir ailenin içinde hissediyorum. Misafirleri müşteri gibi değil, ailem gibi görüyorum.
E.A: Misafirler sizi neden bu kadar seviyor?
Ü.G: Çünkü samimiyim. Rol yapmıyorum. Mutluysam mutluyum, üzgünsem de insan gibi davranıyorum. Misafir para verdiği için değil, insan olduğu için kıymetlidir. Onların sayesinde biz ekmek yiyoruz, bunu hiç unutmam.
E.A: Güler yüzünüzün sırrı nedir?
Ü.G: Ben hizmeti duyguyla yapıyorum. Karşımdaki üzgünse üzülüyorum, mutluysa sevincini paylaşıyorum. Bu iş ezan okunduğunda duracak kadar kutsal benim için. İnsanlara yukarıdan bakmam, kim olursa olsun.
E.A: Hayatta sizi ayakta tutan şey nedir?
Ü.G: Annemin duası… Her sabah işe gitmeden önce annemin elini öperim. Bu benim için bir alışkanlıktan öte, hayata tutunma biçimidir. İnsan ne yaşarsa yaşasın, annenin duası varsa sırtı yere gelmez. Hayatta en büyük güç annedir; sözsüz bir destek, görünmeyen bir kalkandır. Zor zamanlarda bile beni dimdik ayakta tutan, yolumu kaybettiğimde yeniden doğrulmamı sağlayan şey de tam olarak budur.
E.A: Kalabalıkta mı yalnızken mi kendinizi daha iyi ifade ediyorsunuz?
Ü.G: Ben her yerde aynıyım. Otelde nasılsam dışarıda da öyleyim. Sadece bulunduğum yere göre davranırım. Yerini, zamanını bilirim.
E.A: Oyunculukta en çok neyi istiyorsunuz?
Ü.G: Tek bir reklam filmi. Sadece kendim olarak, tek başıma. Para için değil. O anı yaşamak için.
E.A: Sizi kıskananlar olduğunu düşünüyor musunuz?
Ü.G: Ama ben kimseyle yarışmam. Hayatta tek rakibim yine kendimim. Her gün dünden daha iyi bir insan olmaya çalışırım. Kendi yolumda, kendi değerlerimle yürürüm. Başkasının gölgesinde değil, vicdanımın ışığında ilerlerim.
E.A: Hayatta asla vazgeçemeyeceğiniz şey nedir?
Ü.G: İnsanlığım. Gülüşüm. Saygım. Bunlardan ödün verirsem ben olmam.
E.A: Son olarak değerli okuyucularımıza bir mesajınız mı?
Ü.G: Duyduğunuza değil, gördüğünüze inanın. İnsanlara tepeden bakmayın. Bu dünya üç günlük. Kalbinizle yaşayın.
E.A: Teşekkür ederiz.
Ü.G: Ben teşekkür ediyorum. Kıymetli okuyucularınıza ve gazetenizde görev yapan tüm birimlere şükranlarımı sunuyorum.





