Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, TRT Haber canlı yayınında gündeme ilişkin soruları yanıtladı.

Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu'nda yüz ağartacak bir organizasyon gerçekleştirdiklerini ifade eden Kurtulmuş, bugüne kadar yapılan PAB Genel Kurulu toplantılarından yüzde 35 daha fazla katılımın olduğunu söyledi.

PAB 152. Genel Kurulu'nda 162 delegasyonun yer aldığını kaydeden Kurtulmuş, "Bunların içerisinde 800'e yakın parlamenterin olduğunu söyleyelim. 80'e yakın da parlamento başkanı yer alıyor. Hem genel kurul çalışmaları hem de komisyon çalışmaları, komiteler, farklı gruplarla bu çalışmalar çok yoğun ve etkin bir şekilde devam ediyor. Hatta gece geç vakitlere kadar sürüyor." diye konuştu.

Bu kadar çok ilginin olmasının en temel sebebinin, Türkiye'nin özellikle son yıllarda ortaya koyduğu büyük performans olduğunu belirten Kurtulmuş, Türkiye'nin bölgesel bir güç ve hatta artık bir küresel aktör olduğunu, hemen hemen görüştükleri bütün parlamento başkanlarının "öne çıkan", "dünyanın yıldız gibi parlayan bir ülkesi" şeklinde değerlendirmeler yaptıklarını dile getirdi.

Kurtulmuş, "Uluslararası alanda Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu liderlik diplomasisi, Türkiye'nin bütün kurum ve kuruluşlarının Afrika'da, Asya'da, Latin Amerika'da her yerde var olan mevcudiyeti, çok aktif bir şekilde diplomasi alanında Türkiye'nin yer alması hatta İstanbul'un birçok uluslararası çatışma çözümlerinin odak noktası, çözümün merkezi gibi olarak görünmesi hiç şüphesiz hem Türkiye'ye hem de özel olarak İstanbul'a ilgiyi artırıyor. Bundan dolayı da gerçekten iftihar ediyoruz. Bizim de çok memnun olduğumuz, bizi de duygulandıran çok değerli ifadelerle karşı karşıya kaldık." ifadelerini kullandı.

Dünyanın çok büyük kırılmalar, çatışmalar ve türbülanslar yaşadığının altını çizen Kurtulmuş, "Gelecek Nesiller için Umudu Yeşertmek, Barışı Sağlamak ve Adaleti Temin Etmek" temasının dönemin şartlarına çok uygun olduğunu vurguladı.

"Kurumlar çökmüş vaziyette, kurallar dağılmış vaziyette"

Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimin özellikle Asya ülkelerinden toplantıya gelmeyi zorlaştırabileceğiyle ilgili bir ara tereddüt yaşandığını ancak her şeye rağmen büyük bir katılımın olduğunu belirten Kurtulmuş, "Herkes artık şunu görüyor. Dünya sistemi, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere dünyanın hiçbir kurumu, dünyada barışı, adaleti temin edebilecek, gelecek nesillere umut vadedebilecek bir durumda değil. Kurumlar çökmüş vaziyette, kurallar dağılmış vaziyette, terminoloji yerle bir olmuş vaziyette. Dolayısıyla yeni bir söze, barışı, adaleti, hakkaniyeti esas alan yeni bir çıkışa ihtiyaç var. Bu sözün en önemli sahiplerinden birisi de hiç şüphesiz Türkiye'dir. Türkiye'de bu sözün sahiplerinden birisi olunca ister istemez ilgi fazlasıyla arttı ve böylesine önemli bir noktaya geldi. Bundan dolayı çok memnunuz."

Kurtulmuş'un açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

"İsrail’in mezhep savaşına döndürmeye çalıştığı bir fitnedir"

Körfez ülkeleri çok hassas dengeler üzerinde duruyor. Her birisinin çok ciddi endişeleri var. Yani sadece bu son savaşla birlikte değil, ondan önceki dönemde de çok ciddi endişeleri var. Ve biz Körfez ülkelerinden gelen dostlarımıza hep şunu söylüyoruz: Bu bölgedeki özellikle Amerika ve ama özellikle İsrail’in İslam dünyasında çıkarmaya çalıştığı mezhepçi fitneye aman bu ateşe benzin dökmeyelim. Yani bu bölgedeki halkların birbirinden başka dostu yoktur. Körfez ülkeleri farklı olabilir, siyasetleri farklı olabilir, ülkelerin yönetimleri farklı olabilir, halkların mezhepleri farklı olabilir ama şu anda ortada olan savaş bir mezhep savaşı değil. İsrail’in mezhep savaşına döndürmeye çalıştığı bir fitnedir.

