Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Antalya Şube Başkanı Tülin Koç, okullarda yaşanan şiddet olaylarının toplumsal ve siyasal nedenlerini mercek altına aldı. Şiddetin bir tercih ve sonuç olduğunu vurgulayan Koç, yetkililere seslenerek en kritik noktayı şu sözlerle başa çekerek, “Şiddetsiz, eşit ve güvenli okullar, şiddetsiz bir toplum mümkündür. Ancak bunun için siyasi tercihlerin değişmesi gerekir; siyasi irade ve kamusal sorumluluk şarttır. Siyasi iktidarı; toplumu ayrıştıran, hedef gösteren ve öfkeyi besleyen dili terk etmeye; kapsayıcı, birleştirici ve hak temelli bir kamusal dil kullanmaya çağırıyoruz. Okullarda güvenliği polisiye tedbirlerle değil; eşit, kamusal, bilimsel ve kapsayıcı bir eğitim politikasıyla sağlayabilirsiniz. Güvenlik görevlisi artırmak tek başına çözüm değildir. Rehber öğretmen açığı sürerken, psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmezken, sosyal hizmet uzmanları okullara atanmazken ‘önlem aldık’ denilemez” dedi.
‘Olay bir güvenlik krizidir’
Çekmeköy’de yaşanan ve bir öğretmenin hayatını kaybettiği, öğretmen ve öğrencilerin yaralandığı saldırının okullarda büyüyen şiddet ve akran zorbalığı gerçeğini tüm çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirten Tülin Koç, "Bu acı olay hepimize göstermiştir ki mesele yalnızca tekil bir saldırı değil, eğitim ortamlarında giderek derinleşen bir güvenlik ve hak ihlali sorunudur. Hayatını kaybeden öğretmenimizin ailesine ve öğrencilerine başsağlığı; yaralanan öğretmen ve öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz" dedi. Koç, okullarda artan şiddetin artık yalnızca okul sınırları içinde kalmadığını; sokağa, mahalleye ve toplumsal yaşama taşan bir güvenlik krizine dönüştüğünü ifade ederek, "Bu durum tesadüf değildir. Neden–sonuç ilişkisi açıktır ve görmezden gelinemez. Millî Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkilileri, bu ağır saldırıyı yalnızca açıklamalarla geçiştirmemeye; okullarda şiddeti önleyecek somut, kalıcı ve etkili adımları ivedilikle atmaya çağırıyoruz" açıklamasında bulundu.

‘Çocuklar okula aç gidiyor’
Okulların artık çocukları koruyan, güçlendiren ve eşitleyen kamusal alanlar olmaktan çıkarıldığını savunan Tülin Koç, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bugün milyonlarca yoksul çocuğumuz okula aç gitmekte, temiz suya erişememekte, psikolojik ve sosyal destekten yoksun bırakılmaktadır. Çocuklarımız ‘mesleki eğitim’ adı altında çalıştırılmakta, emekleri sömürülmekte, ağır ve güvencesiz koşullara mahkûm edilmekte, hatta yaşamlarını yitirmektedir. Bunun adı eğitim değildir. Bunun adı açıktır: Çocuk emeği sömürüsüdür. Bu bir çocuk istismarıdır ve çocuk istismarı suçtur." Okullardaki rehberlik hizmetlerinin ya hiç olmadığını ya da göstermelik kaldığını ifade eden Koç, "Akran zorbalığı, psikolojik baskı ve fiziksel şiddet; okul koridorlarının sıradan, olağan bir gerçeği hâline gelmiştir. Ayrıca, her okul çevresine polis görevlendirilmesi gibi tedbirlerin hayata geçirilmesi, okullarda şiddet riskinin ciddi bir sorun olduğunun resmi kabulüdür" dedi. Toplumun genelinde şiddetin normalleştirildiğine dikkat çeken Koç, "Siyasette kullanılan nefret dili, hedef gösteren söylemler; medyada körüklenen öfke ve adalet sisteminin siyasallaşması; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleştirilmesi, cezasızlık politikaları, derin yoksulluk ve açlık, şiddeti adeta teşvik etmektedir. Çocukların aç olduğu, gençlerin umutsuzluğa mahkûm edildiği, şiddetin cezasız kaldığı bir ülkede ne gelecekten ne de toplumsal barıştan söz edilebilir" uyarısında bulundu.