Esas mesele İsrail’in bölgedeki sınır tanımayan, hukuk tanımayan yayılmacı politikalarıdır ve ne yazık ki Amerika’yı da bir şekilde avucunun içerisine almış, istediği gibi oynatmakta oluşudur. Dolayısıyla buna karşı akıllı ve dirayetli bir şekilde durmak lazım. Türkiye olarak başından itibaren hem Amerika’nın İsrail ile birlikte İran’a yaptığı saldırıları doğru bulmadığımızı, meşru bulmadığımızı ifade ediyoruz hem de bu savaşın Körfez ülkelerine yayılması konusundaki yaklaşımları doğru bulmadığımızı ifade ediyoruz. Bu anlamda da mutedil olmayı ve sorun çözücü ve bu anlamda meseleyi İslam’ın bir iç çatışması haline dönüştürmeyecek bir yaklaşımı esas alıyoruz. Bunları söylediğimizde karşılık bulduğunu da görüyorum.

"Amerika’nın hedefleriyle İsrail’in hedefleri birbirinden tamamen farklıdır"

Aslında çok uyanık olmamız lazım. Bu savaşla ilgili de yine bütün dostlarımıza, özellikle bölgeden ve İslam ülkesinden gelen dostlarımızla konuştuğumuzda şunu da söylüyorum; açık olan bir başka husus daha var: Burada Amerika’nın hedefleriyle İsrail’in hedefleri birbirinden tamamen farklıdır. Her ne kadar tam bir ittifak içinde görünüyorlarsa da Amerika’nın hedefi İran yönetiminin kabiliyetlerini kısıtlamak, yapabiliyorsa İran’da bir yönetim değişikliğini yapabilmektir. Ama İsrail’in esas hedefi İran değildir. İsrail’in hedefi Nil’den Fırat’a kadar olan arazi alanda Büyük İsrail’i kurmaktır ki bunun içerisine Türkiye’nin toprakları da giriyor.

Dolayısıyla eğer İsrail’in problemi İran ile ise niçin daha evvel Gazze’yi bombaladı, yerle bir etti? Niçin Lübnan’ı defalarca bombaladı, hala Lübnan’a saldırmalara devam ediyor? Suriye’yi niye bombaladı? Efendim Yemen’i niye bombaladı? Katar’ı niye bombaladı? Bölge ülkelerini niye bombaladı? Bir tek hedefi var İsrail’in: 'Artık biz zaten Amerika’yı da bu kadar avucumuzun içerisine almışken nihai amacımıza adımımızı atalım ve Büyük İsrail’i, İsrail Krallığı, Tanrı Krallığı’nı onca yeniden kuralım ve Davut’un yıldızını yükseltelim' diyorlar. Hatta kimilerinin Netanyahu’ya 'İkinci Davut' benzetmesi yapmasının arkasındaki temel nedenlerden birisi de budur. Dolayısıyla bizim en az onlar kadar akıllı olmamız lazım. Bu bölgeye, bu bölgenin tarihine ilişkin onlardan çok daha fazla birikimimiz var. Bunun yolu da onlar nasıl dağıtmaya, bölmeye, parçalamaya çalışıyorlarsa biz de derlemeye, toparlamaya, bir olmaya, beraber olmaya mecburuz ve bunu sağlamaya mecburuz. Bu fikirleri bütün dostlarımızla paylaşıyoruz.

"İsrail aslında Amerika’dan da yavaş yavaş bir ayrışma sürecinin içerisine giriyor"

Şimdi tabii gerçekten çok hassas bir dönemden geçiyoruz. Yani bütün bölge diken üstünde. Dün değerli mevkidaşım Pakistan parlamentosu başkanı Sayın Serdar Ayaz Sadık beyefendiyle görüştük ve uzun uzun biraz da off-the-record Pakistan’daki görüşmelerin perde arkasını anlattı. Burada Pakistan’a da tebrik ve teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Çok hassas, çok ciddi bir diplomasi yürüttüler. Belli bir noktaya geldi. Ama dikkat ederseniz tam Amerika’yla İran anlaştı derken, İsrail anlaşmayı bozmak için Lübnan’a saldırdı. Lübnan bu anlaşmanın içinde midir, dışında mıdır tartışmalarını başlatarak aslında kalıcı bir barış istemediğini, bölgede sükûnet istemediğini, esas amacının bölgede istikrarsızlık ve çatışma olduğunu bir kere daha ortaya koymuş oldu. Burada İsrail aslında Amerika’dan da yavaş yavaş bir ayrışma sürecinin içerisine giriyor, ister istemez giriyor.