Akran zorbalığı ve şiddet
Akran zorbalığının bir çocuğun başka bir çocuk tarafından sistematik biçimde fiziksel, psikolojik ya da sosyal olarak zarar görmesi olduğunu hatırlatan Tülin Koç, şiddetin çerçevesini; fiziksel saldırı, tehdit ve korkutma, hakaret ve aşağılama, sosyal dışlama ve dijital ortamda hedef gösterme (siber zorbalık) olarak tanımladı. Koç, "Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF zorbalığı çocukların temel haklarına yönelik sistematik bir tehdit olarak tanımlamaktadır. Dolayısıyla zorbalık ‘çocuklar arasında olur’ denilerek geçiştirilemez. Bu, açık bir çocuk hakkı ihlalidir" dedi. Çocukların toplumsal atmosferden doğrudan etkilendiğini vurgulayan Veli-Der Başkanı, Koç, "Toplumda kutuplaştırıcı dilin, ötekileştirmenin ve şiddetin normalleşmesi; okul ortamına da yansır. Toplumda kullanılan dil ile okul koridorlarında yaşananlar arasında doğrudan bir bağ vardır. Siyasi iktidarın yıllardır sürdürdüğü ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı söylem, ‘biz–onlar’ dili, muhalifleri, farklı kimlikleri ve toplumsal kesimleri hedef gösteren üslup, eleştiriyi bastıran, öfkeyi meşrulaştıran yaklaşım toplumsal iklimi sertleştirmiştir” dedi. Bu dilin dijital mecralarda da kontrolsüzce yayıldığını belirten Koç, "Nefret söylemi ve hedef gösterme kültürü dijital mecralarda yayılmaktadır. Bu ortamda büyüyen çocuklar için hakaret ve linç kültürü sıradanlaşmaktadır. Çocuklar bu dili model alır. Yetişkinlerin birbirine yönelttiği öfke, aşağılayıcı söz ve tehdit; okul bahçesinde akran zorbalığı ve fiziksel şiddet olarak yeniden üretilir. Şiddetin toplumsal meşruiyet kazandığı bir ortamda, çocuklardan şiddetsiz davranış beklemek gerçekçi değildir" diye konuştu.
‘Güvenli okul’ önerisi
Eğitim politikalarındaki eksikliklere de değinen Tülin Koç şöyle devam etti: "Çözüm, yalnızca okulların kendi içinde üreteceği uygulamalarla sınırlı olamaz. Çocuk haklarını önceleyen, kapsayıcı, şiddetsiz ve eşitlikçi bir kamusal politika yaklaşımı zorunludur. Öğrenci Veli Derneği olarak önerimiz, ulusal ölçekte bağlayıcı bir ‘Güvenli Okul ve Şiddetle Mücadele Politikası’ oluşturulmasıdır. Bu politika; eğitim, medya, sosyal hizmetler ve yerel yönetimlerin ortak sorumluluğunu içeren bütüncül bir yaklaşım üzerine kurulmalıdır. Bizler; çocuklarımızın kaybolan çocukluğunu yeniden kazanmak için laik, bilimsel, kamusal ve eşit bir eğitim hakkı için bu düzeni kabul etmiyoruz. Yetkililer, toplumsal şiddetin nedenlerini ortadan kaldıracak politikaları acilen hayata geçirmek zorundadır. Okullar korkunun değil güvenin alanı olmalıdır. Akran zorbalığı ‘büyümenin doğal parçası’ değildir. Okullar toplumun aynasıdır. Çocukları korumak istiyorsak; dili, politikaları ve kamusal sorumluluğu güçlendirmek zorundayız. Çocukların yaşam hakkını ve onurunu korumak devletin asli sorumluluğudur.”