"Çok kararlı bir şekilde durmamız lazım"

Bizim burada tabii ki çok kararlı bir şekilde durmamız lazım. Bütün uluslararası platformlarda bu saldırgan tavrın mutlaka engellenmesi için çabaların ortaya konulması lazım. Katar’ın hazırladığı, bizim de destek verdiğimiz, dün de büyük bir oyla kabul edilen metin inşallah son düzenlemeleri yapılıyor. Yarın Genel Kurul’da nihai oturumda kabul edilerek yayınlanacak. Bu da olursa şöyle güzel bir tarafı var; uzunca bir süredir PAB'ın Genel Kurulu’ndan böyle ortak bir metin, ortak bir deklarasyon çıkmıyor. Çünkü üçte iki çoğunluk lazım. Burada da bizim de destek verdiğimiz, Katar’ın da öncülüğünü yaptığı bu diplomatik girişimin başarılı bir şekilde sonuçlanacağı görünüyor. Burada mutedil, makul, bölgedeki bu savaşı istemediğini ifade eden, yayılmacı politikaları istemediğini ifade eden, bölgede çatışmanın yayılması için yapılan gayretleri doğru bulmadığını ifade eden herkesin makul bulduğu bir metin ortaya çıktı ve buna da zaten onun için çok büyük bir destek verildi. Ümit ederim yarın da son nihai olarak Genel Kurul’da okunacak ve kabul edilmiş olacak.

Bir de İstanbul Deklarasyonu adı verilen, Genel Kurul’un çalışmalarını özetleyen bir deklarasyon ortaya konulacak.

Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı
Saldırganı karşı sınıfında okuyan öğrenci anlattı
İçeriği Görüntüle

"Maalesef son karşılaştığımız olay, büyük bir alarmdır aslında"

Şimdi tabii Türkiye Büyük Millet Meclisi aslında hem böyle ortaya çıkan acil sorunlarla ilgili her zaman kurduğu komisyonlarla birlikte nasıl çözüm üretilebileceğini uzun çalışmalarıyla ortaya koymuştur. Ben bu komisyon raporlarının çoğunu inceleme fırsatını buldum. Son derece değerli, son derece önemli çalışmalar. Tabii asıl olan bu çalışmaların gerekli yasal düzenlemeler de yapılarak tamamlanmasıdır. Maalesef son karşılaştığımız olay büyük bir alarmdır aslında.

Türkiye’de gençlerimizin, evlatlarımızın geleceğiyle ilgili çok vahim bir noktada olduğumuzu böyle hepimizin yüzüne büyük bir şamar olarak vuran bir gelişmedir. Allah rahmet eylesin, ufacık çocuklar... Ölen bu çocuklarımıza ve öğretmen arkadaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun ama hakikaten yürek parçalayıcı, hakikaten içimizi kanatan büyük bir hüzündür, büyük bir acıdır.

Ama daha önemlisi, bundan da daha önemlisi, bu hüznümüzü yaşarken, bu acımızı yaşarken de; ne oldu da Türk toplumu, Türk gençleri bu noktaya doğru geliyor? Bunu araştırmak ve bunun tedbirlerini almak zorundayız. Başta işte sosyal medya kullanımları başta olmak üzere, gençlerimizin kültürel ve ahlaki gelişimlerini yanlış yönde etkileyen dış faktörler başta olmak üzere bunları ortaya koymamız lazım. Önceden bazı ülkelerde, şimdi isimlerini vermeyeyim ama bazı ülkelerde buna benzer okul saldırıları olduğu zaman çok üzülüyorduk, içimiz kan ağlıyordu ama şunu diyorduk: "Ya çok şükür bizim ülkemiz böyle değil." Ama maalesef bizim ülkemizde de artık böyle olabileceğini gösteriyor. Buna karşı amasız, fakatsız, hiçbir tereddüt içerisinde olmadan Meclis'te süratle çok ciddi bir araştırma komisyonu kurulmalı. Onlar da bütün ilgili tarafları dinleyerek ne gerekiyorsa, ne gerekiyorsa...

Bazıları burada "efendim şunu yapalım bunu yapmayalım, şu demokratik olur bu antidemokratik olur" gibi eleştirilerde bulunabilir ama gençlerimizin ruh sağlığını korumak için, gençlerimizin psikolojik bütünlüğünü sağlam yapabilmek için, onların toplumsal değerlere bağlı bir şekilde yetişmesini sağlamak için hangi tedbir alınacaksa, hangi önleyici tedbirler alınacak, hangi özendirici tedbirler alınacak, bunu mutlaka almamız ve gerçekleştirmemiz lazım. Yoksa Allah muhafaza bugün bir münferit olay gibi görünen bu mesele yarın bizi çok daha vahim noktalara sürükleyebilir. Bu tedbiri almak da başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere hepimizin, bütün Türkiye’nin boynunun borcudur.

Kaynak: TRT Haber